• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Haftanın yeni çıkan kitapları ve editörün seçtikleri (21 Aralık 2015)

Haftanın yeni çıkan kitapları ve editörün seçtikleri (21 Aralık 2015)
Yeni Çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi...

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim: [email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

ABC Kitap sayfalarını okumadan kitapçı ve sahaf turuna çıkılmaz.

İşte haftanın yeni çıkan kitapları ve editörlerimizin bunlar arasından sizin için seçtiği üç eser. ABC izleyicilerine keyifli okumalar diliyoruz.

YENİ ÇIKANLAR

 

Sami Selçuk

KENDİNİ TÜKETEN HUKUKUN DRAMI

(Bir Doğululaşma Serüveni)

İmge Kitabevi

Yüksek yargıç, Yargıtay eski başkanlarından ve kıdemli hukukçu Prof. Dr. Sami Selçuk, yeni kitabında ülkemizdeki hukukun serüvenini ve dramını yazdı. Hukukun dayandığı felsefeyi doğru şekilde kavramadan ya da bu felsefeyle hiç ilgilenmeden hukukun da doğru şekilde uygulanmayacağı vurgulayan Prof. Selçuk, tanıtım bülteninde yeni çalışması hakkında şunları yazdı:

Unutmayalım ki, Türkler Atatürk'ün dediği gibi sürekli Batı'ya "yönelmişlerdir." Bir Balkan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti bu yönelimi güçlendirmiş, Balkanları "Anadolu"laştırmış, daha sonra da Balkanlardan Anadolu'ya göçler olmuş, Anadolu "Balkan"laştırılmıştır. Bütün bunlar, yoğun kültürel değişimlere yol açmıştır. 1856'da resmen Avrupa Devleti niteliğini kazanan Osmanlı İmparatorluğu, bu evrede Batı uygarlığını benimsemişse de bu uygarlığın özümsendiği söylenemez. Eziklik karmaşasına kapılmaksızın uygarlaşma ve çağcıllaşma tasarısını yürütmek gerekiyordu. Bu başarılamamıştır. Atatürk bunu gerçekleştirmek için yola çıktı. Bu konuda hukuk önemli bir araçtı. Helen ve Hıristiyanlık kültür geleneğinde gelişen Batı kimliğinin temelinde ve toplumsal yaşamında Rönesans, insancılık, bilimsellik, akılcılık, demokrasi, insan hakları, çok dil, çok din, çok gelenek gibi bir itici güce ve zenginliğe yaslanan çoğulculuk, yaratılan değerlerin adil üleşilmesi olguları varsa, Türk kültürünün de aynı doğrultuda ilerlemesi, uygar toplumu yaratmanın vazgeçilemez koşuludur.

İşte hukuk ve uygulaması, bütün bu değerleri çiğneyenleri hizaya getiren biricik kurumdur. Yeter ki, hukukun dayandığı felsefeyi doğru algılayalım ve doğru uygulayalım. Zira hukuk kültürü doğru öğrenilen bilgilerin doğru uygulanmasıdır.

Bu konuda birinci soru şudur: Acaba Batı kültürünün ürünü olan Batı hukukunun felsefesini doğru öğrenip özümsedik mi? İkinci soru da "Batı hukukunu doğru uyguluyor muyuz?" sorusudur. Birinci soruya evet diyemiyorsak ikincisini sormaya elbette gerek yoktur. Vaktiyle "Auschwitz'ten sonra şiir yazmak barbarcadır," demişti Adorno. Acaba ikinci soruyu soramıyorsak yaşanan hukuku ısrarla uygulamak, Türk insanı için nasıl bir çabadır? Bunun üzerinde herkesin nesnel biçimde düşünmesi gerek.

