• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Adana 3 °C
  • Antalya 6 °C

Gitmek mi yoksa kalmak mı, işte bütün mesele

Haluk ŞAHİN

Son zamanlarda Türkiyeyi terk edip başka diyarlara göçmeyi planlayan genç insanlara sık sık rastlıyorum. Bunların çoğu meslek sahibi "profesyoneller": Mühendisler, mimarlar, kimyagerler, bilgisayar uzmanları, teknisyenler, doktorlar, hemşireler...  Ve tabii, akademisyenler... Onlar kadar olmasa da, iş insanı "girişimciler"e de rastlanıyor.

     Ne yazık ki, yeni bir "büyük kaçgun"un açık belirtilerini görmekteyiz. Yeni bir beyin göçü dalgasının...

     Bir insanın vatanını terk etmeye karar vermesi hayatı boyunca alabileceği en zor kararlardan biridir.  Niçin böyle bir karar aldıkları sorulduğunda, eskiden "işsizlik" yanıtı en başta gelirdi. Son yıllarda "çocuklarımın geleceği" yanıtı onu geride bıraktı. 

    Bu yanıt iki kaygıyı yansıtıyor.  Birincisi çocuklarının bugün almakta olduğu eğitimin giderek dinselleşmesi ve kalitesizliği. İkincisi ise Türkiye'nin geleceğine duyulan güvensizlik:  

    "Çocuklarımın gittikçe yaşanmaz hale gelen bu ülkede kalmasını istemiyorum," türünden şeyler söylüyorlar. 

      Ülkenin bir şeriat devleti haline gelmesi ya da iç savaşa sürüklenmesi en başta gelen korkular...

                                                    ***

      Türkiye konusunda müzmin bir iyimser olarak tanınmama rağmen,  onlara kaygılarının boş olduğunu söyleyemiyorum.  Evet, Türkiye'yi bir şeriat devleti haline getirmek isteyenler var.  Evet, güzel yurdumuz iç savaş uçurumunun kenarından zor bir yolculuk yapıyor.

      Gene de ben Türkiye'nin bu badirelerin ikisini de atlatacağına inanıyorum.

      Ancak, gitmek isteyenlere "Gitmeyin!" demiyorum.

      Peki, ne mi diyorum?  Şunları:

      "Bundan 40-50 yıl kadar önce bu zor seçenek benim de karşıma çıktı.  Ben ülkemde kalmayı tercih ettim. Bundan pişman değilim. Ama benim dönemimdeki koşullarla şimdiki koşullar çok farklı.  Benim o tercihi yapmak zorunda kaldığım  dönemde "mekan" hala önemliydi. Ya buradaydın ya da orada. Mesafeler zor aşılıyordu. Uçakla abone olduğum gazete bulunduğum yere 6-7 günde geliyordu. Şimdi,  dijital iletişim çağında, mekan pek önemli değil.  Ne yaptığınız ve ne kadar iyi yaptığınız daha önemli. Artık hem burada hem de orada olmak mümkün. Hatta şunu söyleyebilirim:  Artık hepimiz her yerdeyiz!"

                                                         ***

    Gidecek olanları uyarayım: Gittiğiniz yerde bir kaç kuşak boyu Türk olarak kalacaksınız. Yaptığınız iyi ve kötü şeyler on yıllarca geldiğiniz ülkeye de fatura edilecek.

    Bundan 40-50 yıl önce böyle değildi.  Başta ABD olmak üzere bütün büyük ülkeler kendilerini "erime potası" (melting pot) olarak görmekteydi. Göçmen bir Türk'ün, Hırvat'ın, Rus'un hızla Amerikalılaşması bekleniyordu. Göçmen anababalar çocuklarının "eski ülke"nin dilini konuşamamasından gocunmuyor, buna karşılık gidilen ülkenin dilini aksansız konuşması ile övünüyordu.

    Artık öyle değil. Artık "yamalı bohça" devrindeyiz. Artık erimeniz değil, ayakta kalmanız bekleniyor; "eski ülke"nin dilini konuşmanız handikap değil, avantaj sayılıyor. Zaten Skype, Facetime, internet, iletişim uydusu vb. ile "eski ülke" hiç peşinizi bırakmıyor. Hele Türkiye, hiç bırakmıyor. Bu "güzel ve sorunlu ülke" yalnız içinde kalanları değil, gidenleri de sürekli meşgul ediyor.

    Bir ağabey olarak, gitmek isteyenlere şu öğüdü veriyorum:

    "Peki gidin, ama ne yapacaksanız onun en iyisi olmaya çalışın.  En iyi mühendis, en iyi doktor, en iyi bilim insanı olun. Sizi parmakla göstersinler. O zaman belki de eski ülkenize kalmış olmanızdan daha yararlı olacaksınız!"

                                                               ***

       Bu konuyu tartışırken kendimden söz etmemem sahte bir alçakgönüllülük olur. Çünkü havadan konuşmuyorum, cümlelerimin bedeli ödenmiştir. 

     Şöyle diyeyim:  Tüm bunları o meşhur Green Card'ını yakmış biri olarak söylüyorum!

     Eş ve iş durumu dolayısıyla istediğim zaman Amerikan vatandaşı  olabilirdim. Ama ben seçimimi Türk vatandaşı kalmaktan yana yaptım. Dünyanın en önemli gazetecilik okullarından birindeki ömür boyu garantili işimi bırakıp 1983 yılında Nokta dergisini çıkartmak üzere ülkeme döndüm. 

       Diyeceksiniz ki, çifte vatandaşlık diye bir şey var. Doğrudur.  Gazeteci olmasam, doktor, mühendis, kimyager vb. olsam, bunu düşünebilirdim.  Başka mesleklerden olup seçimini gitmekten ya da çifte vatandaşlıktan yana kullananları da suçlamam.  

     Ama ben, gazetecilerin ve politikacılarının ülkesel sadakatinin net ve saydam olması gerektiğine inanırım. Eğer köşe yazısı yazacaksanız, siyasal yorum yapacaksanız bağlılıklarınız açık olmalı. Ayaklarınız somut bir yere basmalı.  Ve bunu herkes bilmeli.

     Benim için o yer Türkiye'dir.  Evet o "güzel ve sorunlu" ülke!  Vatan!

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.