• BIST 108.504
  • Altın 144,692
  • Dolar 3,5003
  • Euro 4,1138
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 30 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 31 °C

Fatih Terim, Hırvatistan maçından dersler çıkardı mı?

Fatih Terim, Hırvatistan maçından dersler çıkardı mı?
45 yıldır futbolun içinde olan bir kişinin yukarıdaki gibi bir 90 dakikayı böylesine rasyonaliteden uzak yorumlaması mümkün olmamalı. Ama sözcüklerinde ya samimiyse, işte ilerisi için umutsuz olmamın ana sebebi tam da budur...

Ali Kaya Soysal

2018 Dünya Futbol Şampiyonası için start verildi. Avrupa kıtasını 9 grup birincisi, en kötü ikincinin dışında kalan 8 takımın play-off maçlarından katılan  4 takım  ve evsahibi Rusya ile birkilkte toplam 14 ülke temsil edecek. Pazartesi gecesi bu 13 takım arasına girebilme yarışına Hırvatistan deplasmanıyla başladık ama hangi ortamda; maça birkaç gün kala Fatih Terim'in yaptığı basın toplantısında Fransa 2016'daki başarısızlığı 6 futbolcunun üstüne yıkmaya çalışan açıklamaları futbol gündemine oturdu ve Hırvatistan maçının başlama düdüğüne kadar sürdü..

Aslında bu basın toplantısı Avrupa şampiyonasından döndükten hemen sonra sıcağı sıcağına yapılmalı, "etekteki taşlar dökülmeli" ve tüm halka ait olan ulusal takımımızın saha içi/dışı sorunları, gerçekleri kamuoyuyla net olarak paylaşılmalıydı. Ancak o şekilde herkesin üstünde uzlaşabileceği, haklıyla haksızı ayırt edebileceği, belki de 6 futbolcunun kadro dışı kalmasını doğru bulabileceği bir zemin oluşabilirdi.

 Ama Terim ne yaptı, "dönünce gereğini yapacağım" demesine rağmen 2.5 ay konunun üstüne yattı ve Rusya hazırlık maçından bir gün önce basın toplantısı düzenleyerek, dinleyenleri adeta anlamakta kıvrandıran bir üslupla, hiç bir noktayı netleştirmeden her türlü yoruma açık 50 dakika konuştu. Bence hocanın stratejisi medyanın ileride yapacağı yorumlar için "ben öyle demek istememiştim, yanlış anlaşılmış" üstüne kurgulanmıştı, ki buna "şark kurnazlığı" denir ve de hiç "şık" değildir. Niye net olunmuyor, çıkıp açıkca, mertçe merak edilen konular millete, basına anlatılmıyor, kavrayabilmiş değilim. Hırvatistan maçı bitti, sahanın içini konuşacağımıza halen bulmaca çözmeye çalışıyoruz. Çünkü bana göre İmparatorumuz "kaotik ortamlardan" hoşlanıyor, adeta besleniyor.

Düşünün, dört paragraf bitti, yeşil alanın içine daha yeni sıra geldi. Hırvat maçının teknik analizini Salı günü okumuşsunuzdur bu satırlarda, bugün grubu da içine alacak genel bir değerlendirme yapacağım: Öncelikle tabela yorumu yaparsak, grubun favorisi Hırvaristan deplasmanından bir puanla dönmek ve özellikle diğer güçlü rakipler Ukrayna- İzlanda'nın beraberliği başlangıç için mutlak küçük bir avantaj, Finlandiya-Kosova yenişememesini   değerlendirmeye almamam mantıklı ise eğer.

Fakat tabelayı bir kenara bırakıp Zagrep'de seyircisiz rakibimiz karşısında ortaya koyduğumuz oyuna bakacak olursak durum hiçde iç açıcı değil; çünkü top oyunda 55 dakika kalmışsa, bunun 50'sinde savunmadaydık, buna rağmen toplam 8 gol pozisyonu verdik, 3 topları direğe gitti ve kalecimiz 3 net golü önledi. 5 dakikalık atak girişimlerimiz Emre Mor'un çalımları, hakemin yarattığı serbest vuruştan H.Çalhanoğlu'nun baraja çarpıp kaleciyi yanıltan "balık golü" ve ikinci yarının başlarında Cenk'in şutunun kalecide kalması şeklinde özetlenebilir. Böyle bir 90 dakikanın sonundaki basın toplantısında Hırvat teknik direktör "kötü bir günümüzdeydik, ama rakip şanslıydı" demesi futbol adına ne  kadar doğru bir tesbitse, bizim hocanın "ben şansa inanmam, topu 7.32 nin içine sokacaksın, ayrıca maçı biz de kazanabilirdik" demeci o denli mantıktan uzaktı.

