• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 25 °C

Fransa Türkiye ve yaşama sevinci

Haluk ŞAHİN

      “Yaşama sevincimizi kaybettik” diyor Fransız yazarı Agnes Poirier The Guardian’da çıkan yazısında.

 

      Yaşama sevinci, “joie de vivre”,  çok Fransız bir kavramdır ve bize de oradan gelmiştir.  Türk edebiyatçılarının Fransa’yı  model saydıkları dönemde bizim edebiyatımız da  pek çok kişi tarafından dile getirilmiştir. 

Özellikle 1940’lı yıllarda yükselen Garip şiirinde “yaşama sevinci” ana maddelerden biridir.

       Orhan Veli’nin  şiirini hatırlatyınız:

        “Deli eder insanı bı dünya;

          Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,

          Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.”

          “Yaşama sevinci” insanın,  salt kalbi çarptığı, nefes aldığı, güneşin ısısını hissettiği, varolduğu  için duyduğu mutluluk  ve haz olarak tanmlanabilir.  Koşullar kötü olsa da umut vardır, çünkü hayat vardır.  Hayatın olduğu yerde umudun olmaması münkün mü?

O dönemin şairlerinden Cahit Sıtkı’nın

         “Her mihnet kabulün, yeter ki

           Gün eksilmesin penceremden” demesi  bundandır.

                                                             ***

       Agnes Poirier,“yaşama sevinci”ni bir çeşit yaşam tarzına dönüştürmüş olan Fransızların son iki yıldır birbiri ardından gelen sorunlarla boğuşmaktan  yorgun düştüklerini ve en azından yakın geleceğe iyimser gözlerle bakma yetisini kaybettiklerini söylüyor: Terör saldırıları, uzayıp giden grevler, sokak çatışmaları, 2016 Futbol Şampiyonası’nın gerginlikleri ve nihayet sel...  Bunlara aşırı sağın yükselişini ve Avrupa Birliği’nin iskeletinin çatırdamakta olduğunu da ekleyebilirsiniz.

      Bizim kuşağımız için, “kentlerin kraliçesi”  Paris’i ağır silahlarla donatılmış askerlerin devriye gezdiği bir kent olarak  düşünmek bile zor.   Pigalle’de derin yırtmaçlı kadınlar devriye gezer,  köşelerde akordeonlu madamlar herkesin bildiği “chanson”ları söylerdi.

      Paris’i ve hayatı güzel bulurdunuz, yüreğiniz yaşama sevinciyle dolardı.

      Poirier’in yazdıklarından alıyoruz ki, Fransızlar şu sıralar hüngür hüngür ağlamakla avaz avaz çığlık atmak arasında bir noktada durmaktalar.

      Yarın her şey olabilir.  Kötü anlamda her şey olabilir. İyi anlamda bir şey olması olasılığı ise yok gibidir.

                                                                              ***

      Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisine model seçtiği ülkelerin başında Fransa  gelir.  Özellikle devletin merkezcil örgütlenmesi ve laikliğe verilen değer açısından iki ülke sık sık birlikte anılmıştır.

 Kaderin cilvesine bakın ki, yılgınlık olgusu günümüz için de geçerlidir.  Biz de yıllardır ağır deneyimlerden geçiyoruz, biz de yorgun düştük, biz de kısa dönemde iyi şeyler olmasını beklemiyoruz, biz de yaşama sevincimizi  kaybetmiş durumdayız.

       Türkiyeyi gittikçe  yaşanmaz bir yer” olarak görenlerin sayısı her gün artıyor.Ülkede her gün öyle şeyler oluyor, öyle şeyler söyleniyor ki, onlara hak vermemek mümkün değil.  Özellikle iyi eğitimli, kültürlü, çağdaş becerilerle donatılmış kesimlerde derin bir bezginlik var.  O kadar ki, eskiden kıyamet koparacakları şeyler olduğunda  gıkları çıkmıyor...

      Yaşama sevinci alınmış yaşamlar bir yük gibi taşınıyor.

      Oysa, tekrarı yok,  yaşayabilecekleri biricik yaşam bu!

                                                                          ***

     Sabahattin Eyüboğlu  1940’ların ikinci yarısında  yazdığı bir yazıda edebiyatımızda ve özellikle şiirimizde yükselmekte olan “yaşama sevinci” temasına değinmiş,  övgüyle söz etmişti.  Sanırım bu  yükselişin arka planında Dünya  Savaşı’nda  Faşizm’in yenilgiye uğratılması ve sosyalist devrim umudunun belirmesi vardı.  Böyle bir dünyada yaşamayı kim istemezdi ki?

     Günümüzde bu türden “umut”lardan söz etmek mümkün değil.  Türkiye’de ve dünyada otoriterlik yükseliyor, ırkçılık yeni biçimleriyle meşruiyet kazanıyor.  Putin’lerin,  Trump’ların, Urban’ların, Erdoğan’ların damgalarını bastıkları bir dönemden geçiyoruz.

     Yani ortam, en azından kısa dönemde,  “yaşama sevinci” üretecek  kıvamdan uzakta.

      Ancak, umutsuz da yaşanmıyor.

Bakalım entellektüel kaynakları zengin olan Fransa bu meydan okumaya karşı ne türden bir düşünsel  çare üretecek? 

      Ya biz?

      Bakalım,  liseli çocukların müthiş itirazının ötesinde umut nedenleri bulabilecek miyiz?

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)