• BIST 105.042
  • Altın 163,210
  • Dolar 3,9375
  • Euro 4,6731
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 18 °C
  • Antalya 19 °C

Fren boşaldı, uçuruma gidiyoruz!

Fren boşaldı, uçuruma gidiyoruz!
"Mayıs ayı ne getirir bilinmez, yalnız ne olursa olsun ülkenin geleceği açısında son derece hayırsız bir sona doğru gittiğimiz aşikar…"

Türkiye’de yıllardır var olan kaotik tablonun yanına eklenen şiddet sarmalı ile birlikte, direksiyonun artık tutmadığı ve frenlerin tamamen boşaldığı bir arabanın içinde uçuruma doğru gidişi izliyoruz hep birlikte. Tabi bu süreç hepimizin tahmin ettiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kafasındaki ‘tek adam’ rejiminin nihayete ermesi ile gerçekleşecek bir süreç mi olacak işte o noktada emin değilim.

Özellikle Emrullah Uslu gibi Fethullah Gülen Cemaati kalemşörleri ve sosyal medya hesaplarının ‘Mayıs ayında güzel şeyler olacak’ beklentisi ve Türkiye’de kendini iyiden iyiye hissettiren kurumsal hukuksuzluk kavramının varlığının sadece bir şahsa yani Erdoğan’a bağlanması oldukça histerik bir hal almış durumda. Yani her fırsatta Erdoğan giderse bütün mesele çözülecek, ülke normalleşecek diyenler ya ülkenin durumundan bihaber ya da kaybettikleri gücü yeniden sağlama kavgasına şimdiden girişmiş durumda.

Velev ki Başkanlık olmadı, Erdoğan dönemi bitti ya sonra?

Bahse konu Gülen Cemaati’ne yakın yayın organlarında yazılar kaleme alan Fatih Ceran ve Ahmet Erdi Öztürk, Diken’de Erdoğan’ın Başkanlık Sistemi üzerine bir hayli karamsar tablo çizerek, Erdoğan’ın terör kozunu kullanıp, MHP ve HDP’yi baraj altı bırakarak baskın bir erken seçim ile tek adam rejimini nihayete erdireceğini ifade etmişler.[1] Aslında uzunca süregiden bu girizgahın temel sebebini son paragrafta görebiliyoruz. Ceran ve Öztürk, yazının sonunda, Türkiye’deki bu kaotik gidişatın neticesinde neler olduğunu tarih kitaplarından görebileceğimizi söylüyorlar, yani son günlerde artan bir ‘darbe’ uyarısından. Aslında bu uyarı, üstte bahsettiğim ‘Mayıs’ ayı alameti için de artmış durumda zira Cemaat’e yakın hesaplarda ‘Mayıs’ ayını kurtuluş olarak görenlerin en büyük beklentisi de Erdoğan rejiminin bu şekilde bir müdahale ile sonlandırılması. Yani normalleşme için anormal bir yöntem, ‘kaçınılmaz son’ olarak lanse ediliyor günlerdir bu hesaplarda. Aslında meselenin özü Gülen Cemaati’nin bu yaşanan gelişmeler ve kaybettikleri iktidar alanından tek mesul olarak Erdoğan’ı görmesi. ‘Erdoğan gitsin de, nasıl giderse gitsin’ci bir anlayışın tezahürünü görüyoruz tamamen. Peki bu ülkenin normalleşmesine katkı sağlar mı?

Sovyetler Birliğinde Stalin’in ölümünden sonra özellikle Kruşçev iktidarı ile birlikte Destalinizasyon kavramı türemişti. Kruşçev tarafından, dönemine ait uygulamalar "kişinin putlaştırılması" olarak değerlendirilmeye başlanmıştı. Stalin’in etki ve gücünün çözülmesi, buna bağlı hiyerarşik yapı ve ideolojik hakimiyetin geriletilmesi girişimi, genel olarak destalinizasyon olarak ifade edilmekteydi. Sovyetlerdeki sürecin bir benzerinin ise, üstte bahsettiğim Erdoğan’sız Türkiye şeklindeki algı manipülasyonu ile Türkiye’de Detayyipizasyon olarak görmemiz yakındır. Peki ülkenin Kruşçev’i kim olacak? Cemaatin Emrullah Uslu, Önder Aytaç, Bülent Keneş, İhsan Yılmaz gibi ‘şahin’ kanadının niyeti Erdoğan’ı sert bir şekilde elemine edebilmek ve bu doğrultuda ‘askeri darbe’ seçeneğinin bile düşünülebilir hale gelmesi. Yalnız unutulan diğer bir seçenek daha var, Ceran ve Öztürk’ün yazısı boyunca atladıkları bir seçenek. O da Cemaat’in nispeten ‘güvercin’ kanadının Kruşçev adayı: Ahmet Davutoğlu

