• BIST 115.147
  • Altın 163,118
  • Dolar 3,8058
  • Euro 4,6547
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 16 °C

Gözün görmediği İran…

Gözün görmediği İran…
İran’da yaşananlara dair bir dizi yalan Suriye ve Libya’da olanlardan farksız bir biçimde başladı. Tahran’da İran polisinin gösterilere katılan esnafın dükkanlarını yağmaladığını iddia eden bir video, birkaç saat içerisinde dünya çapında paylaşıldı...

Çağlar Tekin

İran’daki molla rejimine yönelik Türkiye’nin hemen her kesiminde öfke hakim. Laik, seküler kesimdeki öfke bir şeriat rejiminin dayatmalarına, özellikle de kadına yönelik tutumuna ilişkin ve anlaşılır, hak verilir durumda. İslamcılar da İran’a öfkeli, ancak bu öfke seküler kesimin öfkesinden farkılı. İslamcıların öfkesi, özellikle son 15 yıllık periyotta inşa edilen mezhepçi yaklaşımdan beslenir durumda. Özellikle Tayyip Erdoğan liderliğinin İhvani bir sosla Ortadoğu’da kurduğu imparatorluk hayallerinin Suriye’de yıkıntılar arasında kalması ve Erdoğan’ın Rusya-İran hattına dahil olma zorunluluğu bu öfkenin daha da derinlere inmesine ve güçlenmesine sebep oldu. Öfkeli gözlerle İran’ı görmek, İran’ı anlamak o kadar da kolay olmuyor.

Bunca konuşulmasına rağmen hakkında Türkiye’de pek az şey bilinen İran’da yaşananları anlamanın zorluğu da daha çok burada düğümleniyor.

Özellikle seküler kanadın haklı ve anlaşılır tepkisi İran’da 28 Aralık’ta Meşhed’de başlayan ve ardından önce Kum’a(ki bu iki kentte henüz 8 ay önce seçim kazanan Ruhani’nn seçimden açık ara mağlup çıkmıştı) ardından da neredeyse tüm ülkeyi saran eylemlere dair yorumlara da yansıdı.

Bu öfkeden yola çıkarak İran'da düzenlenen her eylemi desteklemek tarihten, hele ki kısa süre önce yaşanan Arap Baharı sürecinden hiç ders alamamak demek.

İran’da başlayan eylemlerin en azından başlangıç aşamasındaki talepleri ekonomik yönü öne çıkan başlıklardı. İran rejimi, ABD ve İsrail karşıtlığı ile öne çıkmakla beraber, zenginliğin dağılımında diğer kapitalist ülkeler kadar eşitlikten uzak, zenginlik dar bir kesimin kontrolündeki alana yönelmiş durumda. Buna ek olarak İran’a yönelik ambargo, ülkenin petrolden gelir elde etmesini ve hatta elde ettiği geliri ülkeye getirmesini dahi oldukça güç kılmış durumda. Petrol parasının Tahran’a dönüş rotasında kimlere rüşvet, komisyon olarak döndüğünü en iyi biz, Rıza Sarraf ve AKP’liler üzerinden biliyoruz. Bunlara ek olarak küçük birer banka gibi çalışan kooperatiflerin üst üste iflas etmesi ve İran hükümetinin buradan doğan zararı karşılamaması da etkili oldu. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin sıkıntıların nükleer anlaşması ile kalkacak ambargo ile çözüleceğine yönelik beklentilerin de yenik düşmesi önemli etkilerden. Halkın temel inancı yaşanan zor günlerin ABD ambargosundan kaynaklandığı yönündeydi ki, anlaşma ardından ne işsizlik oranları düştü, ne de gelir adaletinde olumlu bir gelişme yaşandı. Aksine işsizlik daha da arttı. Bu da eylemlere katılanların büyük kısmının 25 yaşının altında olmasının sebebini de ortaya koyuyor. Genel olarak yüzde 13’e yakın olan işsizlik gençler arasında %30’un üzerine çıkmış durumda. Rahatsızlık Ruhani’nin nükleer anlaşması ardından ekonomideki neoliberal etkiyi güçlendirmesinden de etkilendi. Ruhani’nin ekonomi politikaları devlet güdümlü ekonominin sıkıntı sebebi olduğu ve bunun liberalizasyon ile giderileceği yönündeydi. Oysa liberal politikalar, ki Suriye’de de liberalizasyon özellikle DeyrEzZor ve Dera gibi devlet desteği ile çöle direnen kesimler için yıkıcı etkiler yapmıştı, işsizliği, yoksulluğu ve bununla beraber gelir adaletsizliğini güçlendiren etkiler yaptı.

