• BIST 106.638
  • Altın 145,346
  • Dolar 3,5163
  • Euro 4,1231
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 35 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 31 °C

Fethullahçıların ve küskün AKP’lilerin ‘Evet’ planı

Fethullahçıların ve küskün AKP’lilerin ‘Evet’ planı
Esas vahim olan böylesine bir tuzağı fark edemeyecek kadar hırslarının kurbanı olanların ısrar ve inatla Türk tipi ‘Başkanlık Sistemi’ konusunda diretiyor olması.

Çağlar Ezikoğlu

Türkiye Büyük Millet Meclisi bir hayli tartışmalı ve çokça skandala konu olan bir maratonun sonunda, kamuoyunun neticesini merakla beklediği Türk tipi Başkanlık Sistemi’ni içeren anayasa değişikliğini referanduma sunulması kaydıyla onayladı. Günler süren bu maratonun en çok merak edilen sorularından birisi, AKP iktidarının bu oylamalarda referandum için yeterli evet oyu sayısı olan 330 rakamına ulaşıp ulaşamayacağıydı. Her ne kadar fire sayısının, bu değişiklik paketine desteğini önceden açıklayan MHP içerisinde daha çok olacağı düşünülmüş olsa da, kulislerde AKP içerisindeki küskün vekillerin de ‘hayır’ oyu verebileceği konuşulmuştu. Fakat oylamaların neticesi AKP içerisindeki bu korkunun hayata geçmediğini gösterdi bizlere.

Halbuki bazı AKP’li vekiller parlamenter sistemin içini boşaltan bu değişikliğe karşı olduklarını gizlemiyordu.

Örneğin müstafi Başbakan Ahmet Davutoğlu Meclis görüşmelerinin 2.turu öncesi Yeni Şafak’a röportaj verip, "Mevcut değişiklik teklifinin usûl ve içeriğiyle ilgili görüş, değerlendirme ve kaygılarımı, Anayasa Komisyonu öncesinde hem Sayın Cumhurbaşkanına hem Sayın Başbakana detaylı olarak aktardım" dedi.

Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bütün maddelerle ilgili ve anayasanın bütünüyle ilgili kanaatlerini içeren ‘uzun ve detaylı bir metin takdim ettiğini’ söylemişti. Fakat bu eleştirilerinin devamında Davutoğlu AKP grubu içerisinde kendisi de dahil hiçbir dava arkadaşının ‘hayır’ oyu vermeyeceğini AKP içinde fire olmayacağını üstüne basa basa belirtmişti.

Peki neden Davutoğlu veya diğer küskün vekiller bu oylamada ‘hayır’ oyu vermekten imtina etti? Daha da ilginci neden görüşmeler boyunca AKP medyasında tek bir tartışma dahi yokken ve paket firesiz geçmişken, geçtikten sonra niye Davutoğlucu-Erdoğancı gazeteciler arasında kıyamet koparcasına bir kavga başladı? Bütün bu ilginç durumlar hızla kamuoyunun gündemini işgal ederken, Fethullahçı örgütün üst düzey isimlerinden eski komiser Emrullah Uslu ne gibi bir amaçla ‘Evet’ oyu verilmesini salık verdi? Aslında cevapların ipuçlarını Milli Görüş’ün tarihsel serüveninde bulmak mümkün.

Yeni Yol Ayrımına Doğru

Daha önceki yazılarımda tavsiye ettiğim ve Milli Görüş dönemindeki yol ayrımının başucu kitaplarından birisi olduğunu düşündüğüm, Milli Görüşçü ve aynı zamanda Abdullah Gül’ün İngiltere’deki tahsil hayatında yakınlarında bulunan Yavuz Selim’in ‘Yol Ayrımı’ kitabına bir kez daha geri dönmek lazım. Bu kitapta Milli Görüş dönemindeki Hocacılar yani Gelenekçiler ile Reformcu kanat yani Yenilikçiler grubundan birçok önemli siyasetçiyle önemli röportajlar mevcut. Aslında bu röportajlar, bahse konu yenilikçilerin Refah geleneğini nasıl ilmek ilmek ve sessizce bölüp parçalandığını anlatıyor bizlere. Kitapta, Abdullah Gül’den Bülent Arınç’a kadar birçok yenilikçi ile yapılan röportaj var ve bu isimlerin eleştirilerindeki temel ortak noktası özellikle 28 Şubat sürecinde yapılan yanlışlıklar ve Milli Görüş geleneğinde Necmettin Erbakan’ın ‘tek adam’ misyonuna bürünmesi. Örneğin Bülent Arınç demiş ki;

… “Erbakan’la birlikte çalışmak, mutlak itaati gerektirir, akıllıların iptal edilmesini gerektirir. Hiçbir şey soramaz ve hiçbir şeyin cevabını alamazsınız. O, canı isterse bir şeyler söyler. Ama sizinle bir konuyu tartışmaz. Erbakan’la birlikte çalışmak, Erbakan ne derse onu yapmaktır. Kısaca özeti bu…” (Yavuz Selim, Yol Ayrımı, s.40)

