• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 36 °C
  • Adana 35 °C
  • Antalya 32 °C

​‘Gezi’yi ‘Haziran’a dönüştürmek…

Ender HELVACIOĞLU

“Gezi Direnişi” nasıl “Haziran Ayaklanması”na dönüşmüştü? Cumhuriyetçi ve laiklik duyarlılığı olan geniş emekçi kitleler sokağa çıkmaya karar verdiklerinde.

O noktadan sonra işin rengi değişmişti. Artık her yer Taksim olmuştu, mücadele tüm yurt sathına yayılmıştı ve AKP iktidarı hedef tahtasına oturtulmuştu.

Bu olguyu sosyalistler olarak bir kenara yazalım. Sadece tarihi bir gerçeği vurgulamak için değil, önümüzdeki dönem nasıl bir strateji izlememiz gerektiği konusunda netleşmek için.

Haziran’a sahip çıktığını iddia eden, methiyeler düzen herkes öncelikle “Gezici” mi yoksa “Hazirancı” mı olduğu sorusuna net bir yanıt vermelidir. (Haziran’ın Gezi’yi de kapsadığını belirtmeye herhalde gerek yok, ama tersi doğru değil.)

Böyle ikilemli bir soruya itiraz edenler çıkacaktır. Bu arkadaşlar Türkiye’nin toplumsal gerçeklerinden bihaberdirler, hayal kurmaktadırlar.

Kulakları bize kapalıysa Kürt hareketine kulak versinler. Çünkü Gezicilik ile Hazirancılık arasındaki farkı, işin renginin değiştiğini anında kavrayan ve pozisyon alan güç Kürt hareketi olmuştu (o zaman BDP idi, sonra HDP oldu).

Bilindiği gibi ilk birkaç gün Gezi Parkı civarında iş makinelerinin önünde kahramanlık yapan BDP’liler, cumhuriyetçi kitlelerin yurt çapında harekete geçmesiyle ve “Hükümet İstifa”nın temel slogan olmasıyla birlikte “darbecilik hakim oldu” diyerek kendilerini geri çektiler.

Çünkü AKP Hükümeti ile çözüm masasındaydılar ve bu masanın yıkılmasını istemediler.

Onlar “Gezici” idiler, “Hazirancı” değil. İkisi arasındaki farkı çok iyi anlamış, kendi bakış açılarına göre tanımlamış ve tutumlarını almışlardı.

Açık söyleyelim, bu bir “ihanet”ti. İlk başlarda Haziran’a ihanet gibi gözüktü ama, bugün daha iyi anlaşılıyor ki, asıl Kürt halkına ihanettir!

O gün Doğu ve Güneydoğu illerinde de milyonlar sokağa dökülseydi süreç nereye evrilirdi tam bilinemez, ama en azından bugün Doğu ve Güneydoğu illeri yerli yerinde olurdu.

Neyse, onların derdi başka, kendilerince “haklı” gerekçeleri de vardır: İmralı, Kandil, koridor, kanton, Amerika falan… Bizim tartışmamız “Gezicilik” ile “Hazirancılık” arasındaki farkı hâlâ anlayamamış, “Gezi”nin nasıl “Haziran”a dönüştüğünü kavrayamamış birtakım solcularla.

***

Strateji tartışalım. İçinde bulunduğumuz dönemde, Kürt sorunu da dahil olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarına -tabi devrim ve sosyalizm hedefiyle- çözüm geliştirebilmek için nasıl bir strateji izlemek gerekir?

Sosyalistler olarak yığınağı nereye yapacağız, mevzii nerede kazacağız? Yani verili koşullarda Türkiye devriminin yolu ne?

Birinci strateji, bugünün koşullarında, sosyalistlerin cumhuriyetçiler ile ittifakının Türkiye’nin önünün açılmasının tek geçerli yolu olduğudur. Gerek İslamcı gericiliği alt etmenin, gerek ülkeye ve bölgeye yönelik emperyalist müdahalelere göğüs germenin, gerekse giderek Kürt sorununa eşitlik-kardeşlik- birlik temelinde “Türkiye içi” bir çözüm üretmek için bir kuvvet yaratabilmenin tek gerçekçi yolunun bu olduğudur.

