• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Geçen haftanın röntgeni

Ali Kaya SOYSAL

Markası "Süper" ligimizde 16. haftayı geride bıraktık!

Önce liderin MR'ına bakalım: 

3-2 lik maçın teknik analizini dün uzunca okudunuz, bugün Beşiktaş'ın  istikbalini irdeleyeceğim.

Birincisi, siyah-beyazlıllarda düşüş müşüş yok, tek sorun kalede. Çünkü  kalecilerin yediğinden bir fazlasını atmak için çaba sarfetmekten on futbolcunun imanları gevriyor..

Tolga iyi bir insan, örnek, sosyal bir sporcu, takımın kaptanı... Buraya kadar tamam, ancak Kaptan geçen seneki Brugge maçıyla demir aldığı hatalar gemisini Lizbon'da karaya oturttu..Ve ne yazıkki seyircinin tepkisini çekti, doğal olarak da özgüvenini yitirdi..

Peki ne yapılmalı?

Buradan Fikret Başkan ve Şenol Hoca'ya sesleniyorum; ara transferde kaleci alacağınız kesin, ama sakın ha dışarıdan almayın!

Çünkü kulübü gözden çıkarmıştır, yani performansı tartışılır, bu biiir, ligimizi tanımaz, arkadaşlarıyla uyum sorunu yaşar, bu da ikiii..

Sevgili başkan ve hoca, 6 yıldır ligimizde başarıyla oynayan Karcemarskas diye bir usta kaleci var G.Antep' de. İzlediğim kadarıyla huyu suyu da mükemmel... Antep verir mi bilemem, ama Şenol Hoca'nın gözden çıkardığı futbolcu(larla) ile takas yöntemi kullanılabilirse hem ekonomik olur, hem de risksiz.

Tolga'yı kaybetmemek için de  önerim; devre arası 15 günlüğüne gönderin yurtdışına, beraberinde kaleci antrenörü ile birlikte. Aklıma ilk gelen Slaven Biliç'in West Ham kulübü veya Lucescu'nun Shaktar'ı... Medyamızdan, seyirciden uzakta, mental ve teknik antrenmanlar yapar, hava değişiminden sonra döner takımla idmanlara başlar. Gerisi kendisine kalmış..

Böylesine örnek bir insanı, milli kaleciyi kazanmanın tek yolu budur. Aslında eski üst düzey kaleci olan Şenol Güneş'in düşünmesi gerekir tüm bunları. İnatla oynatarak olmaz, olmuyor. Hem takım, hem de kendisi zarar görüyor.

***

Farkındayım, Beşiktaş'a çok yer ayırdım! Diğer kulüplere ilgi duyan okuyuculardan özür dilerim, ama lider olmasına rağmen en sorunlu takım onlar gözüküyor. Üstelik devamlı misafirlikteler, Nisan sonlarına kadar da sürecek gibi gözüküyor...

***

Gelelim Fenerbahçe'ye. Perreira adeta birdirbir oynuyor.

Evet, 5-4, 3-2 ile 1-0 arasında bir fark yok kazanılan puan açısından ama kazın ayağı öyle değil. Seyircisine keyif vermiyor sarı-lacivertliler.

Katı, ama disiplinli bir savunma, ikiz kuleler Kjaer ve Alves. Ancak Alves'e radar; 4 müdahelesinden 3'ü faul! Bakınız, igin en çok faul yapan takımı kim?

Sağda  dünyanın en iyi beklerinden Gökhan, öbür cenahta aynı değerde iki solbek, kalede de şimdilik formda ve uslu Volkan.

Fakat esas problem, aslında hiç sorun olmaması gereken yerlerde, yani 2. ve 3. bölgeler.

Buralarda adeta varlık içinde yokluk çeken mirasyediler misali üretme yoksunluğu çekiyor takım. Sahada Topal, Diego, Souza, Nani,Fernandao, kulübede Van Persie,Ozan, Markoviç, Volkan...  Bir kaçı da evde!

E pes yani! Perrira'nın kadro zenginliği sanki başının belası. Duydum ki, transfer de istiyormuş. Neyse, zenginin malı züğürtün çenesi..3 puanlar alındığı sürece ne ala, ama ilk kayıpta Saint Presidant ( Aziz Başkan) seni telefon manyağı yapar! Voce entende senor?

***

Sıra Four Stars'da! 

"Ben görevde kaldığım sürece Hamzaoğlu takımın başındadır" diyen Özbek Başkan'ın tükürüğü kurumadan yaptığı operasyon sonucu Galatasaray'ın başına yıllanmış yorumcu, her takımın taraftarı, öz Çeşmeli Denizli Hoca geldi. Bir rivayete göre Hamza Hoca'nın aldığının iki misli peşinat almış!

