• BIST 107.202
  • Altın 145,447
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 25 °C

Haftanın Kitabı: "Tanrı Olmak Zor İş"

Haftanın Kitabı: "Tanrı Olmak Zor İş"
Arkadi ve Boris Strugatski'nin "Tanrı Olmak Zor İş" kitabı editörlerimiz tarafından bu hafta 'Haftanın Kitabı' olarak öneriliyor.

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için, "Yeni Çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" kategorilerini oluşturdular. Editörlerimiz bu hafta yaptıkları değerlendirmede, "Haftanın Kitabı" kategorisinde, Arkadi ve Boris Strugatski'nin "Tanrı Olmak Zor İş" kitabını seçti.

HAFTANIN KİTABI

Arkadi ve Boris Strugatski
TANRI OLMAK ZOR İŞ
İthaki Yayınları / İstanbul, 240 s.

Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. “Tanrı Olmak Zor İş” ise 1964 yılında yazılmış insanlığın karanlık geçmişinin kalbine yapılmış en cesur yolculuklardan biri. 
 
İnsanlık, Dünya’nın tıpatıp aynısı olan, üzerindeki insanların karanlık çağdan öteye gidemediği bir gezegene gözlemciler göndermiştir. Bu gezegenin gidişatına müdahale etmelerine hiçbir şekilde izin verilmeyen bu gözlemcilerin asıl amacı insanlığın karanlık çağını her ayrıntısıyla kayıt altına almaktır.

Büyük bir değişimin kıyısında olan Arkanar Krallığı’nda halk baskı altında yaşamakta, yenilikler beşiğinde boğulmakta, okuma yazma bilenler linç edilmektedir. Bu gezegene gönderilmiş gözlemcilerden biri olan Anton da Don Rumata ismiyle bir asilzade hayatı yaşarken, bir yandan da dönemin aydınlarını kurtarmaya çalışır.

hk-004.jpg

Ergin Yıldızoğlu, 18 Nisan 2016 tarihinde Cumhuriyet gazetesi köşesinde “Tanrı Olmak Zor Şey” adlı yapıt için şunları yazmıştı;

“…bugün sıra dışı bir şey yapıp, Strugatsky kardeşlerin kurgubilim romanı Tanrı olmak zor - “Büyük Arkanar katliamı”ndan (1964) söz edeceğim. 
Bir süredir, çok rahatsız edici bir sıklıkta aklıma hep bu roman geliyor; okuduğumdan bu yana beni rahat, hiç rahat bırakmadı (“gerçek sanat yapıtı iz bırakır”, Badiou). Bunda, romanı okur okumaz, A. Gherman’ın siyah beyaz, üç saatlik muhteşem, grotesk, dayanılmaz, ama yarıda bırakılamaz adaptasyonunun (2013) DVD’sini izlemiş olmamın da payı var. Frederic Jameson, “Gherman’in anti-estetiği” başlıklı denemesinde Strugatsky kardeşlerin, Philip K. Dick, Ursula Le Guin, Stanislaw Lem ile aynı düzeyde olduğunu vurguluyordu (New Left Review, No: 97, 2016). Bu romanı yıllar önce okumalıymışım...

‘Tanrı olmak zor’ 

Roman bir gezegende, feodalizmin son dönemindeki bir uygarlığın Arkanar kentinde geçiyor. Dünyadaki (artık komünist bir toplum var) Tarihsel Araştırmalar Enstitüsü, “deneyimsel tarih” projesi bağlamında bu gezegene gözlemciler göndermiş. Enstitü, olaylara karışmama ilkesine bağlı (Uzay Yolu dizisindeki ilke) bu “gözlemciler” yoluyla, feodalizmden kapitalizme geçişi, süreç yaşanırken izliyor. Ajanların alnındaki, değerli bir takı izlenimi veren küçük bir kamera dünyaya kesintisiz yayın yapıyor. 

Biz bu gözlemcilerden, bir aristokrat kimliği altında gizlenmiş Don Ramata’yı izliyoruz. Ramata’nın altın üreten bir moleküler sentez aleti, ok işlemez “beyazketen” görünümlü gömlekleri, bütün kılıçları kesebilen bir metalden yapılmış kılıçları var ama, “30 yıldır kimseyi öldürmemiş”, “375 kulak kestiği söyleniyor”. Yerliler, onun mistik gücü olduğuna inanıyorlar, bir tanrı olmasından şüpheleniyorlar, ondan korkuyorlar. 
Arkanar’da tüccar sınıfı, çürümekte olan bir feodal yönetici sınıfla ittifak yapmış; bu ittifakın üzerinde de yönetim fiilen, diktatör adayı, cahil, dalavereci, muhteris, karizmatik, Don Reba’nın elinde. Don Reba, sokakları “Griler” denen lümpenlerden kurulu bir polis gücüyle denetliyor. Bunlar, bilim insanlarını, şairleri, yazarları, “kitap kurtlarını”, kısacası olası bir Rönesans, aydınlanmasürecinin doğuşuna ebelik yapabilecek insanları, “toplumun düzenini bozuyorlar” gerekçesiyle sistemli bir biçimde arıyor, buluyor, türlü hakaretlerle aşağılıyor ve öldürüyorlar. 
Salt bir izleyici olarak, Don Ramata’nın elinden, bir şey gelmiyor. Bu da onda derin bir depresyon, giderek umutsuzluk yaratıyor, ruhunu çürütüyor. 
Tüccar sınıfıyla aristokrasi arasındaki ittifak, tüccar sınıfının iktidarı almak için bir hamle yapmasıyla değişirken, Don Reba’nın, bir dini sektin üyesi olduğunu, o sektin keşişler ordusu bir karşıdevrim başlattığında öğreniyoruz. Siyah giysili keşişler ordusu kente doluyor, tüccarları, Grileri, hayatta kalmış tüm okuryazarları, cadılığından ya da ahlakından şüphe ettikleri kadınları, türlü işkencelerle öldürmeye başlıyor. Bu olay “tarihe” ünlü “Büyük Arkanar katliamı” olarak geçiyor... 
Tarihçiler, Arkanar’ın feodalizmden, bir Rönesans, aydınlanma yaşayarak kapitalizme, demokrasiye geçmesini beklerken, bir dinci faşizm egemen oluyor. Nedense, okuduğumdan bu yana bu roman, film hiç aklımdan çıkmıyor, beni biteviye rahatsız ediyor...”

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)