Haliyle, geniş bir işsiz kesim, adaletsiz gelir dağılımı ve hayat pahalılığı kıskacında işçiler ve birikimlerini bu mini bankalar eliyle yitiren orta sınıflar ve bir de tarihsel olarak İslami rejimle sıkıntı yaşayan kentli-sol kesimler, ülkede İslami yönetimin yeterince İslami olmadığını düşünenler… İran’da yapılan eylemlerde gördüğümüz talep ve ton farklılıklarının sınıfsal temelini temsil ediyor. Bunlara Kirmanşah gibi bölgelerde Kürtlerin, Ahvaz’da Arapların, Azeri Türklerinin ayrı ayrı taleplerini de ekleyince desen daha da renkleniyor. Bu geniş kesimlerle birlikte İran’ın içerisinde Suudi Arabistan’ın, ABD’nin ve İsrail’in temas ettiği kesimlerin varlığı da bilinen bir durum. Şikayetçi listesi kalabalık bir yandan, ama unutmamalı ki İran’da rejim meşruiyet algısı yaratma başlığında oldukça dikkatlidir. Eylemlerin başlangıcında muhafazakar elitlerin kendi kitlelerini hareketlendirdiği yönünde bir algı vardı, ki altı çok da boş değildi, bu bir süre sonra, hele ki ABD ve İsrail’den gelen açıklamalar ile fren yaptı.

SADECE REJİMİN DEĞİL, HALKIN DA BELALISI ABD EKSENİ
Ancak, ABD-İsrail-Suudi ekseninin temas noktaları sahibi olması eylemlerin bunların kontrolünde olduğu iddiasını haklı çıkarmaz. Protesto gösterilerinin başlangıcında atılan “Gazze’ye, Suriye’ye değil halka bütçe” benzeri sloganlar kısa süre içerisinde geri çekildi. İran’da rejimle birlikte halkta da güçlü bir antiemperyal duruş hakim. O yüzden buna benzer milliyetçi çıkışlar geniş zemin bulma şansına pek sahip değil. Göstericilerin içerisinde İran’ın bölgede Filistin, Lübnan, Yemen, Irak ve Suriye’de ABD-İsrail-Suudi hattının karşısında durmasından rahatsız olanlar mutlaka var İran muhalefetinin bir kısmını ABD ile ilişki kurmak isteyen, bölgede İran’ın başarı ile kurduğu ‘Direniş Ekseni’nden rahatsız olan bir kesim mevcut. Ancak bu kesim öyle düşünüldüğü gibi kalabalık değil.

Göstericilerin dış politikanın da etkisiyle sokağa çıktığı iddiası biraz ABD’nin İran’da işaret ettiği nokta olduğu için, biraz da Ahvaz tarafındaki Suudi etkisi altında kalan (Veliaht Prens Muhammed bin Salman, “Savaşı İran’ın içine taşımalıyız” demiş, protestoların başında da Ahvaz’da çekilen bir videoda Kral Selman’a selam yollandığı ekrana takılmıştı) ve PKK-Barzani hattına yakın Kürtlerin de ABD’ye göz kırpmasından kaynaklanıyor. Ama İran toplumunda böyle bir talep olduğunu düşünmek gerekçi değil. Kirmanşah, Ahvaz gibi bölgelerde, Kasım Süleymani’nin portlerinin de yakılması gerçekliği sergilemekten uzak. Süleymani, İran’da yolsuzluk, torpil gibi düzen siyasetinin kirliliği arasında en fazla güven duyulan isimlerden birisi.

GERÇEKLİĞE 'ALIŞILDIK' MÜDAHALE
Yapılan protesto gösterilerini bu şekilde tartışıyor olmamız da aslında biraz ABD parmağı ile gelen bir durum. Buna en güzel örneği Bahreyn’de 2011 yılında yapılan bir gösterinin görüntülerinin ABD’den gelen açıklamalarla gözlerin Tahran’a dönmesi ardından videoyu paylaşan Bahreynli Doktor hesabından, “Bahreyn ezilirken 7 yılda sadece 20 bin izlenen videonun, İran’dan olduğu yalanı ile bir günde milyondan fazla tık alması” isyanı. Bahreyn’de 2011’de başlayan isyan, Erdoğan’ın uzun süre Suriye’de birlikte “demokrasi” kurma propagandası yaptığı Suudi Arabistan Ordusu’nun müdahalesiyle ezilmişti. Bunun ardından Bahreyn güvenlik güçlerinin donatılmasında Erdoğan yönetimindeki Türkiye de kritik rol almıştı. 

****

İran’da yaşananlara dair bir dizi yalan Suriye ve Libya’da olanlardan farksız bir biçimde başladı. Tahran’da İran polisinin gösterilere katılan esnafların dükkanlarını yağmaladığına ilişkin ortaya atılan bir video, birkaç saat içerisinde dünya çapında on binlerce hesap tarafından paylaşıldı ve milyonlarca göz tarafından seyredildi. Ancak, videoda yer alan polislerin üzerinde bulunan İspanyolca polis ibaresi kimsenin pek de umrunda değildi.

***

Tahran’da türbanını çıkartarak sallayan kadın, o da bu eylemlerden önce yaşanmış bir olay. *ABD'de yaşayan İranlı gazeteci Masih Alinejad resmi ilk kez 28 Aralık günü Facebook ve Instagram'da paylaşmış, resmin 27 Aralık'ta Tahran'daki İnkılap Caddesi'nde çekildiğini belirtmiş. Eylemin videosunda da kadından başka protestocu görünmüyor.

kad.png

 

Veya, rejime yönelik öne çıkan “Gösterilere sert müdahale ediyorlar” algısı da pek gerçek değil. Özellikle Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin taleplerin haklı olduğu yönündeki ifadeleri, dini lider Hamaney kontrolündeki medyanın eylemilerle “empati” kurma girişimleri, Devrim Muhafızları yerine polislerin müdahil olması gibi bir dizi gerekçe, rejimin sert müdahale etmediğinin en önemli işaretleri. İran, Arap Baharı sürecinden bu anlamda açık biçimde ders almış. 

