• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 27 °C

Gündelik hayat ve onun tekrarı

Gündelik hayat ve onun tekrarı
Toplumsal nümayişlerin içine, at gözlüğü misali düz odaklanınca hayat durur. Çarkı çevirmeye devam…

Sami Günal

Gündelik hayat; insan topluluklarının, belirli bir zaman ve mekân içinde becerebildikleri yapıp etmeler bütünüdür. Bu yapıp etmeleri kategorize etmek gerekirse, her şeyin başı olan ekonomik edimler ve onun doğurduğu kültürel yapılanmalardan tutun da politik, dinsel vb. pratiklerin doğurtulmasıdır.

Bu tanımlamadan anlamamız gereken, gündelik hayatın bir yere ve zamana sıkı sıkıya bağlı olması söz konusudur. Kategorik olarak gündelik hayat içinde yer alan tüm edimler tüm toplumlar için ana başlık olarak aynı olabilir ama bu edimlerin anlamını belirleyen, yeri ve hangi zaman içinde meydana geldiğidir.

Zaman, gündelik hayatı var eden unsurların niteliksel ve niceliksel yöneliminin yani gitgide alacağı halin ölçüsüyken; mekân ise -diyelim ki mikro yerel bir yerimiz ya da tümden Türkiye coğrafyası olsun- gündelik hayatı var eden unsurların zaman içinde aldığı hallerin ne derece hayat bulabileceği ya da bulamayacağı alanı ifade eder.   

Toplumsal dinamikleri ve ihtiyaçları organize olmuş ve oturtulmuş bir toplumda gündelik hayat içinde bir “karmaşa” söz konusu olur mu? Hele hele, umutsuzluk duygusu nüksedebilir mi? Örneğin, bir İskandinavya ülkesinde? Olmaz elbette.

Bu sorularla karmaşanın nasıl bir toplumsal yapılanma içinde olabileceğine de göndermeler yapmış olduk. Aslında bu soruların düz cümle haline getirilmesi organize olmuş bir toplum modelinin tanımını verecektir.

Organize olabilmiş toplumlarda ağaçtan düşen bir yaprağın süpürülmesinin görece geç kalması bile bir skandalken; ya beri (bizim) taraftan bir kent yaşamının durması… Skandal ne kelime! Kanıksama ve gide gide yüksünmeme hali çöreklenmiş durumdadır insanlarımızın üzerine.

Ülkemizde bir skandalsızlık hali var. Buna; ne münasebet, toplumsal organizasyona dair her şeyimiz birer skandaldır, diyebilecekler de olacaktır. Çok haklılar. Biz de, bunu tersinden anlatmaya çalışıyoruz. Bizde “skandalların skandal olmaması hali” söz konusudur. Skandalsızlık hali diye tanımladığımız da budur.

Öyle karmaşık günlerden geçiyoruz ki her duyarlı insan gibi siz de ister istemez etkileniyorsunuz. Bazen, yazma isteğiniz bile kalmıyor. Gündemin içindekilerden uzakmış gibi gözüken yazınsal bir üretim yapsanız, acaba münasebetsizlik olur mu, denk düşmez mi, kaygısına kapılıyorsunuz.

Oysaki atmosfer ne olursa olsun gündelik hayatın tekrarı gerçekleşecektir. Sen, kendi alnında toplumsal sözleşmeye uygun olarak; ben de kendi alanımda bu toplumsal sözleşmeye uygun olarak üretimler yapacağız ki toplum hayatı var olsun.

Terzi, ölçüsünü ve provasını aldığı kumaşı dikerken yine kendi söküğünü dikememeye devam edecek… Ayakkabı tamircisi, naçarlıktan üçüncü kez pençesi değiştirilen ayakkabıyı örsü üzerinde çekiçlemeye devam ederken… Kaptan, gemisini yürütecek… Mühendis, mimarın projelendirdiği yapıya vücut buldurmak için şekli şemalı inşaat ustasına anlatırken o da kalfası aracılığıyla işçilerine harcı kardıracak, tuğlaları dizdirecek, üstüne de sıvacıya mala döşettirecek... Doktor, deva bulmaya devam edecek… Avukat, gazetecinin-yazarın iki çiziktirmesinden dolayı çiğnenen hukukunu savunmaya çalışacak… Öğretmen, kara tahtanın önüne dikilmeden önce sokaktan geçerken simitçinin tüten tezgâhında susamlı simidini alarak öğretmenler odasında çayla kahvaltı niyetine kuru kuruya aşıracak... Sekreter, bilgisayar ekranının bir köşesine oyun tablosunu; diğer bir köşesine de akşamleyin bir diğerini izlerken rakip bir kanalda aynı saate izleyemediği diziyi yerleştirip, gelen telefonları yine cevaplayacak… Çoban, sürünün; kurt, kuzunun peşinde koşacak… Fabrikaların dişlileri onu çevirenlerin ezilen düşleri arasında mamul çıkartacak…

