• BIST 104.918
  • Altın 147,061
  • Dolar 3,4842
  • Euro 4,1810
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 25 °C

Göçebe olmanın dayanılmaz hafifliği

Cüneyt AYRAL / Paris

Hafızam beni yanıltmıyorsa eğer 1957 yılında, İstanbul Salıpazarı’ndaki bir merkezde Almanya’ya işçi olarak gidecek olan Anadolu çocuklarının sağlık kontrolü yapılıyordu. Bu, bir gazetecinin fotograf makinasına takılmıştı ve sonraki yıllarda, biraz da eleştiri konusu yapılarak yayınlanmıştı...

Ama bir gerçek varsa, yüzyıllar önce Anadolu’ya göç ederek gelmiş olanlar, İkinci Dünya Savaşının yarattığı yıkımdan kurtulmaya uğraşan Almanya’ya, İstanbul’u bile görüp bilmeden, yaşamadan işçi olarak gidiyorlardı.

Bugün 5-6 milyon nüfus ile Alman ekonomisinde önemli rol oynayan Türklerin göç yolları böyle başlamıştı.

Önce işçi oldular, sonra kebapçılık yaptılar, iş adamı oldular, dünya çapında ses getirdi kimileri, kimileri çok büyüyüp battılar.

Sonraki kuşaklar sanatçı oldular, bilim adamı oldular... Bugün pek çoğu Almancayı Türkçeden daha iyi konuşmakta olan “alamancılar” olarak nitelendiler.

 

Hemen hemen hiç birisi Türkiye’ye geri dönmeyi düşünmüyor. Hele, önceki dönemlerde, onların kazanmış oldukları paralara göz dikip, Türkiye’de yatırım hevesleriyle, onları değilse de, paralarını Türkiye’ye getirenlerin başarısızlıkları, artık onların dönmek istememelerinin temel nedenini oluşturuyor.

Peki aynı dönemde, işçi olarak Almanya’nın çağrısına cevap verenler ne yaptılar?

İtalyanlar, Portekizliler ve Yugoslavlar ( o zaman öyle bir ülke vardı) da işçi olarak Almanya’ya gidenler arasındaydı.

Bugün 50-60 yaş gurubunda olan İtalyanların büyük bir kısmı ikinci dil olarak Almanca konuşur, çünkü onlar yaşamlarının kısa bir dönemini Almanya’da çalışarak geçirmişler ve kazandıkları para ile ülkelerine dönmüşlerdir...

Portekizliler de ülkelerinn ekonomisine katkıda bulunmak amacıyla gitmişler ve kazanmış oldukları para ile ülkelerine dönüp yatırım yapmışlardır...

Yugoslavların derdi ise farklıdır! Onlar ülkelerine dönüp, bağımsızlık savaşlarına girişmişler ve bugünkü Avrupa Haritası’nın oluşmasına neden olmuşlardır. Sıkıntılı savaş günlerinde onları besleyen, Almanya’da işçi olarak çalışmış oldukları günlerdeki birikimleridir.

Dikkat edilecek olunursa, bu üç toplum da yerleşik geleneği olan toplumlardır.

Türklerin durumu ise aşikâr!.

Önce getto olarak yaşamışlar, sonra kendi mahallelerini kurmuşlar, daha sonra da hızlı bir içiçeliğe girişmişlerdir. Onların Almanlar ile iç içeliği başarabilmiş olmalarının nedenleri arasında Almanların İkinci Dünya Savaşı sonrasında edinmiş oldukları ulusal komplekslerden de kaynaklanıyor. Almanlar “başkalarını” dışlamanın onlara nasıl zarar verdiğini bildikleri, gördükleri için bu konuda çok hassas davranıyorlar.

Ancak gelin görün ki, bugün yaklaşık 10 milyon Türk, Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, Portekiz, Kanada, ABD ve Avusturalya’da yaşayarak oraların ekonomilerine ve bilim, sanat yaşamlarına katkıda bulunuyorlar ve bunların hemen hemen hiç birisi Türkiye’nin umurunda bile değil...

AKP Hükümetinin ve “yeni Anayasa” ile “Başkanlık sistemini” getirme arzularının karşısında olanların, sosyal medyanın dışına taşmıyor oluşlarını buralarda (Fransa) herkes hayretle karşılıyor. Örnek olarak ABD'de başlayan kadın kalkışmasını ve uluslararası alana yaygınlaşmasını gösteriyorlar ve Türkiye’de ezilen, hakları elinden alınmakta olan, hapislere sürüklenenlerin neden sokaklara çıkmadığını soruyorlar. Bu konuda onlara verebileceğim yegâne yanıt “onlar göçebe bir kültürden geliyorlar da ondan” oluyor.

Ve yanılmıyorum, yanılmadığımı %30'un üzerinde (2015'e göre) artan beyin göçü ispatlıyor.

Fransa, Türkiye’den göç edecek olan akademisyen ve bilim insanları için özel bir fon ayırdı. Ayrıca Türkiye’den Fransa’ya gelmek üzere hazırlık yapan ya da çoktan gelmiş olan iş adamları, rantiyeler de var. Bir kısmı ev alarak, bir kısmı da yatırım yaparak, yani iş kurarak burada oturmaya başlıyorlar.

Türkiye hızla bir beyin göçünün eşiğinde bulunuyor ve bu yetişmiş, çalışan ve üretim yeteneği olan nüfusu bir daha toparlaması çok güç.

Eğitim sistemindeki bozulma, üniversitelerin özerk olmaması ve lâik bilim anlayışından uzak kalmaları, bilim üretememelerinin nedeni oluyor ve yarının Türkiye için gereken insan kalitesi oluşamıyor, oluşmayacak...

Bugün Türkiye’yi yönetenler önümüzdeki 20 -30 yıl içindeki 100 milyon nüfuslu bir ülkenin geleceği ile oynamakta olduklarının farkındalar mı? Bilmiyorum, ama öyle sanıyorum ki, bugünün yöneticileri önlerini bile göremiyorlar.

Türkiye’de ve dünyada ciddi bir “lider” sıkınıtısının yaşanmakta olduğunu geçmiş yazılarımdan birisinde yazmıştım. O sıkıntı devam ediyor. Türkiye’de yaşamakta olan 70'li yaşlardaki artık “emekli” olan düşünenler, aydınlar “korkuya” esir düşmüşler ve susuyorlar, diğerleri ise göç yollarındalar...

Nereden mi biliyorum?

Birebir yaşayarak biliyorum, www.ayral.com sitesinde turizm amaçlı bir yayın yaparken, yerleşme ve yatırım konularında “danışmanlık” hizmeti isteyenler o kadar çoğaldı ki, oradan biliyorum...

Paris, 24/01/2017

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)