Bence bunu kasıtlı yapıyor hoca, tarzı bu. Yoksa 45 yıldır futbolun içinde olan bir kişinin yukarıdaki gibi bir 90 dakikayı böylesine rasyonaliteden uzak yorumlaması mümkün olmamalı. Ama sözcüklerinde ya samimiyse, işte ilerisi için umutsuz olmamın ana sebebi tam da budur, yani kadro yeterlidir, oyun tatmin edicidir, sorun morun yoktur ona göre... Oysa kazın ayağı öyle değildir bana göre, kadro yetersiz, üstelik  tecrübesizdir, oyun berbattır, sorunlar ise dağ kadardır.

Sorunları biraz açalım; bu kadroyla, Oğuzhan katılsa bile ancak oyunun defans yönünü oynayabiliriz, tabi rakipden çok koşmak, oyun disiplininden kopmamak, Volkan Babacan'ın müthiş formunun devamı ve şansımızın yanımızda olması koşullarıyla, bunlardan bir veya ikisi aksarsa hezimete uğrarız, "her zaman papaz pilav yemez"...Orta alanda "kreatif" oyuncumuz yok, oyunu yeri geldiğinde dinlendirecek, yön değiştiren  uzun diagonal paslar atabilecek , rakip savunma arkasına derin toplar gönderebilecek, verkaçlarla ceza alanını zorlayabilecek, şut girişimlerinde bulunabilecek, yani bireysel becerileriyle  rakibi önlem anlamında en az 2 kişi eksiltecek..

Gözünüzün önüne Modric'in penaltı pozisyonunu getirin, ilk hamleyi yapan Hakan, arkasından ayağını uzatıp penaltıya neden olan İsmail dışında aynı 3 metre kare içinde kademede bekleyen 4 oyuncu daha vardı, çünkü rakip Modric yukarıda saydığım tüm özelliklere sahip, önlem alınması gerek.

Takımımızda  bu özelliklere az da olsa yakın bir adam vardı; Emre Mor. Ama henüz olgunlaşmamış, takım oyununu özümsememiş ve kanatlara yakın oynuyor. Oğuzhan da sakat, o zaman  tüm bu tariflere uyan biri var İspanya'da, üstelikte formda, 26 yaşında ve  takımın kaptanı...Emre demişken, bir parantez açmak istiyorum, daha 19 yaşında , ilerisi için büyük umut vaad ediyor, zaten öyle olmasa Dortmund  ilgilenmezdi. Ama kendisine bu genç yaşta bu kadar yük verip, bir iki çalımdan sonra da göklere çıkartırsak çabuk kaybederiz. Çok da şahsi oynuyor, şımarmanın ilk emarelerini de verdi son maçta. Dikkat!

İkinci bölgeyle devam edersek eğer, aklıma Nuri Şahin geliyor. Kariyeri ve tecrübesiyle tarifimdeki bazı özelliklere haiz futbolcuların başlarında geliyor, ama hoca nedense onu kadroya alıyor ama kullanmıyor. Bu yanlış bana göre.. 60'dan sonra dalga dalga gelen Hırvat ataklarında savunmamızdan dönen topları oyuna sonradan giren önce Olcay, sonra Volkan mı stop edip, saklar, bir iki kısa yan pas yaparak takımın çıkmasını, rahatlamasını sağlardı, yoksa Nuri mi?

Kalede sorun yok şimdilik. Volkan'ın sakatlanmamasını dilemekten başka çaremiz yok, çünkü ikinci ve üçüncü kalecilerle arasında çok fark var. Ancak iki bek ve stopperler konusunda endişeliyim, Şener ve İsmail, hatta H.Kaldırım son halleriyle 2 yıllık uzun maratonda mevkilerinin alternatifleri olurlar, kimlerin mi, G.Gönül ile Caner'in..