Ben amirim, demekten öte başka bir hüneri olamayan, kişilik yetmezliği içindeki herhangi bir adam ya da kadına “E başka nesin?” dediğimizde yine cevap alamayıp, onu selamsız sabahsız asosyal yerinde bırakıp kendi üretimlerimize devam edeceğiz…

Muhalefet, değiştirilen rejim karşısında salıdan salıya sergilediği avare kasnak boş boğaz sefaletini sergilediği yetmezmiş gibi çaresizliğinin göstergesi niyetine kürsü işgalinden öteye yine gidemeyecek…

Daha neler neler…  Say sayabileceğin kadar ciddi edimleri ve de ironisini kattığın sıradan gibi görünen tüm faaliyetleri…

İşte bunlardır gündelik dediğimiz hayatı var eden unsurlar. Tüm edebi, felsefi, politik, ekonomik topu yükün ciddi siyasalar bu edimlerin içinde veya yan yana olurlar. Bunun adına gündelik hayat diyoruz. Bu hayatı, ağır aksak alıştığımız organizasyonsuzluk içerisinde sürdürürken bir es koyalım:

“Gel gör ki kar üzerinde aşk, bizi n’eylemedi; perişan eyledi.” On beş milyonluk kentte beş gram(!) kar yağmasıyla beş gün hayat durdu. Ana arterlerin dahi çalışmadığını defalarca mağduriyet içerisinde test ettik. Mahalle aralarının ve site içlerinin hali perma perişan pürmelal durumdaydı.

Yüreğimiz ağızda yaşadık desek tam yeridir. Varsayalım ki ana arterleri tümden açtık! Yetmez! Bu, tam çözüm ve tam teşekküllü bir beceri değil ki! İstanbul’un daimi deprem riskini bir kenara koyarak güncel kar durumundan devam edelim. Bir doğum, bir apandisit ya da genel cerrahlık bir vakıa… Hangisini hangisinden tehlikesiz sayalım ki? Ya da bir yangın… Ambulans veya itfaiye nasıl ulaşacaktı? Ulaşamayacaktı tabii. Güvenliksizlik keza. İyi ki hırsızın, uğursuzun da ayak kayma ve bir metrelik sulanmış kara basma zorluğu vardı.

Kent; organizasyonsuzluğa-sahipsizliğe ve çaresizliğe sahipti. Konumuz itibariyle hâsılı kelam gündelik hayatın tekrarı söz konusu değildi. Gündelik hayatı var eden tüm üretimsel faaliyetler durmuş idi. Tek kârımız, romantizm sofrasının cömertçe açılmış olmasıydı.

Konumuza denk düşen bu bilinçli parantezi kapatarak gündelik hayatın tekrarı konulu ana eksenimize geri dönelim.

Gündelik hayat da tıpkı gerçek gibi durmaz yürür. Tekrarı söz konusudur. Hayatı var eden de bizatihi bu tekrarlardır. Gündelik hayat tekrarlanmayınca vesselam hayat olmaz. Gündelik hayatın tekrarı, “üretim” ve onun süreğenliği demektir.   

Her üretim, toplumsal atmosferin psikolojisini vb. izlerini taşıyacaktır. Örneğin Avrupa ve Amerika’da savaş dönemlerinde opera-bale, tiyatro gibi büyük gösteri merkezlerinde sanat faaliyetlerinin kapalı gişe gösterimler yaptığı; diğer bir unsur olarak da savaşlar döneminde nüfusun arttığı… Sosyo psikolojik vakıalar olarak kayıtlıdır. Buna bağlı olarak da “savaş dönemi çocukları” tanımlaması yapılır.

Savaşta insanlar ölürken eğlence-seks, ayıp olmuyor mu?

Düz kafayla bakarsan tabii ki ayıp olur. O kadar da değil! Düz kafalılığın âlemi yok! Bilimsel olmakta yarar var deyip nedenselliğe inmeye çalışmak lazım gelir.

Biliriz ki insanda temel içgüdüler vardır... Yaşama tutunmak için hayata dair duyumsadığı hazzı yükseltmesi lazım gelir. Örneğin, bunun için sanata yönelecektir. Savaşta, türünün yok olacağı endişesine kapılıp türünü çoğaltmak, en azından korumak için, üreme içgüdüsünü harekete geçirecektir.

Dememiz o ki, toplumsal nümayişlerin içine, at gözlüğü misali düz odaklanınca hayat durur.

Çarkı çevirmeye devam…

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)