• BIST 107.633
  • Altın 152,738
  • Dolar 3,7116
  • Euro 4,3606
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 22 °C

Haftanın Kitabı: "Komünizmle Mücadele Dernekleri"

Haftanın Kitabı: "Komünizmle Mücadele Dernekleri"
Ertuğrul Meşe'nin "Komünizmle Mücadele Dernekleri" kitabı, editörlerimiz tarafından bu hafta 'Haftanın Kitabı' olarak öneriliyor.

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim
[email protected]
-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için, "Yeni Çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" kategorilerini oluşturdular.

Editörlerimiz bu hafta yaptıkları değerlendirmede,"Haftanın Kitabı" kategorisinde, Ertuğrul Meşe'nin "Komünizmle Mücadele Dernekleri" kitabını seçti.

"Kim bunlar? Kim bu uzun saçlı hırpani kılıklılar? Kim bunlar, Türk polisine satılmış, Türk ordusuna milli olmayan ordu demek cüretini gösteriyorlar. Kim bu ağızları içki kokan sarhoşlar? Biz Tanrıdan olduğu kadar insanoğlundan da umut kesemeyiz. Bir fahişenin namuslu kadınlara özene özene bir gün tüm günâhlarından sıyrılıp, şeref doruğuna ulaştığı çok görüldüğü gibi, bir komünistin de içinde bulunduğu 'leş' halinden tiksine tiksine bir gün 'milliyetçilik' gibi şeref yücesine tırmanması umulabilir."Her ideoloji gibi milliyetçi muhafazakâr ideolojinin de belirli motifleri, vurguları ve hedefleri vardır. Bunlar nasıl bir tarihsel kesitte konumlanıldığına göre geri çekilir, biçim değiştirir ya da öne çıkarılırlar... Aslında Soğuk Savaş döneminin başat ideolojisi olarak kavranabilecek antikomünizmin ve antikomünist harekâtın Türk sağı içerisindeki pozisyonunu Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni incelemeden kavramak mümkün değildir. 

HAFTANIN KİTABI

komunizmle-mucadele-derneklerib832961b83fcd8fe6dfdcf7f63bc561a.jpg

Ertuğrul Meşe

KOMÜNİZMLE MÜCADELE DERNEKLERİ

İletişim Yayıncılık

Ertuğrul Meşe, sebatla ve titizlikle, hem antikomünist tahayyülü hem de bunun ete kemiğe bürünmüş halini ele aldığı Komünizmle Mücadele Dernekleri: Türk Sağında Antikomünizmin İnşası adlı bu kitabında, bir yandan antikomünizmin Türk sağı içerisinde nasıl kavrandığı ve inşa edildiğini ülke dışındaki gelişmeleri de göz ardı etmeden, tarihselleştirerek incelerken, öte yandan antikomünizmi başlı başına bir ideoloji olarak "din, vatan, millet, aile ve namus" gibi aslında "fetişleştirilen" kavramlar ve motivasyonlar etrafında tetkik ediyor.

Haftanın kitabına ilişkin İleri Haber sitesinde yayımlanan Deniz Ali Gür’ün “Türkiye’de antikomünizm anti-Kemalizmdir” başlıklı yazısını  veriyoruz;

“Türkiye’de yakın tarihin ana eğilimlerini ve genel akışını yansıtan incelemeler belirli bir olgunluğa ulaşmış durumdadır. Osmanlı modernleşmesi, Meşrutiyet ve istibdat dönemleri, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet döneminin farklı dönemlerine ilişkin azımsanmayacak bir literatür mevcuttur. Ancak burada ağırlık ana eğilimleri ve genel akışı yansıtan çalışmalarda olup ilgili dönemlerin önem taşıyan detaylarını ve farklı öznelerini derinlemesine ele alan çalışmaların sayısı görece azdır. Örneğin; Türkiye’nin Soğuk Savaş’tan başlayarak ve özellikle de 12 Eylül sonrasında bir dinselleşme sürecine girdiği ve dinci-gerici odakların devlet desteğiyle güç kazandığı doyurucu bir biçimde açıklanmıştır ama cemaat ve tarikatların tarihine, 1946 sonrası kurulan siyasi partilere, MHP öncesi milliyetçi oluşumlara vb. odaklanan çalışmalar görece yetersizdir. Bu yetersizlik, Komünizmle Mücadele Dernekleri için de söz konusudur.

