• BIST 101.892
  • Altın 190,254
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 23 °C
  • Antalya 21 °C

Felsefe ve insan

Felsefe ve insan
Felsefe derken teolojiye, milliyetçiliğe dahası sermayeye hizmet eden düşünce disiplininden mi söz ediliyor, öncelikle bunu anlamak gerekir.


Ülkemizde, felsefenin kitap fuarlarında da olsa ön plana çıkartılmasını, toplumun felsefeye ihtiyaç duyduğunun işareti olarak okumak gerekir. Bu yüzden de felsefede veya felsefece sözü olan kesimlerin, insan ve dünya sorunları altında ezilenlerin, bu sorunlara dair sorumluluk duyanların fuardaki toplantılara eşlik etmeleri zorunludur ve sorumluluk gereğidir.

FELSEFENİN GÖRÜNÜR KILINMASI: TÜYAP KİTAP FUARI 
Mehmet Akkaya

Konusu ya da başlığı “Felsefe ve İnsan” olan İstanbul Kitap Fuarı, 12-20 Kasım tarihleri arasında Beylikdüzü’nde açılıyor. Benim fuar tecrübesinden anımsadığım iki konu var. Birisi fuar merkezinin adeta kentin dışında kuruluyor oluşu, diğeri de yapılan etkinliklere, konu veya kişiler popüler değilse yeterli sayıda kimsenin katılmıyor oluşudur. İnsanların fuardan ne kadar kitap edindikleri, ne kadarını okudukları soruları da izaha muhtaçtır. 

Yine de kitap olgusunu hatta kitap kavramını gündemine alan her çabayı desteklemek, teşvik etmek ve ucundan tutmak gerektiği de, bilhassa bizim gibi toplumlarda zorunludur. Üstelik bu defa kitap fuarının konusu daha da spesifik ve bir bakıma iddialı bir başlık taşıyor. Düşünce özgürlüğünün bir hayli zayıfladığı günümüz koşullarında, muhalif basın-yayın organlarının susturulduğu ortamda felsefenin ne denli kendini açacağı elbette tartışma kaldırır. 

HANGİ FELSEFE, HANGİ İNSAN?
Felsefe derken teolojiye, milliyetçiliğe dahası sermayeye hizmet eden düşünce disiplininden mi söz ediliyor, öncelikle bunu anlamak gerekir. Herkesin felsefeden aynı şeyi anladığını düşünmüyorsak soru daha da anlamlı hale gelir. Ya da Sokrates, Platon ve Aristoteles misali felsefeyi tanımlayıp, herkesin ondan yani felsefeden bizim anladığımızı anladığını varsaymamız gerekir. Oysa sınıflı toplumlarda, –ayrıntısı bir yana- her türden eşitsizliğin dev boyutlarda yaşandığı zaman-mekânda bunun gerçekliği yansıtmadığı açıktır. 

Felsefe için anılan benzer bir sorunsal, insan olgusu ve kavramı için de geçerlidir. Hangi insan? Amacı, sermayesini büyütmek ve yaymak olan insan, savaşlara, nükleer silah üretimlerine ve halkların boğazlanmasına karar veren insan mı? Dahası da var. “Kapitalist insan” mı, “emekçi insan” mı, hangisi? İnsan deyince savaş kararlarıyla halkları birbirine boğazlatanlar mı anlaşılacak, yoksa bu savaşlara zorla sürülerek yaşamları türlü trajedilerle sonuçlanan işçiler, emekçiler, gençler hatta aydınlar, sanatçılar, bilim adamları, filozoflar mı anlaşılacak? İnsan deyince kadınlar mı anlaşılıyor, yoksa ağırlıklı olarak erkekler mi kastediliyor? Eğer kadınlar da erkekler kadar anılıyorsa, çalışan kadınlar mı, sömüren kadınlar mı, yoksa her ikisi de mi anılıyor?

ÜÇ FELSEFİ TUTUM 
Andığımız sorulara verdikleri yanıtlara bakılarak tek tarz bir felsefenin olmadığını söylemek mümkündür. Bu durum, sorgulamak, sorular sormak, eleştirel bakmak, kavramsala bağlanmak gibi felsefenin temel ve ortak mantığını yadsımaz. Felsefenin pek çok tarzından söz edilse de bunları üçe ayırarak kategorileştirmek uygun görünüyor: Analitik felsefe, reformcu felsefe ve radikal felsefe. İlki yalnızca analiz edip yorum yapmakla yetinir, Marx bu tarz felsefeyi ünlü “Onbirinci Tez”de eleştirmiştir. Bunun siyaset sosyolojisi açısından karşılığı klasik liberalizmdir. İkincisi yorumladığını reformlar yoluyla düzenler ve yeni bir form önerir. Risk almayan felsefeci tipi, örneğin büyük Alman filozofu İmmanuel Kant, bu kategoride yer alır. Siyasal alandaki karşılığı sosyal demokrasidir. Üçüncüsü ise ilk ikisini içererek aşar, Hegel’in deyişiyle Aufhebung yapar.  Bunun anlamı, mevcut dünya, toplum ve insan anlayışını aşarak yeni bir dünya, toplum ve insana yükselmektir amaç. Dünya görüşü olarak sosyalizme gönderme yapar bu felsefe anlayışı. Dolayısıyla Kitap Fuarı’nda yapılacak olan felsefe etkinliklerinde bunların hangisinin öne çıkacağı merak konusudur. 