AKP’siz Çözümü olan Yok

Yandaş medyada patlak veren ve son sürat bir şekilde devam eden Reisçiler-Hocacılar kavgası artık tamamen ayyuka çıkmış bir durumda. İşte böyle bir süreçte özellikle Cemaat’in bahse konu ‘güvercinleri’ ile ‘Yetmez Ama Evet’çi liberallerin gözünde yeni bir umut ışığı parladı son günlerde. Barış İçin Akademisyenler insiyatifinden tutuklanan 4 akademisyenin salıverilmesi üzerine, tutuklamalara karşı çıkan Başbakan Ahmet Davutoğlu üzerine güzellemeleri takip ediyoruz ilgiyle. Davutoğlu’nun çizdiği uzlaşmacı görünen profil, esasında AKP içerisinde gücü tekelinde bulunduran Erdoğan’ın otoritesini çizmek için bulunmaz bir kaftan halinde. Bu kaftanı kullanmayı akıl edenler, elbette parti içerisinde bir mücadele alanının açılmasını istiyorlar lakin bu isteklerinin devamında Davutoğlu’nun liderliğinin pekiştiği ve tekrar 2002 hatta 2007-2012 çizgisine dönecek bir AKP hayallerinin olduğunu görmezden gelemeyiz.

Peki sonra ne olacak? Bu kavganın neticesinde Türkiye ne görecek? Ceran ve Öztürk yazısında karamsar tabloyu söylemiş ben de onların gözünden olumlu! görünen tabloyu göstermeye çalışayım. Ya Davutoğlu mücadelesini kazanacak veya istenilen ‘müdahale’ gerçekleşecek ve Erdoğan elinde tuttuğu gücü kaybedecek. İşte bundan sonra ‘detayyipizasyon’ sürecinin de ateşleyicisi olacak, başta kamu kurumlarının üst kadroları olmak üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın kadrolar hızlıca lağvedilecek, Erdoğan’ın yolsuzluklara bulaşmış yakın çevresi soruşturmalarla terletilirken, kamuoyu nezdinde Erdoğan’ın otoriter kişiliğine darbe vuracak hamleler arka arkaya gelecektir. Bu elbette Erdoğan’ın 2011 yılından sonraki önlenemez otoriterliğine vurulacak bir darbe olarak sevindirici bir gelişme, peki ya normalleşme?

Normalleşme Davutoğlu liderliğinde Arınç-Gül-Çelik troykasındaki post-AKP ile mi gelecek? En basitinden böyle bir yapılanma geldiğinde ‘Ensar Vakfı’ gibi ülkenin her yerinde geniş ağ bulunan bir yapı birden bire hesap sorulabilir bir hale geleceğini mi düşünüyorsunuz? Veya AKP iktidarı boyunca türlü hukuksuzluğa atılan imzalardan sadece Erdoğan ve onun yandaşları mesul tutulduğunda mı bu ülkeye adalet gelecek? Ergenekon ve Balyoz’daki bütün usulsüzlükler, post-AKP döneminde Gülen Cemaati gücünü yeniden kazansın diye tekrarlandığı zaman aklınıza gelecek mi normalleşme? Meselenin özünü sadece Erdoğan’a ve onun ‘tek adam’ rejimi hayallerine bağlayanların kamuoyundan gizlemeye çalıştıkları niyetleri ayan beyan ortada, yeniden ‘kandırılmak’ istemeyenlerin son günlerde yaşanan meselelere daha dikkatli bakmak zorunda olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Mayıs ayı ne getirir bilinmez, yalnız ne olursa olsun ülkenin geleceği açısında son derece hayırsız bir sona doğru gittiğimiz aşikar…

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

[1] http://www.diken.com.tr/turkiyenin-onundeki-karanlik-yol-siddet-sarmalindan-baskanlik-sistemine/

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)