İkinci strateji ise, Türkiye devriminin yolunun, öncelikle Kürt hareketi ile ittifak yaparak (yan yana gelerek) ve onun “Türkiyelileşmesine” katkıda bulunarak açılacağıdır. Bu stratejiyi, tamamen eklemlenenlerden yol arkadaşlığıyla (ortak eylemlilik, seçim desteği vb) yetinenlere kadar derece derece uygulayanlar var.

Aslına bakılırsa değerli okurlar, bu iki strateji de toplumun laboratuarında -bir prova niteliğinde de olsa- kısmen denendi.

İlk stratejinin provası 2013 Haziran Ayaklanması idi. İkinci stratejinin provası ise 7 Haziran 2015 genel seçimleri.

Kısmen dememin nedeni, ikisinde de sosyalistlerin başat aktör olarak sahnede yer alamamış olmasıdır. Ama bu, toplumun sorunu değil, bizim sorunumuz. Onu, yani hangi stratejiyi seçersek seçelim o stratejiyi hayata geçirmemize engel olan kendimizden (kendi kendimize taktığımız prangalardan) kaynaklanan sorunları ayrıca tartışırız.

(Bu noktada bir parantez açalım. İki strateji birleştirilemez mi, bir sentezi yapılamaz mı? Bazı arkadaşlar bu iddiadadır: Aynı anda hem Kürt kitlelerini kazanacaklar hem de cumhuriyetçi kitleleri. Evdeki hesaplarda olabilir belki, ama çarşı çok farklı.

Kaldı ki, hedefimiz bu zaten: Türk-Kürt bütün emekçilerin birliği. Türkiye devriminin temel denklemlerinden birinin Türk+Kürt olduğunu boşuna söylemiyoruz. Ama henüz, bu hedefe yönelirken geçeceğimiz yolun stratejisini tartışıyoruz. Doğru “Ankara güzergahı” hangisidir?

Diyarbakır-İzmir- İstanbul-Ankara hattı mı, yoksa İstanbul-İzmir- Diyarbakır-Ankara hattı mı?

Gerek öznel kıvamımız gerekse toplumun nesnel kıvamı iki güzergahta birden yürümeye henüz elvermiyor. Birini seçeceğiz. Toplumun matematiğinde 1+1 her zaman 2 etmiyor, genellikle de etmez; bir bakmışsın 0 edivermiş!)

Şimdi kısaca, sözünü ettiğimiz provaların ışığında bu iki stratejiyi biraz daha açalım.

***

1) İki strateji arasındaki asıl fark, birincisinin iktidarı yıkmayı ve iktidar olmayı, ikincisinin ise iktidarı demokratik bir pozisyona zorlamayı ve taş çatlasa etkili bir muhalefet olmayı hedeflemesi. Yani ilki devrimcidir, ikincisi reformcu.

Niyetlerden, laflardan, eylemlilik düzeyinden, silahlılıktan-külahlılıktan bağımsız, nesnel bir farktır bu.

Kürt hareketinin hedefi, doğal olarak, Türkiye’de iktidar olmak değil; mevcut iktidarı kendi taleplerini kabul etmeye zorlamak, bunu gerçekleştiremezse ayrılmayı gündeme getirmek.

Haziran Ayaklanmasına bütün gövdesiyle katılan cumhuriyetçi kitlelerin hedefi ise mevcut gerici iktidarı yıkmak, laik, demokratik, çağdaş, modern bir iktidar oluşturmak.

Hangisi sosyalistlerin genel hedeflerine daha uygundur? Hangi strateji etkin biçimde izlenirse, sosyalizme yönelişin taşları daha çok ve daha rahat döşenebilir? Bence tartışmasız birinci strateji.

2) Hangi strateji başarıyla izlenebilirse Türkiye’nin temel sorunlarını çözebilecek bir ağırlık (güç) yaratılabilir? Sosyalistler+cumhuriyetçiler mi, sosyalistler+Kürt hareketi mi? Bence tartışmasız birincisi. Dahası ilk stratejinin karşı cepheyi bölme potansiyeline sahip olduğunu, diğer stratejinin ise tam tersine karşı cepheyi daha da bütünleştirdiğini görmek gerekir.