“Felsefe ve İnsan” biçiminde düşünülmüş bir başlığın oldukça genel ve dolayısıyla gevşek kaldığını tespit etmek zor değildir. Buradan bakıldığında konu başlığı olarak düşünülen ifadenin somutla bağını kurmak zor görünüyor. Dolayısıyla başlığın genelleştirilmiş olduğunu, bu genellik nedeniyle de gevşek bir gönderimi bulunduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bu genelliğin ve gevşekliğin fuar boyunca yapılan etkinliklerle aşılabileceğini söylemek de mümkün görünmüyor. Zira demin de söylendiği gibi toplantılar biçimsel diyebileceğimiz nedenlerle de verimli olmuyor. 

KISA TOPLANTILARA FELSEFEYİ SIĞDIRMAK
Gözlemlerime olduğu kadar tecrübeme dayanarak da belirtmem gerekir ki, toplantı bileşenleri genellikle birden fazla kişiden oluştuğu için, süre büyük bir sorun oluyor. Düzenleyen kurumlar ise çok sayıda yazarı, çok sayıda eseri bir bakıma “görücüye çıkarma” amacı taşıyor. Burada kurumun haklı olduğunu da düşünmek gerekebilir. Çünkü böyle ortamlarda rekabet, satış, stant kirası belirleyici olur. Bu olumsuzluklara bir de konuşmacıların olası negatif özellikleri eklenince beklentiyle, gerçekleşenin örtüşmediği ortaya çıkar. 

Kaldı ki bu sene konu diğer yıllardan farklı olarak “felsefe” merkezli düşünülerek tercih edilmiş. Ülkemizde gelişmiş bir felsefe iklimi olduğunu, kitlelerin felsefe kitaplarına meraklı olduğunu –ne yazık ki- söyleyemeyiz. O halde etkinlikleri örgütleyen kesimlerin, konuşmacıların, yayınevlerinin şimdiden yeterli yoğunlukta tanıtım yapmaları, çağrılarla, önerilerle, bilhassa genç kesimleri, kadınları, çocukları, öğrencileri bu toplantılara çekmenin yollarını aramaları gerekirdi. Umarım yeterli çaba gösterilmiştir.

Felsefe etkinliğine gerekli çabanın gösterilmesi, yeterli katkının sunulması bizi yeniden felsefenin içeriğine götürür: Kimin için felsefe? Felsefeye en çok kimin ihtiyacı olur? Bana kalırsa insan, toplum ve dünya sorunlarını en çok yaşayan kişi ve kesimler felsefeye en çok ihtiyaç duyan kişi ve kesimlerdir. Mesela ekmek elden su gölden yaşayan beylerin, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan hanımların felsefeye fazla ihtiyaçları olduğunu düşünmek birazcık saflık olur. O halde lafı nereye getirmek istiyoruz? 

MARX’IN PROLETARYAYA RUH KAZANDIRAN FELSEFESİ
Elbette ki, felsefeyi bir yorum düzeyine indirgeyenleri eleştiren Alman düşünür, eylem adamı ve filozof Karl Marx’a. Marx, felsefeye kimlerin ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyordu: Emekçiler. Onun düşüncesine göre felsefe maddi güçlere geçerek kendisini görünüşe çıkartmalıydı, işte felsefe bu gücü ancak proletaryada bulabilirdi. Beri yandan proletarya somut ve pratik bir olgu olarak ruhunu, teorisini ya da can damarlarını ancak felsefede bulabilirdi. Bu demek değildir ki, felsefe yalnızca emekçi sınıflarında kendini açığa çıkarmaktadır. Bu noktadan itibaren ihtiyacı olan her toplumsal tabakaya ve kişilere yönelerek kendini gerçekleştirir felsefe. 