İstanbul, 2015

Hüsnü Arkan

UYKU

Kırmızı Kedi

Müzisyen Hüsnü Arkan'ın yazı ve edebiyat serüveni devam ediyor. Arkan'ın yeni kitabı "Uyku" da kitapçı raflarındaki yerini aldı. Radikal Kitap dergisinde kitap hakkında bir tanıtım/eleştiri yazısı kaleme alan Onur Çalı şunları söylüyor: 

Hüsnü Arkan, her kitabında farklı bir konuyla çıkıyor okur karşısına. Mino'nun Siyah Gülü'nden Menekşeler, Atlar, Oburlar'a ve diğer romanlarına uzanan geniş bir yelpaze. Uyku, ütopyayı sorgulayan bir ütopyada muhalif düşünceleri nedeniyle rüyaya sürgün edilmiş bir adamın hikâyesi...

Uyku'da vicdan, adalet, ahlak, sorumluluk, yaşam-ölüm, inanç, aşk gibi insanlığın evrensel soru(n)larını düşle gerçek arasında gidip gelen bir anlatımla ve ustalıkla ele alıyor.

Kitaptan küçük bir alıntı, Arkan'ın dili hakkında yeterince fikir verecektir:

"Aslıma dönmüştüm; çam dallarıyla birlikte sallanıyor, kozalaklarla yere düşüyor, suyla akıyordum. Bir el, hiç incitmeden ruhuma dokunuyor, okşayışlarıyla yaşamımı yoğuruyor, biçim veriyordu. Rahattım; sonunda ortaya iyi bir sanat yapıtı çıkacağından hiç kuşkum yoktu. İyi bir yaşam, iyi bir öykü, iyi bir son... Bir kitapta okumuştum; bir adam mutsuz biten öykülerin sonunu değiştiriyordu. İşi gücü buydu; öykülerin sonunu değiştirmek... Şimdi, elinde kalemle benim öykümün üstüne eğilmişti. Silgisi de vardı. Kargacık burgacık harfleri özenle siliyor; silgi parçalarını temizlemek için kâğıda üflüyordu. Bağlılıklarım, inandıklarım, önemsediklerim havada uçuşuyordu. Yeniden yaratılıyordum."

İstanbul, 2015

Mualla Mezhepoğlu

DÜN TAKVİMDE BİTER / Bir Cumhuriyet Ailesinin Tarihçesi

İş Bankası Kültür Yayınları

1930'da İstanbul Darülfünunu'nda deniz hukuku dersine beklenmedik bir ziyaretçi girer: Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ön sıradaki öğrencilerin arasına oturarak dersi dinler. Bu kitap, bu anı ölümsüzleştiren fotoğrafta Atatürk'ün hemen solunda görülen iki kişinin hikâyesine dair. Bu Beşiktaşlı genç kız, Karamanlı sınıf arkadaşı ile evlenerek ömürlerini beraber geçirecektir. Son Osmanlı döneminden başlayarak anılar, eski âdetler, gündelik hayat öyküleri, fotoğraflar, belgeler ve eşyalar eşliğinde bir Cumhuriyet ailesinin hikâyesini okumak için…

İstanbul, 2015

Hüseyin Köse

ŞAİR VE TAİFESİ

Ayrıntı Yayınları

Şiir ya da şairler üzerine konuşmayı seçmiş olmak, tekinsiz olanın mıntıkasına girmektir kuşkusuz; sert ruhsal iklimlere doğru açılmaktır ve kaybolmaktır belki de asılsız bir şimdide. İmgesi sonsuzca kayıp varlığın huzursuz edici dehlizlerinde daha da güvencesiz kılınmış bir varoluş iması… Şayet hayat, yetinmeyi bilen ama kendine yetmeyenler için kopkoyu bir azapsa, en çok da belirsizlik anlarını yaşayan şairler konuşmalı… Şair ve Taifesi eleştiriler, söyleşiler, polemikler ve denemelerden oluşan bir yekûn. Geçmeyen zamanlarda ansızın göze görülen şeyler kadar ayrıksı bir duman; kalabalıklar içindeki yalnızlığına ilençli bir put muamelesi yapan bir suskunluk dayatması. Şairi taifesine yakınlaştıran -ve bir o kadar da uzaklaştıran-, onun benzeri, ikizidir nihayetinde: Böyle bir insan kadar karanlık ve bilmecemsi kimse yoktur… Kitap, bu zorlu bilmeceyi çözmeye adıyor kendini. Şair ve Taifesi, şiirin acıyı bile erginleştiren ikliminde, belki de kendine tutunmanın ayartıcı sarhoşluğuyla, taifeli taifesiz yılların yazılı kayıtlarını tutuyor. Belki de on beş yıldır ağırlaşmış bir yükün yüklemsiz cümlelerin işi olduğunu itiraf etmek için…