KULLANIŞLI 'MUHALİF'LER
Arap Baharı olarak adlandırılan süreçte ABD-İsrail hattının hamlelerinin çoğundan karlı çıkan, hatta bundan etkilenmeyen ancak ABD’nin yoğun etkisi altında olan Irak’ta da önemli kazanımlar elde eden İran’a karşı eline geçen bu fırsatı sonuna kadar değerlendirme noktasında oldukça hevesli olduğu birbiri üzerine gelen açıklamalardan anlamak mümkün.

ABD’nin ve İsrail’in İran içerisindeki kimi örgütlerle temasları da bilinen gerçekler. Misal Halkın Mücahitleri isimli örgüt İsrail’le yaptığı anlaşma gereği İran’ın nükleer faaliyetlerini yürüten bir grup bilim insanını 5 sene içerisinde çeşitli suikast yöntemleri ile öldürmüştü. Diğer yandan PKK’nin İran kolu da hem çağrıları ile hem de gösterilerde aldığı yer ile aktif durumda. PKK-PYD-PJAK hattının ABD-Suud ekseninin “Şii koridoru” saptamasına hemen eklendiğini ve Suriye’de de ABD adına sahada varlığını gerekçelendirirken kullandığı sıklıkla gördük. Daha da önce, İran’a yönelik bir saldırıda görev almak istediklerini, hatta “ABD adına savşmak” istediklerini yöneticilerinin ağzından ifade de etmişlerdi. Dış politika itirazları genel olarak bu cenahtan gelmiş durumda. 

Son iki gündür gördüğümüz “armed protesters”, silahlanmış protestocular, ise İran’ın süreci toparlamasına yardımcı olacak, tıpkı İsrail ve ABD’den gelen açık destek ifadeleri gibi. Bunların dışında yine Suudi etkisi ile hareket eden IŞİD, Ahvaz’da etkili Nizal, Belucistan’da Ensar’ul Furkan (ki eylemler esnasında bir petrol boru hattına saldırdı) gibi örgütler mevcut. Ancak bunların ulaşabileceği güç lokal eylemliliklerden öteye geçemeyecek durumda ve muhtemel ki, bu örgütlerin saldırısı, geçmişe, misal 2009’yılına nazaran zayıf olan eylemlere katılma oranını çok daha aşağıya çekebilecek durumda. 

İRAN'DA SOL
ABD-İsrail-Suudi Arabistan ekseninin İran’da sol bir kalkışma olmadığı müddetçe yaşanan her huzursuzluktan mutlu olacakları ise aşikar. Böyle bir durumda molla iktidarını desteklemeleri dahi oldukça normal bir davranış olur. Ne var ki, İran’da hem mollaların ağır baskısı, hem de çaresizliğin etkisi ile güçlü bir sol ne yazık ki bulunmuyor. Hatta, bir dönemin en güçlü sol hareketlerinden olan Tudeh, ABD’nin Irak işgaline verdiği destekle tarihsel bir utanca da sahip durumda. Venezuela’da gerçekleşen uluslararası bir toplantıya geldiklerinde Iraklı komünistler bu destekleri yüzünden hırpalamıştı da Tudeh mensuplarını. Haliyle, sol bir hareketlilik beklentisi de şu an için gerçeklikten hayli uzak.

UMUTLAR BAŞKA BAHARA MI!
Anlaşılan o ki birkaç gün içerisinde İran’da gösteriler yatışacak. İran, bir süredir yavaş da olsa başta kadınlar olmak üzere toplumun zorlamasıyla daha “özgürlükçü” bir atmosfere doğru ilerliyor. Bu evrim süreci, muhtemel ki bu eylemlerin de etkisi ile hızlanabilir. Tahran polis amirliğinin perşembe günü artık başını kapatmayan kadınların tutuklanmayacağına yönelik açıklaması da bu anlamda olumlu bir etki olarak değerlendirilebilir. Reformcu kimliği ile öne çıkmış olan Ruhani bu etkiyi kullanarak hem iktidarını kısmen rahatlatma, kısmen de muhafazakarlara karşı reformları hızlandırma şansı yakalayabilir. Eylemlerin daha sert bastırılması ise bu anlamda muhafazakarların elini güçlendirebilir. Bunun nereye varacağını yaşayarak göreceğiz elbet, ama şimdilik söylenebilir ki, İran henüz ABD’cili ile molla zoru arasında yaşadığı sıkışmışlığı aşabilecek durumda değil. İran halkı bir süre daha kendi taleplerinin önüne serilen “ilahi” sahiplerle, ABD destekli yalan makineleri arasından el uzatacak bize…  

 

 

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)