Burjuva felsefeleri ise –özellikle Hegel- felsefenin burjuvazide kendini görünüşe çıkardığı iddiasındaydı. Geist, başlangıcından beri pek çok toplum, kişi ve düşün disiplininden geçerek Hıristiyan-Cermen dünyasında özgürleşerek, kendini açığa çıkarmıştı. Ülkemizdeki felsefe üretiminin, yapılış tarzının gidişatına bakılırsa, TÜYAP’ta da benzer olabilir, Hegel’den bu tarafa geçemeyeceği iddia edilebilir yapılan felsefenin. Buna göre bu defaki fuar etkinliklerinde felsefenin kitleleri ne ölçüde fuara çekeceği, bu felsefenin izleyicide nasıl bir etki bırakacağı, izleyicinin sunulan felsefede kendini bulup bulamayacağı, ülkemizin felsefi-entelektüel düzeyini yansıtmak açısından da işlevsel olacaktır.

Özetlemek gerekirse ülkemizde, felsefenin kitap fuarlarında da olsa ön plana çıkartılmasını, toplumun felsefeye ihtiyaç duyduğunun işareti olarak okumak gerekir. Bu yüzden de felsefede veya felsefece sözü olan kesimlerin, insan ve dünya sorunları altında ezilenlerin, bu sorunlara dair sorumluluk duyanların fuardaki toplantılara eşlik etmeleri zorunludur ve sorumluluk gereğidir. Toplantıların verimli geçmesi için buralara katılmalı; farklı fikir, analiz, yorum, soru, eleştiri ve saptamalarla katkı yapılmalıdır. Kaldı ki sunumlara, sözü edilen çerçevede tepkiler verilmedikçe yapılmış olan her felsefe toplantısı ve sunum yok hükmündedir. 

FELSEFE ETKİNLİKLERİ BİR ŞANS
Etkinlik programlarına bakıldığında, ülkemizdeki felsefecilerin pek çoğunun adını göremesek de çok sayıda panelin, konuşmanın, söyleşinin programlarda yer alması önemlidir. Akademi veya akademi dışı alanlardan, hatta tanınmış diyeceğimiz felsefecilerin varlığını hatırlatmak isterim. Konular açısından da zengin olduğunu gördüğümüz programlarda felsefenin sanat, edebiyat, bilim, hukuk gibi alanlarla ilişkileri araştırılıyor. Toplantı ortamları serbest ve özgürlükçü olduğu için “alternatif felsefelerin” dile getirilmesi bakımından da isabetli olacağını unutmamak gerekir. Dahası var: Günümüzde “bilgi sorunu”nda dogmatiklik belasından kurtulmak, fikirleri farklı fikirlerle sınamak bakımından da bir şans olarak düşünülebilir programlar.

Kısacası, ülkemizin uzak tarihinde felsefeye hor bakılmış, dinin hizmetçisi olarak rol verilmiştir. Yakın tarihimizde ise devlete ve kurulu düzene hizmet eden etkinlik olarak bakılmış, bunun dışında kurulan felsefeler ise dışlanmıştır. Pek çok felsefecinin sanık sandalyesine oturtulduğu, çok sayıda felsefe kitabının yakıldığı, yasaklandığı, bazen de sansür edildiği örnekler az değildir. Felsefenin, belki de ilk defa toplum kesimlerine açıldığını (görünür kılındığını) ve onlara ulaşma imkânı bulduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden değerini iyi bilmek gerekir; azami verimi almak için de yapılan sunumlara “ayık kafalarla” katılmak, pasif izleyiciler değil aktif felsefi özneler olarak yer almak işin olmazsa olmazıdır.   

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Haftanın çok satan kitapları / 14 Mayıs 201814 Mayıs 2018 Pazartesi 15:40
  • Yeni çıkan kitaplar / 14 Mayıs 201814 Mayıs 2018 Pazartesi 15:21
  • Editörün seçtikleri / 14 Mayıs 201814 Mayıs 2018 Pazartesi 15:08
  • Haftanın çok satan kitapları / 7 Mayıs 201807 Mayıs 2018 Pazartesi 17:47
  • Editörün seçtikleri / 7 Mayıs 201807 Mayıs 2018 Pazartesi 15:36
  • Haftanın Kitabı: 'Gayrimilli Eğitim'07 Mayıs 2018 Pazartesi 14:43
  • Yeni çıkan kitaplar / 7 Mayıs 201807 Mayıs 2018 Pazartesi 14:20
  • Manevra yaparken sınırı geçti...Hapis cezası aldı03 Mayıs 2018 Perşembe 17:55
  • Yeni çıkan kitaplar / 30 Nisan 201830 Nisan 2018 Pazartesi 16:19
  • Editörün seçtikleri / 30 Nisan 201830 Nisan 2018 Pazartesi 15:45
  • 1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)