Ertuğrul Meşe’nin imzasını taşıyan Komünizmle Mücadele Dernekleri adlı inceleme, Türkiye’de bu derneklere odaklanan ilk incelemedir. Bu ilk incelemenin titiz bir arşiv taramasıyla hem üç derneğin (1950’de Zonguldak’ta, 1956’da İstanbul’da ve 1963’te İzmir’de kurulan dernekler) belgelerini hem de dönemin antikomünist basınını ve kitaplarını ele almış olması, okuyucu ve konuya ilgi duyan araştırmacılar için şanstır. Kitabın sonunda dernek tüzüğü, tamim, faaliyet raporu, üyelik formu, dernek tarafından çıkarılan dergi ve broşürlerin kapakları gibi belli başlı belgelere yer verilmesi de yine hem okuyucunun hem de konuya ilgi duyan araştırmacıların işini kolaylaştırıyor.

Meşe’nin antikomünizm tanımı, kitabın geneline sinmiş durumda. Meşe’ye göre antikomünizm, özet olarak komünizmi korkunç bir durum olarak resmeden, Türkiye’de büyük bir komünizm tehdidi olduğunu ve komünizm geldiğinde Türkiye’nin Rus işgaline uğrayacağını iddia eden bir ideolojidir. Komünizmin panzehirini dini ve milli değerlerin ihyasında gören antikomünizm, komünizmi kökü dışarıda bir ideoloji olarak lanetlerken kendisini yerli ve milli bir düşünce akımı olarak konumlandırmaktadır. Ancak Meşe, Türkiye’deki antikomünizmin entelektüel harcının ABD kaynaklı olduğunu, antikomünist yazarların Soğuk Savaş atmosferindeki dış kaynaklı bilginin nakliyle sınırlı olduğunu kaydeder ve bu yerlilik/millilik iddiasının gerçeği yansıtmadığını vurgular (s. 217).

Komünizmle Mücadele Dernekleri için üç ayrı kuruluş tarihi zikretmek mümkündür. Birbirinden bağımsız olarak gerçekleşen bu kuruluşlardan ilki 1950’de Zonguldak’ta, ikincisi 1956’da İstanbul’da ve üçüncüsü de 1963’te İzmir’de gerçekleşmiştir. Türkiye genelinde çok sayıda şube açarak yaygınlaşıp güçlenmeyi başaran, İzmir’de kurulan TKMD (Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği) oluyor.

Bu durum sürpriz değil, çünkü Türkiye’de sosyalist düşünce ve siyaset, 1960’lı yılların görece demokratik ortamında yaygınlık ve güç kazanıyor. Ancak bu derneklerden her biri, antikomünist söylemlerin üretilip yaygınlaşmasında ve komünizmle mücadeleye odaklanmış bir kadro öbeğinin yaratılmasında önemli roller oynuyorlar. Gerek bu dernekler tarafından üretilip yaygınlaştırılan antikomünist söylemler, gerekse buralarda bir araya gelen kadrolar, Türkiye bağlamında antikomünizmin anti-Kemalizm ile eş anlamlı olduğunu saptamak için yeterli veriyi sağlıyor.

Meşe, antikomünizmi Kemalizm’in laik ve modern toplum projesinden hoşnutsuz olan milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerin “alternatif siyasi sosyalleşme inşası” olarak tanımlıyor (s. 30-31). Kitapta aktarılan örneklerden, bu alternatif siyasi sosyalleşmenin “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” hesabı, komünizmle mücadeleyi aynı zamanda Kemalizm’le hesaplaşmanın fırsatına dönüştürdüğünü anlıyoruz. Örneğin; komünizmi Batılılaşmanın en radikal biçimi, Batılılaşmayı ise komünizmin etkisine açılmak olarak gördüklerini (s. 218),  başta Köy Enstitüleri olmak üzere genel itibariyle laik eğitim veren kurumları “Allahsızlığı öğreten okullar” olarak adlandırdıklarını (s. 214) görüyoruz. Bu kadarla da kalmıyor. Komünizmi “dinsiz, imansız, Allahsız bir rejim (…) bir dilim ekmeği silah olarak kullanan devlet otoritesi ve (…) vicdan hürriyetine el koyan insafsız bir idare” olarak tanımlayarak imalı konuşabildikleri gibi, Kemalizm’in milliyetçilik ve cumhuriyetçilik dışındaki ilkelerini (yani laiklik, devletçilik halkçılık ve inkılâpçılığı) komünizmle ilişkilendirerek açık konuştukları da oluyor (s. 257-259).

