• BIST 105.964
  • Altın 163,602
  • Dolar 3,9454
  • Euro 4,6655
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 5 °C
  • Adana 8 °C
  • Antalya 12 °C

Farklı bir Amerikan projesi olarak Gülen hareketi

Torun Ahmet TÜRKMEN

Gülen hareketi hiçbir zaman gerçek özü, kapsamı ve hedefleri itibari ile kamuoyunda tartışılmadı. Ortaya çıkmaya başlamasından bu yana geçen onlarca yıl boyunca hem ilgili döneme bağlı olarak, o dönemin özellikleri ya da tartışılması istenen boyutu ile tartışıla geldi.

Tartışan kişi ve çevrelerin beklentileri ve tutumlarına bağlı olarak hizmet hareketi, Türkün Dünya’ya yayılmasına katkı yapan hareket, İslam dininin savunucusu ve dünya’ya yayılmasına çalışan yapı, Gülen hareketi, Gülen tarikatı, İlim irfan merkezi gibi çeşitli adlarla ortaya kondu. Tarihi boyunca çeşitli boyutlarda ve şekillerde egemen güçler ve iktidar çevrelerince hep desteklendi.

Bu harekete dönük eleştiri ve tehlikelerine dönük düşünceler sadece sol ve demokratik çevrelerle sınırlı kaldı. Hatta bu çevrelerden kimileri bile bu hareketin özünü göremeyerek dolaylı olarak destek oldu.

Gülen hareketini diğer İslami kökten dinci hareketlerinden ayıran temel faktör neydi? Bu hareketi diğer tarikat ve cemaatlerden ayıran özellikler nelerdi? Ona her zaman ayrıcalık kazandırılan özellik neydi?

Diğerlerinden köklü bir şekilde farklı olarak bu hareketin, İslam toplumlarını ve devletlerini doğrudan yönlendirmeye ve kontrol etmeye dönük olarak Amerika tarafından şekillendirilmiş olmasıdır.

Bu tür hareketlerin ezici bölümünde Amerika etkisi farklı boyutlardayken, din faktörü önem taşıyan bir faktörken, bu harekette farklı bir bakış açısının olduğu görülüyor. Dinsel motivasyonun ve algının buna monte edilen bir olgu olduğu görülmektedir. Önemli olan dinin güçlendirilmesi değil, Amerika’nın çıkarlarının ve hedeflerinin tutturulması ana hedeftir. Diğer hedefler bu hedefe tabidir. Örneğin EL-Kaide, IŞİD gibi yapılar da Amerikancı yapılardır ama onlarda din faktörü yapının temelini oluşturmaktadır. Zamanla bu yapılar farklı şekillere ve hedeflere yönelebilmektedir.

Amerikan emperyalizmi gülen hareketiyle köklü bir konsept değişikliği ortaya koymuştur. Diğer köktendinci hareketlerde ana argüman olarak “Batı karşıtlığı, batıyı sözümona düşman gibi gösterme” varken, batı İslam’ı engelleyen, gelişmeyi frenleyen faktör olarak ortaya konurken, FETÖ hareketinde Amerika adına doğrudan sorumluluk üslenen “Sen bana yetki ver, ben senin adına, senin çıkarın doğrultusunda İslam toplumunu, devletlerini yönlendireyim” anlayışı vardır.

Amerika Ortadoğu’da onlarca yıl Büyük Ortadoğu projesi, yeşil kuşak, Arap baharı, Siyasal İslam gibi birbiriyle bağlı birçok projeyi ortaya koydu. Son tahlilde tüm bu projelerin artık tutmadığını gördü ve uzun süre önce konsept değişikliğine karar verdi. Bilimin, teknolojinin, üretici güçlerin ve özellikle bilişimdeki köklü değişiklikler bu konsept’in ortaya konmasının ana nedenidir. Egemenlik ve yönetme şeklindeki yeni bir deneme olarak ortaya konmuştur. Artık uygulama alanı sınırlanan eski yöntemlerin yerine konmaya çalışılan çizgidir.

Amerika bu yapıyı, Gülen hareketini birdenbire bırakamaz. Sınırsız ölçüde bağlarla birbirine bağlıdırlar. Sanırım, işbirliğinin bu boyutunun ortaya çıkmasını Amerika’nın isteyebileceğini kimse düşünemez. Zaman içerisinde olgu çürütülmeye, gözlerden kaçırılmaya çalışılacaktır.

Aynı şey AKP- FETÖ ilişkilerinde de geçerlidir. Dikkat edilirse siyasi iktidar OHAL’in yarattığı son derece elverişli ortama rağmen olgunun siyasi ayağının üzerine gitmemektedir- gidememektedir. Çünkü gittiği takdirde AKP’nin parti olarak büyük oranda bu işin içinde olduğu görülecektir. İki Amerikancı yapı olarak 13 yıl boyunca her ne yaptılarsa birlikte yaptıkları görülecektir.

Diğer hareketlerde olduğu gibi bu harekette de egemen olan anlayış mutlak itaat, biat kültürü, tüm iradelerin baskı altına alınması, anlayışların zor yoluyla kabul ettirilmesi esas olduğu ve temel motivasyon çarpık İslam anlayışı olduğu için şiddet temel öğe olarak öne çıkmaktadır. Bu durumda bu hareketlerin tümü, Dünya’da egemen güçleri rahatsız eder duruma gelmiş bulunuyor. Kontrol edilemez şiddeti temel argüman olarak kullanan bu güçler artık tehlikeli, durdurulması gereken güçler olarak algılanmaya başlanmıştır. Terör ve kör şiddet Dünya’nın bütününü tehdit eder hale gelmiş gözüküyor.

Bu nedenlerle FETÖ de dahil tüm radikal İslami hareketler bundan sonra daha az tolare edileceklerdir diye düşünebiliriz. Bu durumdan, bu tür yapıların birdenbire ortadan kalkacağı sonucunu çıkarmamak lazımdır. Bunun bir süreç olduğunu görmek gerekiyor.

Bu arada, 15 Temmuz sonrası yaratılmak istenen suni birlik görüntüsünün AKP tarafından tümden terk edildiği, ekonomik potansiyellerin azaldığı, toplumsal tabanlarının daralmaya başladığı günümüzde, iktidarı sürdürme hedefleri açısından her iki gücün yani AKP ve FETÖ’nün uzlaşmaya mecbur kalacaklarını bir öngörü olarak hesaba katmamız gerekiyor. Bu sürece MHP’nin bir kesiminin de katılabileceğini düşünebiliriz.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)