• BIST 106.864
  • Altın 146,666
  • Dolar 3,5209
  • Euro 4,1372
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 35 °C
  • Adana 32 °C
  • Antalya 30 °C

Gerçekçiliğin Estetiği’nden İzlenimler

Gerçekçiliğin Estetiği’nden İzlenimler
Kitaptan edindiğim izlenimleri, ayrıntısına kaçmadan, elimin erdiği, dilimin döndüğü ölçüde aktarmaya çalışacağım.

Bünyamin Durali

Değerli eleştirmen Cengiz Gündoğdu'nun yeni kitabı: Gerçekçiliğin Estetiği. 312 sayfalık kitap, kendi içinde ara bölümlerden oluşan dört anabölümde tamamlanmış.

Kitaptan edindiğim izlenimleri, ayrıntısına kaçmadan, elimin erdiği, dilimin döndüğü ölçüde aktarmaya çalışacağım.

Birinci Bölüm: Estetik Bilince Giden Yol 

Gündoğdu, sanat-edebiyat çevrelerinde estetik alanında çalışan, yazan en yetkin birkaç yazarımızdan biri.  Dolayısıyla, dediklerine kulak kabartmak, gözümüzü dört açmak gerekir. Diyor ki:

"Sanat yapıtlarının çok yönlü işlevi vardır. Gerçekçiliğin bilgisini gösterrmek... insancıl duyarlığı geliştirmek... estetik haz vermek... insanı deneyimli kılmak... insanda estetik bilinç oluşturmak..." (s. 10)

Görüyoruz ki: Gündoğdu'nun gerçekçilik anlayışı, öyle düzayak, yalapşap gerçekçilik anlayışlarından hepten farklı. Gerçekçiliği yüzeyden, üstünkörü bir bakışla tanımlayıp geçmiyor. Çok katmanlı ve yöntemli bir tutarlılıkla ele alıyor. 

Sözünü esirgemeden söyler Gündoğdu. Gözünü budaktan sakınmaz. Kimi sol kesimlerde salgın bir sayrılığa dönüşen  halk dalkavukluğuna zerrece îtibar etmez. Bu çeşit dalkavukluğun edebiyattaki yansımalarını şöyle dillendirir:

"Türkiye halkı aslında gerçeği sevmez. Yalanla dolanla avutulmayı ister. Karşıgerçekçi romanların, öykülerin, şiirlerin çok satmasının bir nedeni de budur." (s. 28)

Cengiz Gündoğdu; entelektüel çevrelerde ne yazık ki pek rastlayamadığımız, son derece cesur sapmalarda bulunur. Kendi de marksist olmasına karşın, marksistlere de verir veriştirir. Onların çoğunluğunda görülen, sanat-edebiyat ve felsefeye bakışlarındaki kısırlıklara tutar büyütecini:

“Türkiye’de Marksistler ekonomik temelde kaldılar. Engels’in şu saydıklarına gözlerini kapadılar. Anayasalar… siyasi… hukuki felsefi kurumlar… dini görüşler… edebi sanatlar… bütün bunlar ekonomik temeli diyalektik biçimde etkilerler. Buna karşın bizim Marksistler üstyapı kurumudur diye felsefeyi… yazını devrimden sonraya bıraktılar.” (s. 29)

Bertolt Brecht'in duyarlılığını, geri zevkli, toplumsallığı zayıf şairlerin duyarlığından keskin çizgilerle ayırır:

"Bu duyarlılık, sistemin kalıplaştırdığı, zaman dışı, mutlak, insanilikten koparılmış bir duyarlılık değil." (s. 58)

Edebiyat ortamlarının tatsızlıklarını bir bir sergiler:

"Karşıgerçekçilerin kimi böyledir. 

Bilmezler gerçek yalancı konumuna düştüklerini-iletişim kanalları... reklamlar... söyleşiler, gerçek olmayanı gerçek gibi gösterir. Böylece kişileri gerçek yalancı yapar. Sözgelimi şöyle yazar, 'Önde gelen yazarımız', der. Hep söyler bunu... hep söyletir. 

Okur o yazarın önde gelen olduğuna inanır. 

Bir başka kavarm... başyapıt. Bir başyapıttır gider. 

Bu deyişler ödüllerle desteklenir. 

Burda amaç hızla, kitabın parayla yer değiştirmesidir." (s. 74)

İkinci Bölüm: Kendisi İçin Doğmayan Bir Yazarın Yazıları

Bir edebî esere yaklaşımdaki ölçüleri, kıstasları, somut örneklerle zenginleştirerek, vasatlığa asla savrulmayan bir yalınlıkla anlatır. İzlek, konu ve biçim öğelerinin bir eserde nasıl serimlenmesi gerektiğine dikkat çeker:

"... Konu sanat eserlerinde ortak olabilir. Sanat eserini biricik kılan, öbür sanat eserlerinden ayıran izlektir. İzleği dışlaştıran biçimdir. Sözgelimi Anna Karenina, Madam Bovary, Aşk-ı Memnu'da konu özdeştir. Bu eserleri birbirinden ayıran, eserleri biricik kılan izlektir. Bundan dolayı sanat eserleri birbiriyle yarıştırılamaz. Sanat eserlerinde, birinci, ikinci, üçüncü, övgüye değer gibi derecelendirme, sanat eserinin yapısını yadsımadır." (s. 94)

Eleştirmen L. A. Richard’ın, bir deyişini (“Şiirin bizi kurtarma yeteneği vardır, şiir, kaosu yenebilmenin bir yoludur.”) aktardıktan sonra; anlamsız şiiri göklere çıkaranları yaylım ateşine tutar âdetâ:

“Tam böyle demiştim işte… tam böyle… derken, Türkiye’de star sisteminin şairleri, ‘Hayır… hayır’ dediler. ‘Şiiri bir görevi yoktur. Şiir, şiir için yazılır.’ Burda durmadılar. Şiirden anlamı kovdular. Örtük anlamlı… anlamsız… mübalağa yöntemiyle, şiiri insandan… hayattan kovdular.” (s. 98)

Gündoğdu’nun tartışma ve çalışma yöntemi Sokratiktir, doğurgan ve doğurtkandır. Meramını, üç-beş sözcükle, o denli çarpıcı anlatır ki. Bakınız, şiir sanatındaki soyutlama-somutlama bağlantısını nasıl billurlaştırıyor:

“… biz, belli biçimlerden oluşmuş bir soyutlamayla şiir kavramını… somut şiir üstüne götüremezsek… idemize göre bir inkarda… bir yoklukta kalırız.” (s. 107)

Üçüncü Bölüm: Star Sisteminin Karşıgerçekçileriyle Estetik Bilincin Dumura Uğratılması

Gündoğdu; Platon’un idealist evreninin (mutlaklaştırılmış idealarının) dayanaksızlığını; edebiyat zemininde kalarak, tek cümleyle darmadağınık ediveriyor:

“Yazar, insanın değişmez bir özden oluştuğuna inanıyorsa tekili aşıp gerçekçi olamaz.” (s. 118)

Sistem karşıtı gibi görünen ama özünde sistemle simbiyotik bir ilişkiler ağı içerisinde yaşayagelen yazar/şair taslaklarını iğnelemekten geri durmaz:

“Düşünen… düşündüğünü söyleyen ağır bedeller öder bu ülkede. Bunun ötesinde, su uyur… sistem uyumaz. Dört bir koldan kuşatır insanı. Düşünüyorum… düşündüğümü söylüyorum derken bir de bakarsın sistemin iletisini aktarırsın. Sistemin kuşatmasını kırmak için diken üstünde durmak derler ya, öyle yaşamak gerekir.” (s. 130)

Cengiz Gündoğdu; Türkilizce dilinde yazan Elif Şafak’ın Baba ve Piç romanını yorumlarken; gerçekçi romancı tavrının hangi siyasal-sosyal-kültürel düzlemlerden geçerek erginleşebileceğini gösterir hepimize:

“”Dostları da yok Elif Şafak’ın. ‘Sen bırak şu kardeşin kardeşle cinsel ilişkisini. Armanuş’un öyküsünü derinleştir. İnce ayrıntılarıyla, sağlam-sıkı bir örgüyle, Ermeni ailesinin bu topraklardan koparılışını anlat. Ama önce Türkçe yaz. Çünkü her dilin dünya tasarımı değişiktir. Sen İngilizce tasarlamışsın, İngiliz gibi düşünmüşsün.’ dememiş.” (s. 143)

Gündoğdu’nun roman dünyasına değgin açımlaması, zihinsel-duyarlıksal çevrenimizi çepeçevre genişletecek niteliktedir:

“Roman dünyası, sahiciliğin yitirildiği dünya değildir. Bu, yazar iğretileme yapamaz anlamına gelmez. Rabelais’in Gargantua adlı eseri iğretilemedir baştan sona. Cervantes’in Don Kişot’unda yel değirmenleri iğretilemedir. Çünkü yel değirmenleriyle birlikte üretim artmıştır. Burjuva sınıfının oluşumunda yel değirmenlerinin etkisi vardır. Yel değirmenleri burjuva sınıfının eğretilemesidir.” (s. 168)

Dördüncü Bölüm: Gerçekçi Yazarlar-Estetik Bilincin Doğru Yolu

Gündoğdu; bu bölümde, ağırlıklı olarak, tekniğini ve donanımını değerli bulduğu yazarların yapıtlarını; karakterler, nesneler, uzam, canlandırma vd. ögelerin bütünselliği bağlamında yorumlamış. O yorumlardan yararlandım yararlanmasına da; alıntılar getirmeye davransam, yazı uzayıp gidecek. Meraklısı, en iyisi kitabı edinsin ve sindire sindire okusun o bölümleri.

Bölümün öteki yazıları ise, Yıldız Güncesi dizilerinden. Oradan, olmazsa olmaz sarsıcılıkta  bir aktarmayla, her sanat-edebiyat-kültür kişisinin okuması gerektiğini düşündüğüm Gerçekçiliğin Estetiği’ne ilişkin izlenimlerimi noktalıyorum:

“Estetik, yalnızca sanatla ilgili değildir. Yaşamla bütünsel olarak ilgilidir. Diyelim bir köprü yapılacak soracağız estetik değeri nedir.

(…)

Türkiye halşkı gerçekçi olmayan yapıtlarla yanılsamalı bir dünyada kafasına vura vura alıklaştırıldı. Karşıgerçekçi sanat yapıtlarının başat etkisi vardır halkı alıklaştırmada.” (s. 187)

Sonlarken, gözde çöp kabilinden iki noktaya değineceğim: Gündoğdu, “1978’lerde” (s. 41) diyor ki, bana yerinde görünmüyor bu. Bu yanlışa düşenler çok oluyor nedense. 1970’lerde, 1940’larda diyebiliriz ama 1978’lerde, 1941’lerde dememeliyiz. Bir tek 1978 ya da 1941 var. !970’ler, 1980’ler ise onar ayrı yılı kapsıyor. Bir de, “yazın” (s. 29 ve s. 69) sözcüğü “edebiyat” sözcüğünü tam karşılıyor mu, şüphelerim var. Edebiyatın “sözlü” (ya da “sözel”) yanını nereye koyacağız o vakit? Gerçi, Gündoğdu, kimileyin de edebiyat diye yazıyor.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)