Antikomünizm üzerinden laiklikle hesaplaşılırken kadınların ve Alevilerin doğrudan hedef alınması da şaşırtıcı olmuyor. Evli bir adamın eve geldiğinde portmantoda bir başka erkeğin şapkasını görünce komünizmin geldiğini anlayıp evi terk ettiği, komünizmde “kadınların bin bir kişinin malı olacağı”, Batınîlerin de komünistler gibi “kadınları orta malı yaptıkları” ve “karılarını değiş tokuş ettikleri” gibi yoğun nefret ve fantezi yüklü anlatılar havada uçuşuyor (s. 251-254). Meşe, antikomünizmin milliyetçi-muhafazakâr çevreler tarafından Kemalizm’le hesaplaşma fırsatı olarak değerlendirilmesini şu şekilde açıklıyor:

“(…) antikomünizm, iktidarın ürettiği politikalara karşı açık bir muhalefet göstermenin imkânsızlığını aşmak için üretilen bir direniş sanatı ve siyasetidir. Açıktan laiklik uygulamalarını eleştirmek yerine, onunla aynı zihniyet dünyasından beslendiği düşünülen komünizm gibi bir siyasi, sosyal ve ekonomik düşünceler bütünü eleştirilmiş ve bu sayede laiklik uygulamalarından hoşnut olmayanlarda milli ve dinî duygular, Tek Parti döneminden sonraki siyasal yaşamda önemli bir siyasal kutup olacak biçimde dinç kalmıştır. (…) din, (…) inkılap uygulayıcılarının öngördüğünden farklı bir anti-Kemalist ve antikomünist siyasal sosyalleşmenin yaşanmasını sağlamıştır” (s. 91).

İdeolojiler alanında anti-Kemalizm’e çıkan antikomünizm, siyasal alanda da anti-Kemalist unsurları güçlendiriyor. Örneğin CHP’nin 1960’lı yıllarda “ortanın solu” politikasını benimsemesine tepki göstererek ayrılan sağ Kemalistlerin kurduğu Güven Partisi, antikomünizmin siyasal rantına ortak olamıyor (s. 278-279). Rant, bütünüyle Cumhuriyet düşmanlarına kalıyor. Fethi Tevetoğlu, İlhan Darendelioğlu, Nihal Atsız, Nejdet Sançar, Osman Yüksel Serdengeçti, Fethullah Gülen, Bekir Berk, Alparslan Türkeş, Dündar Taşer, Süleyman Demirel, Altan Deliorman, Erol Güngör, Recai Kutan, Osman Turan, Erol Güngör, Mehmet Kaplan, Necip Fazıl Kısakürek gibi isimler, en fazla parlayanlar arasında yer alıyor (s. 223-227).

İstanbul Komünizmle Mücadele Derneği, 13 Şubat 1969 tarihinde yayımladığı bildiride sosyalistlere “Kim bunlar? Kim bu uzun saçlı hırpani kılıklılar? Kim bunlar, Türk polisine satılmış, Türk ordusuna milli olmayan ordu demek cüretini gösteriyorlar. Kim bu ağızları içki kokan sarhoşlar?” sözleriyle saldırıyor (s. 176). Üç gün sonra, TKMD ve onun hamilik ettiği MTTB’nin (Milli Türk Talebe Birliği) Kanlı Pazar’ı gerçekleştiriyor. Dönemin TKMD İcra Konseyi Başkanı İlhan Darendelioğlu ve o günlerde Bugün gazetesinde “Kalkın, ey ehli İslâm. Davranın” temalı yazılar yazan Mehmet Şevket Eygi uzun yıllar boyunca Türk sağının kanaat önderleri sayılmaya devam ediyor. Dönemin MTTB Başkanı İsmail Kahraman ise yıllar sonra TBMM Başkanı olduktan sonra laikliği Anayasa’dan kaldırmaktan söz ediyor, Che’ye öfkesini kusuyor.

Kitap, Türk sağının ana gelenekleri olan muhafazakârlık, milliyetçilik ve İslâmcılığın bu derneklerde önce yan yana gelip sonrasında ayrışmalarını da anlatıyor. Bir bakıma, DP sonrası Türk sağının 1960’lara dayanan yeniden kuruluşunun başlangıç momentine ilişkin önemli anekdotlar aktarıyor. Tabi, Türk sağının iktidara yanaşma geleneğinin bu yıllarda TKMD’nin AP’nin arka bahçesine dönüşmesi ve yönetim kurulu toplantılarında açık açık ABD Konsoloslarından istenecek yardımların konuşulması biçiminde vuku bulduğu da görülüyor. Söylemeden geçmeyelim, ABD Konsoloslukları TKMD’ye çok sıcak yaklaşıyor ve istediği yardımların fazlasını yapıyor (s. 64-65).