Stopper sorunu yaşıyor ülkemiz futbolu yıllardır. Niye? Bu pozisyonlarda 3 büyüklerde hep yabancılar oynuyor. Hakan Balta dışında, diğer kulüplerde de manzara hemen hemen aynı gibi. Eldeki mevcutlar Serdar Aziz, Ahmet Çalık, Çağlar ve devşirme Mehmet Topal... En iyisi de Topal üstelik. Bu hatta Terim acilen ideal tandemini bulmak zorunda ve bu ikilinin, 3-5-2 oynadığındaysa üçlünün hazırlık maçlarında birbirleriyle uyumunu sağlamalı ve mecbur kalmadıkça değiştirmemeli, deyim yerindeyse stopperler kan kardeşi  gibi olmalı...Dışarıdan ise bana göre uluslararası fiziği olan Atınç'ın davet edilmesi, tecrübeli H.Balta ile Semih'in de gözetim altında tutulması gerekir diye düşünüyorum.

Forvet hattına geçecek olursak, son maçta oynayan üçlü Emre, Çalhanoğlu ve Cenk idi. Son derece uyumsuz ve etkisiz gözüktüler, ama böyle bir rakip karşısında bu oyun anlayışıyla daha fazlasıda beklenemezdi. İçeride oynayacağımız Hırvatistan, İzlanda ve Ukrayna maçlarında hücum ağırlıklı bir anlayışla sahaya çıkmamız gerektiğine göre bu üçlünün performansları kendiliğinden  mutlaka değişecektir, buna inanıyorum.. Kulübeden gelebilecek Volkan Şen, Gökhan Töre, Olcay, Yunus Mallı takviyeleri yeterli olacaktır. Santrafor pozisyonunda ise Cenk şimdilik alternatifsiz ama formda, kafasında tilkiler dolaşmayan bir Burak o bölgeye katkı sağlayabilir. Gençlere gelince, Kaan Ayhan, Okay Yokuşlu, Çağlar Söyüncü, Ahmet Oğuz, İrfan Can, Cengiz Ünder, Enes Ünal, Salih Uçan ve Tolga Ciğerci'yi de bu gruba dahil edelim, bu oyuncuların gelecekleri parlak..

Fakat, önümüzdeki 2 yıl içinde dünya kupası elemeleri için daha 9 maç oynayacağız, tahminen 9-10 adet de hazırlık karşılaşması, bu gençleri özel maçlarda A takımına ısınmalarını sağlamak için kullanmak, gelişimlerini takip etmek en doğru yol. Ayrıca Finlandiya ve Kosova maçlarında ikişer, üçer şans bulmalılar.. Ama ,Hırvatistan maçında olduğu gibi radikal bir değişimle Ukrayna ve İzlanda karşısında riske edilmemeli. Gruptaki ilk 2 sıra için rakiplerimiz olan bu 3 takımla oynayacağımız maçlara o anki en güçlü kadromuzla çıkmamız gerek. Aksi halde 2018'i de "pas geçeriz o zaman bu gençleştirme operasyonu amacına ulaşmaz. Son 3 yılda Terim'in kullandığı toplam 82 oyuncunun sayısı 95'e çıkar ki dünyada örneği yok. Yeniden yapılanma palavraları devam eder..
 
Özet: Satırlarımdan anlaşılacağı üzere, Terim tarafından tam sebeblerini henüz bilmediğimiz nedenlerle kadro dışı bırakılan 6 futbolcudan sadece Selçuk'un adını anmadım, ama özellikle Arda, G.Gönül ve Caner'e takımın ihtiyacı var.. Fatih hocanın  önümüzdeki süreçte şahsi kaprislerini bir tarafa atıp ulusal çıkarlarımızı gözetmesi lazım, tabi eğer sözkonusu futbolcular bizim bilmediğimiz "yüz kızartıcı, vatan hainliğine varan suçlar işlemediyse..."
 
İki dip not:

1- Ulusal takımın forma rengi kırmızı-beyazın dışında her renk, niçin?

2- Federasyon dünya kupasına katılmak için prim sistemi uygulayacaksa hemen tüm şeffaflığıyla kamuoyuna açıklamalı, çünkü takım hepimizin.
 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)