İstanbul, 2015

Pierre Bayard

OKUMADIĞIMIZ KİTAPLAR HAKKINDA NASIL KONUŞURUZ

Everest Yayınları

Umberto Eco'nun ahbabı, çok cins, çok zeki Fransız denemeci Pierre Bayard, hepimizin merak ettiği soruya yanıt veriyor: Okumadığımız Kitaplar Hakkında Nasıl Konuşuruz?

Parisli Fransız edebiyatı profesörü, yetenekli bir şarlatan, bir edebiyat martavalcısı ve profesyonel bir "okumaz." "Akademik düzeyde edebiyat eğitimi verdiğimden," diyor pişmanlıkla, "aslında çoğunlukla kapağını bile açmamış olduğum kitaplar hakkında yorum yapmaktan hiçbir zaman kaçamadım."

Bayard, entelektüel dünyada, üzerine konuşulması en az ekonomik durum ya da seks hayatı kadar tabu haline gelmiş bir konuyu ele alıyor; klişeleri yerle bir ederek hem sürekli okumak zorunda olanların içini rahatlatıyor hem de "okumama"nın aslında yaratıcı bir eylem olduğunu, birbirinden çarpıcı örneklerle kanıtlıyor.

Joyce ya da Proust hakkında iki çift laf edebilmek için bu kitapları sonuna kadar (hatta hiç!) okumaya gerek olmadığının, önemli olanın tek tek kitaplardan çok, kitaplar arasındaki bağlamı, ilişki düzenini kavramak olduğunun altını çiziyor. Bu tezi savunurken de, son derece özgün bir kodlama sistemi oluşturuyor. Balzac, Valéry, Musil, Wilde, Eco gibi yazarların metinlerindeki "yaratıcı okumama" stratejilerini tek tek ortaya çıkartarak, okumanın tarihinde kışkırtıcı bir yeni sayfa açıyor.

"Kültür," diyor kıs kıs gülerek, "bireysel cehaleti gizlemekle yükümlü bir tiyatrodur."

İstanbul, 2015

Lila Azam Zanganeh

BÜYÜCÜ-NABOKOV VE MUTLULUK 

Everest Yayınları

Nabokov'un The Gift romanının oyunbaz kahramanı "Nasıl Mutlu Olunur" adında "pratik bir elkitabı" yazmayı hayal ediyordu. Son dönemin öne çıkan genç yazarlarından Lila Azam Zanganeh de, "mutluluğun yazarı" olarak tanımladığı Nabokov'u zarif, sofistike ve tutkulu bir şekilde yeniden okuyor.

Zanganeh, Konuş, Hafıza'nın, Ada ya da Arzu'nun, ve elbette unutulmaz Lolita'nın büyülü dünyasına dalarken okuru da Nabokovcu bir mutluluk tanımı ile tanıştırıyor, usta yazarın evreninde zaman, hafıza, doğa, aşk ve şehvet gibi kavramların değişen anlamları arasında kaleydoskopik bir serüvene çıkarıyor.

Rusya'daki çocukluğundan Amerikan manzaralarına Nabokov coğrafyasını bir uçtan diğerine kateden bu türlerarası metinde Zanganeh, kâh Nabokov'un âşığı olduğu doğa ile barışmak için kıvranarak, kâh ustayla baş başa söyleşilerin hayalini kurarak efsanevi kelebek avcısının peşine düşüyor.

Zanganeh'in titizlikle işlediği bu edebi mücevher sürprizli ışıklar saklıyor içinde. Sonuç: Hem deneyimli Nabokov okurlarının tutkularını yeniden ateşleyecek, hem de henüz onun evreniyle tanışmamış olanları pervaneler gibi Nabokov eserlerine çekecek harika bir kitap.