3) Hangi strateji emperyalist müdahalelere daha kapalıdır? Veya şöyle soralım: Hangi strateji izlenirse harekete anti-emperyalist bir nitelik kazandırmak daha kolay olacaktır? Herhalde yaşadığımız ülke ve bölgenin sosyalistlerinin böyle bir duyarlılıklarının olması gerekir. Kürt hareketinin anti-emperyalist bir nitelik taşımadığı, hatta pozisyonunu ABD emperyalizminin adımlarına göre ayarladığı biliniyor. Kürt hareketi ile ittifak yapmayı önceliğe alan sosyalistlerin, bu ittifakla Kürt hareketini anti-emperyalist bir hatta çekme olasılığı sıfırdır (kaldı ki zaten böyle bir hedefleri de yok).

Cumhuriyetçi kitleler içinde ise bağımsızlık ve anti-emperyalizm vurgusunun çok daha güçlü olduğundan şüphe yok. Tabii ki o kesimde de bu konuda sorunlar var (örneğin, AKP’nin devrilmesini ve laikliğin güvence altına alınmasını ABD’den, Batı’dan ve büyük burjuvaziden bekleme eğilimleri) ve esaslı bir ideolojik ve politik mücadele verilmesi gerekir.

Bu konuda diğer bir nokta, Kürt hareketi ile ittifak stratejisinin, olası emperyalist restorasyon girişimlerinin tabanı olma (turuncu devrimcilik) tehlikesine birinciye oranla çok daha açık olmasıdır. Kürt hareketinin ve bugün ona kapılanan liberallerin niteliklerinden dolayı…

4) Hangi strateji dinci gericiliği alt etme ve laik, aydınlık bir ülke kurma hedefine daha açık? Herhalde bunu tartışmaya bile gerek yok. Cumhuriyetçi kitlelerin en duyarlı oldukları konu bu.

5) Hangi strateji sosyalistlerin ve işçi sınıfının önderliğine (dolayısıyla sosyalizme yönelme olasılığına) daha açık? Haziran Ayaklanması süreci mi, 7 Haziran seçimleri öncesindeki HDP ile ittifak süreci mi? 7 Haziran seçimleri öncesinde HDP’yi destekleyen sosyalistler “artı 1” olmaktan öte bir politika geliştirebildiler mi? Yıllardır ittifak kuranlar ise Kürt hareketi üzerinde bu yönde bir etki yaratabildiler mi, yoksa kendi nitelikleri mi aşındı?

6) Ve son olarak, hangi strateji Kürt sorununa eşitlik, özgürlük, birlik temelinde “Türkiyeli” bir çözüm geliştirilebilmesine daha açık? Bu soruya diğerleri kadar net yanıt veremiyoruz. Çünkü cumhuriyetçi kitleler bu konuda sorunlu ve ciddi yükler birikmiş durumda. Gerek AKP’nin gerekse PKK’nın son dönemde izledikleri çizgi bu yüklerin daha da artmasına neden oldu. Birinci stratejinin en çok zorlanacağı konu bu. Bu noktada kritik mesele sosyalistlerin etkinliği ve Kürt düşmanlığına karşı tavizsiz bir mücadele vermenin gerekliliği.

***

Yazımızın başına dönüp toparlarsak:

2013 Haziran’ında “Gezi Direnişi” birkaç gün içinde, kendiliğinden bir biçimde nasıl “Haziran Ayaklanmasına” dönüştüyse, önümüzdeki süreçte bunu bilinçli ve örgütlü bir şekilde gerçekleştirmeliyiz.

Eğer hedefimiz bağımsız, laik, demokratik, sosyalizme yönelen bir ülke oluşturmak ve bu ülkede iki milliyetten emekçiler olarak eşit, özgür ve barışçıl bir biçimde yaşamak ise, günümüz koşullarında bunun yolu yığınağımızı sosyalistler ile cumhuriyetçi kitlelerin ittifakına yapmaktan geçiyor. Yani yazıda söz ettiğimiz birinci stratejiyi izlemekten…

Hiç kolay değil, sürüyle engel var, oldukça engebeli bir yol; ama başarı olanağı var. İkinci stratejinin ise -yukarıda sıraladığımız hedefler açısından- hiçbir başarı olanağı yok.

Yığınakta hata yapmamak gerek, yoksa birkaç kuşağı kaybederiz.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)