Belki aklınızdan şu soru geçiyor olabilir? Aynı Arınç veya diğer ‘abi’ konumundaki Milli Görüş’çüler neden Erdoğan’ın hem partide hem de ülke yönetiminde ‘tek adamlığa’ gidişine dur demiyor? Neden bu eleştirilerin bir benzerini Erdoğan’a yapmıyorlar? Aslında tam tamına aynısını yapıyorlar, tarihi tekerrür ettiriyorlar. Fazilet Partisi’nin meşhur Kongre sürecinde dahi ‘ayrıştırıcı’ olmaktan imtina eden ve koşullar oluşmadığı müddetçe hiçbir şekilde ön plana çıkmak istemeyen bir klikten bahsediyoruz. Abdullah Gül, Arınç ve türevi siyasetçiler ne 28 Şubat sürecinde ne de Refah-Yol hükümeti esnasında Erbakan’a yönelik bu eleştirilerin tek bir cümlesini dahi ağızlarına almamışlardır. Önemli Milli Görüşçülerden birisi olan gelenekçi Yasin Hatiboğlu diyor ki;

“… Ne bakanlıktaki İsmail Kahraman’ın, Abdullah Gül’ün, Abdüllatif Şener’in ne de gruptan Salih Kapusuz’un ne de Bülent Arınç’ın iktidar döneminde, özel yapılan toplantıların hiçbirinde çıkıp da ‘Hocam, aman ha böyle yapmayın, açmaza gidiyoruz’ dediklerine ben şahit değilim. Bir senede 52 hafta var, 52 grup toplantısı yaptık, olağanüstü toplantılar hariç. 52 toplantının bir tanesinde bile biri çıkıp bir serzenişte bir tenkitte bir tahlilde bulunmadılar. Ama şimdi bakıyorum, maşallahları var…” (Yavuz Selim, Yol Ayrımı, s.92)

Hatiboğlu’nun bahsettiği gibi, Yenilikçi kanat Refah Partisi’nin güç kaybı ve iktidardan düşüşünü sabırlı bir şekilde beklemiş, bu süreç zarfında Erbakan’ın ‘tek adam’ konumunun güçlenmesini sessizce izlemiş ve dahi susarak onaylamış, ne zamanki Erbakan güç kaybetmeye başladığında piyasaya çıkarak tenkitlerine başlamıştır. İşte bu bağlamdan baktığınızda bugün Abdullah Gül’ün, Bülent Arınç’ın veya Davutoğlu’nun ‘aman ağzımızın tadı bozulmasın Tayyip Bey’ minvalindeki cılız eleştirilerini anlayabilirsiniz. Referandumdan evet çıkması esasında bu grup için daha hayırlı olacak, Tayyip Erdoğan’ın hem AKP hem de Türkiye genelinde ‘tek adamlığı’ tamamen tescillenecek ve AKP içerisindeki küskünler siyasi pozisyonlarını ‘tek adamlığı’ önlemek üzerine kuracak. Aynı zamanda AKP iktidarı boyunca yaşananların sorumluluklarını tek bir kişiye yıkma şansı doğdu bu küskün AKP’lilere. Ve tabi ki olası ilk düşüşte bu isimlerin bir bir ortaya çıkacağından hiç kuşkum yok. Kendi adıma ilk tahminim Başkanlık referandumunda 330 çıkmaması ihtimalinde bu grubun ortaya çıkacağıydı ki hem 15 Temmuz süreci hem de MHP’nin desteği bahse konu grubun bir müddet daha kendini arka planda tutmasına yol açtı.

Peki burada Fethullahçıların ‘Evet’ isteği nereden çıkıyor? Aslında tetikçi Emrullah Uslu’nun ‘Evet’ isteği ve diğer Fethullahçıların bu konuda nispeten sessizliği gayet anlaşılabilir. Zira tek büyük temennileri, Erdoğan’ın bu şekilde tek adamlığını resmileştirerek bir Kaddafi veya Saddam örneğine dönüşmesi ve bu sebeple ABD ve Batılı güçlerin Türkiye’ye demokrasi getirme yoluna girişmesi. Bu noktalardan bakıldığında Fethullahçıların da, küskün AKP’lilerin de esas derdinin ülkenin geleceği değil kendi ikballeri olduğu apaçık ortada. Bu menfaat gruplarının Erdoğan’ın Başkanlığını desteklemesinin bir diğer temel sebebi de geçmişte işledikleri ortak suçlarının bütün sorumluluğunu Başkan seçilmesiyle Erdoğan’a yükleyebilecek olmaları. Ve tabi Evet’e verdikleri diğer destek dayanağı ise bu anayasa değişikliği ile 100 yıldır bu menfaat gruplarının da en büyük düşmanı olan Atatürkçü-laik cumhuriyetin lağvedilme girişimi. Ama esas vahim olan böylesine bir tuzağı fark edemeyecek kadar hırslarının kurbanı olanların ısrar ve inatla Türk tipi ‘Başkanlık Sistemi’ konusunda diretiyor olması. İşte böylesi bir tabloda böylesi bir paketin referanduma sunulması bile memleketin geleceğini tehdit altına sokmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmemektedir…

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)