Nabokov'un sanatına ilham olan neşeye verilmiş, neşe dolu bir yanıt.

(Salman RushdIe)

Öznesinin hak ettiği oyunbazlıkla yazılmış, büyük yazarın sanatına dair berrak ve neşeli bir deneme. Büyük bir keyif.

(Orhan Pamuk)

İstanbul, 2015

Kazuo Ishiguro

NOKTÜRNLER  

(Müziğe ve Günbatımına Dair Öyküler)

Yapı Kredi Yayınları

Noktürnler'de bir araya gelen beş öykünün hepsi müzisyenleri ya da müziği yaşamının merkezine koymuş kişileri konu alıyor. Akşam saatlerinin alacalı ışığında kaygılar ile umutlar, düş kırıklıkları ile baştan başlama dürtüsü, pişmanlık ile inanç arasında döne döne ilerliyoruz.

Sona ermiş bir ilişkinin ilham veren finalini, unutulmuş bir yakınlığı dirilten geçmişten bir ezgiyi, kendi sesini bulmak için insanlardan kaçan genç bestecinin belki de gelecekteki haliyle yüzleşmesini, müziğini kitlelere ulaştırmak için akla gelmedik sıkıntıları göze alan saksofoncuyu ve ömrü boyunca müziğini içinde saklı tuttuğuna inanan gizemli kadını anlatan öyküler, Ishiguro'nun imzasını taşıyan bütün eserler gibi insanı sonsuz karmaşası içinde resmediyor.

Çağımızın en önemli romancılarından Kazuo Ishiguro'nun ilk öykü derlemesi olan Noktürnler, müziğe, müzisyenlere ve günbatımına dair incelikli bir beste.

İstanbul, 2015

Soner Tuna

ÇİZGİLERLE ROSA LUXEMBURG

Yordam Kitap

Marksist düşünce ve eylemin anıt isimlerinden Rosa Luxemburg, şimdi çizgilerin diliyle yeniden hayat buluyor.

Soner Tuna, bir yandan Rosa'nın hayatını kendine has çizim tarzıyla resimlerken, bir yandan da onun yaşamından kesitleri ve düşüncelerinin yıllar içerisindeki gelişimini, akıcı bir dille özetliyor.

Gençliği, aşkları, mücadeleleri, dönemin devrimci liderleriyle girdiği polemikler, hapishane günleri, I. Dünya Savaşı'nda yaşananlar ve barış siyaseti, Bolşevik Devrimi, Spartaküs Grubu'nun çıkışı ve Karl Liebknecht'le birlikte katledilmesi gibi Rosa Luxemburg'un hayatının bütün kritik dönemeçleri anlatılıyor.

Çizgilerle Rosa'da, yine Yordam Kitap tarafından yayınlanan ve Luxemburg hakkında yazılmış en kapsamlı biyografilerden biri olarak öne çıkan Annelise Laschitza'nın Rosa Luxemburg: Her Şeye Rağmen Tutkuyla Yaşamak adlı kitabı esas alındı.

Çizgilerle Rosa, günümüz devrimci mücadelesinde izleri ve etkileri devam eden bir yaşamın ana çizgilerini özellikle genç okurlarla buluşturuyor.

İstanbul, 2015

Soner Tuna

ÇİZGİLERLE MADAME CRUİE

 (Bir Bilim Kadınının Hikayesi)

Yordam Kitap

20. yüzyılın ilk yarısında, bilimde ve siyasette, etkileri bugüne de uzanan büyük dönüşümler yaşandı. Bilim dünyasında, zorlu savaş koşullarında geliştirilen bu dönüşümlerin arkasında, özverili, disiplinli çalışmalar, bilime adanmış yaşamlar özel bir yer tuttu.

Bu kitap, özveri dolu bu örnek yaşantılardan birinin, Madam Curie'nin öyküsü. Farklı bir öykü. Zira bu kitapta, Curie'nin yaşamı, diğer biyografi kitaplarından ayrılarak çizgilerin diline dökülüyor. Soner Tuna, bir bilim insanının portresini, özgün çizgileri ve kolay okunan, rahat anlatımıyla sunuyor bizlere.