Olabilir, aralarında o kadar fark olsun canım ama işe başladığının ikinci haftasında karşılaştığı Beşiktaş'ın kalesine 90 dakika boyunca birbuçuk kez gittiği bir maçtan sonra "ben hakemin düdüğü hangi nefesle üflediğini bilirim, ben yemem bunları" sözleriyle Büyük Mustafa'lığını gösterdi ve cümle aleme "vay anasını" dedirtti...

Hocam, bırak bu ayakları da son hafta oynanan ilk yarının 3'lük maçında senin kalecin Muslera ile Akhisar'ın file bekçisi Lucas'ı değiş-tokuş yapsaydınız maç ne olurdu, sen ondan haber ver!

***

Galatasaray'ın puandaşları Başakşehir, Kasımpaşa ile 28 puanlı Akhisar yarışma zevki getirdiler lige. Öyle gözüküyor ki, sezon sonuna kadar UEFA Avrupa Ligi'ni zorlayacaklar.

Bir alttaki Konya için birşey diyemem ama onu takip eden 26 puanlı Trabzonspor'a birkaç kelamım olacak.

Ben İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'e çıkan kesimindeki şirin semti Rumeli Kavağı takımını çalıştırdım 1990'da. Grubumuzu lider bitirdik, 2 ay sonra İstanbul şampiyonu yaptım takımı ve katıldığımız Türkiye Şampiyonasında onca takım arasında 3. Lig'e çıkmaya hak kazandık.

Bunların hepsini bir futbol sezonu içinde başardım ve sonunda kovuldum! 

Rumeli Kavağı mini Trabzon'dur. Demem o ki, Türkiye'de çalışılması en zor camia rengi Bordo-Mavi'dir. 

Okuyorum basında , Lucescu zaten imkansız, efendim Ersun Yanal, Ertuğrul Sağlam filan konuşuluyor. Hangisi başlarsa başlasın, Nisan ı göremez. Belki, Giray Bulak oranın çocuğu olduğu için biraz daha tahammül görür.

Şehrin havasını suyunu bilen Sadi Tekelioğlu ile devam etmek en doğrusu ama iki şartla; kadroda homojenlik sağlanması ve öze dönüş projesinin hayata geçirilmesi. Ek olarak tribünlerin ıslah edilmesi...Yani ölme eşeğim ölme...Ama ne olur deneyin sevgili Karadenizliler...

***

9. sıradan en aşagıya kadar takımlar sezonun ilerleyen bölümlerinde düşme korkusuyla yaşarlar. Bursa ve  Rize takımlarını kadrolarıyla bu takımlar içinde yarım gömlek avantajlı görüyorum..

Sonuncu Eskişehirspor'a da ayrı bir paragraf açmak gerek. Samet Hoca'dan duyuyorum, şehir eski heyecanını kaybetmiş, çok yazık.

Son Başakşehir yenilgisinden sonra basın toplantısında söyledikleri çok önemliydi. Adeta, adam gibi zorluklarla boğuşmanın bu ülkede işe yaramadığının feryadıydı.

Hoca boşver, para almadığını da biliyorum, bir kaç genç daha hediye ettin nasıl olsa ülke futboluna, anladın herhalde.

Düşmeden söz etmişken, ey başkanlar, teknik adamlar, futbolcular... Duyuyorum TV'lerde kulaklarımla, düşmeye oynanmaz, çünkü başarılı olursanız düşersiniz! Düşmemeye oynanır.

***

Birkaç paragraf da Dünya'dan ve Avrupa'dan:

Bazı takımlar ülkelerinde kendi bölgelerinin ve koyu taraftarlarının dışında hiç sevilmezler. Hatta bu sevgisizlik bazen nefret boyutuna varır. En somut iki örnek Bayern München ve Real Madrid...

Pazar akşamı 10-2'lik R.Madrid- R.Vallecano maçını izledim. 14.dakikada 10, 35 dakikada ise 9 kişi kalan rakibine karşı Ronaldo, Bale ve arkadaşları ve tabi daha düne kadar gönderileceği konuşulan teknik direktör Rafael Benitez o kadar acımasızlardı ki, 86. dakikada 10. golü attılar.

Rakibe saygı nerede kaldı? İşte bu yüzden sevilmiyorlar.

Yine pazar gecesi Inter-Lazio maçında Melodram vardı. Lider mavi-siyahlı Milanolular, tam maçı zar zor 1-1'e getirmişken sahneye Melo çıktı ve önce 85'de ceza alanı içinde rakibine birinci derecede şiddet kullandı ve penaltıdan mağlup duruma düştü İnter. Kalan son dakikalarda can havliyle tekrar beraberliği ararken bu sefer Pittbul Lazio'lu meslektaşına uçan tekme attı, kırmızıyı gördü!

Mancini bu haini niye istedi anlamadım.

Ve Pazartesi skandalı, Blatter ve Platini 8'er yıl futboldan men cezası aldılar. Hem de FIFA'nın etik kurulu tarafından. Yani ahlaksızlıkyapmışlar. Bu konu çok önemli, araştırıp detaylı yazacağım ileriki günlerde.

Şimdilik kalın sağlıcakla...

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)