• BIST 104.001
  • Altın 145,505
  • Dolar 3,5061
  • Euro 4,1839
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 28 °C

Fatih Yaşlı: Zaman, Cemaatle dayanışma zamanı değil!

Fatih Yaşlı: Zaman, Cemaatle dayanışma zamanı değil!
'Solun bir bölümü de “Susma sustukça sıra sana gelecek” demek adına buna iştahla sarılmış durumda.' Sol, sıranın hep en başındaydı zaten.

Fatih Yaşlı, Zaman gazetesine kayyum atanmasının ardından BirGün gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı 'Zaman dayanışma zamanı mı?' başlıklı yazısında 'susma sustukça sıra sana gelecek' yaklaşımını eleştirdi. Fethullah Gülen Cemaati'nin mağdur değil, iktidar kavgasının mağluplarından olduğunu işaret eden Yaşlı,  "Yarın Türkiye’de kartlar yeniden karılıp yeni bir iktidar bloğu oluştuğunda Cemaat yeniden o bloğun bir parçası olacak ve geçmişte yaptıklarının aynısını yaparak yoluna devam edecek" dedi. 

GAYRIRESMİ KOALİSYON ORTAĞI...

"Karşımızda, 'Susarsak sıra bize gelecek' diyebileceğimiz bir durum olmadığı gibi, sustuğu için sıra kendisine gelmiş olan değil, kendi yarattığı canavar tarafından yutulmak istenen birileri var" diyen Yaşlı, Cemaat'in düne kadar AKP'nin "gayrıresmi koalisyon ortağı" olduğunu ifade etti.

Fatih Yaşlı'nın bugün BirGün gazetesindenki köşesinde kaleme aldığı  'Zaman dayanışma zamanı mı?' başlıklı yazı şu şekilde;   

Rahip Niemöller’in hikâyesini herkes bilir: “Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra Yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra Katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.’’

Liberallerin pek sevdikleri bu hikâye, Zaman’a el konulmasının ardından bir kez daha dolaşımda. Naiflik mi, apolitizm mi desek, solun bir bölümü de “Susma sustukça sıra sana gelecek” demek adına buna iştahla sarılmış durumda.

Oysa olan biteni anlamak ve anlatmak için son başvurulacak bir örnek varsa o da Niömeller örneği; çünkü birincisi sıranın bize gelmesi için önce birilerine gitmelerine gerek yok, biz o sıranın en önündeki yerimizi ezelden beri koruyoruz zaten. Ve ikincisi, “Susma” çağrısının muhatabı biz değiliz; çünkü bu ülkede her şeye rağmen susmayan birileri varsa, onlar zaten bizleriz.

Devam edelim, Niemöller’in hikâyesini yakın Türkiye tarihine uyguladığımızda, “geldiler” denilenler ve “gelinenler” kim acaba? Türkan Saylan’ın evini basan kim, Ahmet Şık’a “dokunan yanar” dedirten kim, Hrant Dink cinayetine dair son derece önemli bilgilere ulaşan Nedim Şener’i tutuklayan kim, Ali Tatar’ın onur intiharının müsebbibi kim, “Gazetecilikten yargılanmadılar” manşetinin sahibi kim, sahte delillerin, düzmece iddianamelerin, kumpas davaların yaratıcısı kim?

Demek ki karşımızda, “Susarsak sıra bize gelecek” diyebileceğimiz bir durum olmadığı gibi, sustuğu için sıra kendisine gelmiş olan değil, kendi yarattığı canavar tarafından yutulmak istenen birileri var. Cemaat düne kadar iktidar partisinin gayriresmi koalisyon ortağıydı ve bugün kendisine de yönelen canavarı Dr. Frankenstein misali kendisi yarattı. Başta emniyet ve yargı olmak üzere bürokrasideki kırk yıllık kadrolaşma parti-devletinin inşasında ve buna engel olabilecek odakların mahkeme salonlarında tasfiyesi için kullanıldı. Ele geçirildikten sonra ise devletin sahipliğine dair bir iktidar kavgası başladı ve ortaklar birbirlerini yok etmeye yöneldiler. “Düşman” tasfiye edilmiş, ancak başta istihbarat olmak üzere hangi kurumun kimin olacağı, finansal kaynakların nasıl kontrol edileceği ve rantın nasıl dağıtılacağı konusunda anlaşılamamıştı. Sonrası ise malum: Kapatılan dershaneler, 17-25 Aralık, ses kayıtları, silah yüklü tırlar, el konulan bankalar, kayyum atanan şirketler…

Peki tüm bunları, “Oh olsun, hak ettiler” demek için mi hatırlatıyoruz, ‘’Geçmişte yaptıklarının acısı çıkıyor” mu diyoruz? Elbette ki hayır, böylesi bir apolitizmin, böylesi bir sığlığın içinde değiliz; mesele basitçe dün yaptıkları değil, dün yaptıklarının gelecekte yapacaklarının teminatı olması.

Bu ülkede bazen en basit gerçekleri bile tekrar tekrar hatırlamak, hatırlatmak gerekiyor; öyle yapalım biz de: Dayanışma çağrısı yapılan, bize kabul ettirilmeye çalıştığı gibi bir gazete değil, o gazetenin arkasındaki politik özneyle dayanışmamız söyleniyor aslında bize. Lideri ABD’de yaşayan, politik hedeflere sahip, devlette örgütlenmiş, bankaları, dershaneleri, okulları olan bir tarikata, üzerine basa basa söyleyelim bir tarikata, sırf iktidarın hedefinde olduğu için omuz vermemiz talep ediliyor. “Komünizmle Mücadele Dernekleri”nden gelen, sol düşmanlığı ve solla mücadele temel siyasi var oluş nedeni olan, 12 Eylül’e selam duran, gencecik çocukların aklını hurafelerle, cinle, periyle, büyüyle doldurup zihinlerini iğfal eden bir yapıya sahip çıkmamız isteniyor.

Bugün Türkiye’de bir faşizm tehlikesi var mı? Şüphesiz ki evet, bunu biliyoruz. Peki, bu tehlike, bazı aklıevvellerin Dimitrov’un “Faşizme Karşı Birleşik Cephe” kitabına referansla dile getirdikleri gibi liberallerle ve Cemaatle aynı saflarda buluşmayı gerektiriyor mu? Şüphesiz ki hayır, bunu da biliyoruz.

Bir faşizm tehlikesi var ama daha önce de yazdığımız üzere, buna izin vermeyecek bir restorasyon projesi de var, parlamenter sistemcilerle başkanlıkçılar nihai kavgaya hazırlanıyorlar. Giderek yalnızlaşan, etrafında danışmanları dışında kimsesi kalmamış, uluslararası arenada müttefiki bulunmayan, batıda her gün “Gidiyor” yazılarına konu olan bir siyasetçi daha ne kadar böyle devam edebilir?

Yarın Türkiye’de kartlar yeniden karılıp yeni bir iktidar bloğu oluştuğunda Cemaat yeniden o bloğun bir parçası olacak ve geçmişte yaptıklarının aynısını yaparak yoluna devam edecek. Bugünün apolitik dayanışmacıları da, o gün bir kez daha başlarını taşlara vuracaklar. Başını taşa vuranlardan olmamak için, biz kendi işimize bakalım, kendi yolumuzda yürümeye devam edelim.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)