Varşova'dan Paris'e yola çıkan Marie Sklodowska'nın, Sorbonne Üniversitesi'ndeki günleri; Paris'te bir çatı katında zorlu yaşam koşullarında kendini derslerine ve bilime adaması; mezuniyeti, Pierre Curie'yle tanışması ve aşkları; Curie'lerin, yoksul laboratuvarlarında birlikte geliştirdikleri çalışmaları ve büyük buluşları; ilk Nobel ödülleri, Pierre Curie'nin geçirdiği talihsiz kaza ve ölümü; Marie'nin çalışmaları sürdürme iradesi, ikinci Nobel ödülü, savaş yılları ve daha fazlası... Bir solukta, çizgilerin diliyle karşınızda...

İstanbul, 2015

Ahmet Batman

KORKMA KALBİM

Destek Yayınları

"Soğuk Kahve" "Sabah uykum" ve "Bana Seni Anlat" adlı kitaplarıyla 1 milyon satış rakamını yakalayan yazar Ahmet Batman'ın "Korkma Kalbim" adlı  yeni romanı, kitabevi raflarındaki yerini aldı. Destek Yayınları tarafından piyasaya çıkartılan “Korkma Kalbim”, duygu dolu kırık bir aşkın sürprizlerle dolu mucizevi hikayesini anlatıyor.

Engelli erkek kardeşinin sorumluluğunu üstlenerek hayatını neredeyse ona adayan genç ve yakışıklı Burak'ın sevmekten korkan kalbi, günün birinde Ada'yla karşılaştığında kendini korkuyla, sorumluluklarla ve aşkla sınar. Kırık bir aşk hikayesini anlattığı bu romanında söz ustalığını ve naif üslubunu cömertçe kullanan Ahmet Batman, aşk dolu bir okuma serüveni vaat ediyor.  

İstanbul, 2015

Fikret Akfırat

ERDOĞAN’IN SURİYE SEFERİ  

Kaynak Yayınları

Ortadoğu konusunda uzman gazeteci Fikret Akfırat AKP Hükümeti'nin kuruluşundan bu yana BOP eşbaşkanlığı görevi çerçevesinde üstlendiği rolü ve onun Suriye seferini kronolojik bir akışla, Türkiye-ABD ilişkileri çerçevesinde ortaya koyuyor. 2011 Mart'ında düğmesine basılan Suriye seferinin tek bir hedefi var: Arap dünyasında bağımsızlıkçı, laik ve antiemperyalist direnişin en önemli dayanak noktası olarak görülen Suriye'yi çökertmek, parçalamak ve Büyük Ortadoğu Projesi'nin merkezinde yer alan İkinci İsrail'in denize açılmasını sağlamak; Irak işgalinin ardından Suriye ve İran'ı da parçalayarak BOP haritasındaki "free Kurdistan"ı gerçekleştirmek. Suriye, bugün insanlığın barbarlığa karşı savaşında ön cephe. Beşar Esad liderliğindeki tekmil Suriye halkı sadece kendi vatanları için değil, aynı zamanda bütün dünyanın geleceği adına emperyalizme karşı kararlı bir savaş veriyor.

Kitapta, Akfırat'ın Suriye yöneticileriyle yaptığı röportajlar da yer alıyor. Akfırat'ın röportaj yaptığı isimler şöyle:

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'la,

Suriye Başbakan Yardımcısı Dr. Kadri Cemil'le,

Suriye Kürt Ulusal İnisiyatifi Başkanı Ömer Ossi'yle,

Suriye Evkaf Bakanı Dr. Muhammed Abdülsettar Seyyid'le,

Suriye Genel Müftüsü Bedreddin Hassun'la röportajlar…

İstanbul, 2015

Ahmet Mithat

MUSULLU SÜLEYMAN

Tekin Yayınevi

Modern Osmanlı-Türk edebiyatının kurucu isimlerinden Ahmet Mithad Efendi'nin (1844-1912) "Musullu Süleyman" adlı romanı Tekin Yayınevi tarafından yeniden basıldı. Kitabı Suat Batur sadeleştirmiş. Tanzimat Dönemi'nde yaşamış olan ilk gerçekçi yazarlarımızdan Ahmet Mithat Efendi, Musullu bir askerin serüvenini tarihsel bir zemine yerleştirerek sürükleyici bir aşk hikâyesiyle anlattığı Musullu Süleyman'la edebiyat alanında önde gelen eserlerinden birini vermiştir.