Kitabın sayfalarını karıştırırken, karşımıza başka tanıdık isimler de çıkıyor. 1960’lı yıllarda TKMD Erzurum Şubesi’ni açan isimlerin arasında Fethullah Gülen’i görüyoruz. Gülen şubenin kurulması fikrinin kendisine ait olduğunu iddia ediyor ve bu faaliyete ilk kalkıştığında kendisini “Sen Nurları oku. Bundan iyi mücadele olmaz” diyerek eleştiren arkadaşlarının sonrasında hakkını teslim ettiğini anlatarak övünüyor. Gülen’in kurucuları arasında yer aldığı TKMD Erzurum Şubesi çok etkin çalışıyor ve derneğin genel merkezi tarafından “örnek şube” olarak ilan ediliyor (s. 134-135). Bugünün kanlı bıçaklı olan Cumhuriyet düşmanları, 1960’lı yıllarda komünizmle mücadele misyonu için yan yana gelerek nüfuz ve devlet nezdinde meşruiyet kazanıyorlar. Bir başka deyişle, yıllar sonra Cumhuriyet’i tasfiye edecek olan kadroların iktidar yürüyüşü, antikomünizmin bir devlet politikası haline getirilmesiyle başlıyor. Bu politika, bu nedenle Cumhuriyet açısından kısa vadede anti-Kemalizm’e taviz, uzun vadede ise intihar anlamına geliyor.

Bitirirken, kitapta kimi kavram seçimleri ile aktarımlarda yeterince özenli davranılmadığını belirtmek zorundayız. Hem ABD hem de Türkiye’deki antikomünist külliyatın siyasal çıkar amaçlı çarpıtmalarla malul olduğu saptandığı halde “SSCB’de  (…) yaşanan açlık, kitlesel katliamlar ve milyonlarca insanın yaşamını yitirmesi” (s. 55) gibi Soğuk Savaş yalanlarının, dönemin iktidarının NATO ittifakına dahil olmak için icat ettikleri Sovyet işgali umacısı ve abartılan “güvenlik endişesi”nin gerçekmiş gibi aktarılması (s. 59) bunun bir yanıdır. Komünizm ile antikomünizm arasındaki mücadelenin “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar billurlaşan iki ana akımın mücadelesi” olduğu biçimindeki doğru ve derin bir saptamanın ardından solun “elitist ve jakoben” olarak nitelenmesi (s. 271-272) ve Türkiye’de komünizmin gelişmesine karşı koyan unsurların “başta devlet olmak üzere din, milliyet ve aile gibi temel kurumlar” (s. 277) gibi aşırı geniş ve muğlak kavramlarla tanımlanması ise bir başka yanıdır. Ancak burada sorunun kuram ya da yöntemle değil, kavram seçiminde ve aktarımlarda yeterince titiz davranılmamasıyla ilgili olduğunu belirtelim ve bu sorunun kitabın değerini ve sağladığı yararı gölgede bırakmaması gerektiğini vurgulayalım. Son söz olarak, bu değerli çalışmayı Türkiye’nin yakın tarihine ilgi duyan okurlara bir kez daha önermiş olalım.”

384 s. İstanbul 2016

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • Haftanın Kitabı: "Torik Akını"16 Ekim 2017 Pazartesi 11:00
    • Editörün seçtikleri / 16 Ekim 201716 Ekim 2017 Pazartesi 10:00
    • Haftanın çok satan kitapları / 9 Ekim 201709 Ekim 2017 Pazartesi 14:25
    • Editörün seçtikleri / 9 Ekim 201709 Ekim 2017 Pazartesi 14:07
    • Yeni çıkan kitaplar / 9 Ekim 201709 Ekim 2017 Pazartesi 11:43
    • Haftanın Kitabı: "Bütün Şiirleri: Direnç"09 Ekim 2017 Pazartesi 10:28
    • Haftanın Kitabı: "Beyaz Zambaklar Ülkesinde"02 Ekim 2017 Pazartesi 10:32
    • Editörün seçtikleri / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 10:24
    • Yeni çıkan kitaplar / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 10:00
    • Haftanın çok satan kitapları / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 09:53
    • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)