Müslüman bir asker olan Süleyman ile Hristiyan Maria Konstanza'nın birbirine kavuşması etrafında kurulan ve Alamut Kalesini, Hristiyanları, Haçlı Seferlerini, Haşhaşileri içine alan roman, asıl rengini Ahmet Mithat'ın yalın olduğu kadar coşkulu, kıvrak ve mizahi anlatımıyla buluyor. Yaşadığı dönemde halkla aydın zümreyi yakınlaştırmaya çalışan, edebiyat ve yazı anlayışını bu görüş etrafında kuran Ahmet Mithad Efendi, Musullu Süleyman'da bugünün okuruna yabancı gelmeyecek anlatı yöntemleriyle edebiyatımızda her zaman taze ve yenilikçi bir ses olarak kalacağını gösteriyor. Kitaptan bir bölüm şöyle:

"Birdenbire gerçekten cennet gibi bir bahçe, gerçekten huri gibi kızlarla karşılaşınca Arap, "Tamam, gerçekten vefat etmiş, cennete girmişim!" diye uluorta o zevk ve safa âlemine daldı. Birkaç yüz kız, pervane gibi etrafına üşüştükleri zaman, adam önce hangisinin yüzüne bakacağını bilemeyerek şaşırıp kaldı. Bir de epeyce uzakça bir yerde Maria Konstanza'yı görmesin mi?" 

İstanbul, 2015

Derya Karagence

SPİROS’U ÖLDÜRMEK   

İlkim Ozan Yayınları

Bu bir kahramanlık hikayesi değil,

Bu bir aşk romanı değil,

Bu, aşk için kahraman olmak zorunda olanların içindeki gerçek insanın keşfi...

Bu romanda Foça'dan Kırım'a, Yunanistan'a uzanan ve en sonunda Ankara'da sonlanan nefes kesici bir kovalamacaya tanık olacaksınız. Sadece insanların değil, ülkeler arası çekişmelerin de, kaderleri insafsızca etkileyişini görecek, katillerin içinden bile bir insan çıkabildiğine hak vereceksiniz.

"Terörün bütün mermilerini yese, yine de bu kadar acıtmazdı göğsünü. Yüzlerce kez çekilen "son" fotoğraflar ve saklı gözyaşları ile geçen 2 ayın sonunda karısını toprağa verirken artık bambaşka bir insandı. Bağırıp çağıran, çalışanların, hatta üstündeki devlet amirlerinin bile çekindiği biri olup çıkmıştı. Artık her deprem görmüş yürek gibi, sözünün menzili yoktu."

1968, İzmir doğumlu Derya Karagence, çocukluğunu ve gençliğini İzmir'de geçirdi. Liseden sonra girdiği GATA Askeri Tıp Fakültesi onun hayata bakışını değiştirdi. Yüzbaşı rütbesiyle Silahlı Kuvvetler'den ayrıldıktan sonra çeşitli hastanelerde KBB hastalıkları uzmanı olarak çalışmaya başladı. Halen Antalya/Manavgat'ta yaşıyor. Evli ve 2 kızı var.

İstanbul, 2015

 

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

Oktay Duman

DEVRİMCİLERİN FİLİSTİN GÜNLÜĞÜ   

(1968 - 1975)

Ayrıntı Yayınları

Ülkemizde devrimci hareketin tarihi henüz bütünlüklü bir şekilde yazılabilmiş değil. Son yıllarda bu ihtiyacı gidermek için yakın tarihi irdeleyen sözlü tarih çalışmaları yapılıyor. Elinizdeki çalışma da, sözlü tarih çalışmalarının yeni bir örneği. Devrimcilerin Filistin Günlüğü, Devrimci hareketin bugüne kadar üzerinde pek kalem oynatılmamış önemli bir kesitini, geniş bir zaman dilimi kapsamında ele alınıyor. Devrimci hareket ile Filistin hareketi arasındaki tarihsel ilişki farklı yönleriyle inceleniyor. Okura kuru bir tarih anlatımı yerine akıcı, canlı bir metin sunuluyor ve tarihimizin bu fazla deşilmemiş alanına sorular yöneltiliyor. Filistin söz konusu olduğunda toplumsal hafızamızda gerçeği yansıtmayan yığınla efsane bulunmaktadır. Bu çalışmada gerçeklerle efsaneler arasına net bir sınır çiziliyor ve okur fazla bilinmeyen bir tarih yolculuğuna davet ediliyor.

İstanbul, 2015

Haydar Ergülen

DAĞLARCA İÇİN 94 CÜMLE

Tekin Yayınevi

Şair Haydar Ergülen'den şiiirimizin anıt isimlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya bir saygı duruşu... Ergülen "Dağlarca İçin 94 Cümle" adlı yeni kitabında Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın edebiyatımızdaki yerini, şiirini değerlendiriyor. Şöyle diyor Ergülen, "Şair arkadaşım Ömer Erdem'in, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın 100. yaşını 100 şairle Dağlarca'ya giderek kutlamak gibi bir rüyası vardı. 100'e 6 kala Dağlarca sonsuzluğa göçtü. Çocukluğumda, belki de 50'li 60'lı yaşlardaki herkesin çocukluğunda, ilk okunan şair ya da şairlerden biriydi Dağlarca. Okul edebiyat kitaplarındaki 'Sivaslı Karınca', 'Kızılırmak Kıyılarında' ve 'Mustafa Kemal'in Kağnısı' şiirlerini ezbere bilenlerimiz de vardı unutmayanlar da. Ben de unutmayanlardanım. Daha bu şiirler taptaze dururken belleğimde, 'Ağır Hasta' şiiriyle karşılaştım ve büyülendim. Bir daha da iyileşemedim!"

Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi şiirin zirvesinde yaşamış, tek başına şiir ülkesi olmuş bir şairi anmak, nefesini bulunduğumuz ana taşımak ancak şiirsel anlatımlarla mümkün olabilir, bu büyük şairin hatırası böyle yazılarla günümüze taşınabilirdi. Bu eylem, Haydar Ergülen'in "tepeden tırnağa şiirdir" diyerek seslendiği Dağlarca'yı, Dağlarca şiirini ele aldığı Dağlarca İçin 94 Cümle'deki şairane yazılarda ifadesini buluyor. Dağlarca için hazırlanan çalışmaların yer alacağı bir dizi kitabın ilki olan bu edebî bakış, yapıtlarıyla her daim genç ve yeni kalacak olan Fazıl Hüsnü Dağlarca şiirine yeni anlamlar kazandırıyor.

İstanbul, 2015

Laura Sjoberg

TOPLUMSAL CİNSİYET, SAVAŞ VE ÇATIŞMA

(Savaşın Feminist Teorisi)

Altın Bilek Yayınları

"Uluslararası İlişkiler alanındaki savaş ve çatışma öyküleri genellikle siyasi liderler, ordular ve devletlerden sanki biyolojik ve toplumsal cinsiyetlere sahip değillermiş gibi bahseder; bunun doğru olmadığı gibi, savaş ve çatışmaların işleyiş biçimlerine dair anlatıları da zayıflattığını düşünüyorum.

Bu kitap, toplumsal cinsiyet analizinin savaş ve çatışmaların analiz edilmesinde kritik bir role sahip olduğunu öne sürmektedir. Bu savını ortaya koymak için, savaş ve çatışmanın, analizlerinde toplumsal cinsiyetin 'ana akımlaştırılmış' olması durumunda, ne kadar farklı görüneceğini sorar. Toplumsal cinsiyet analizini savaş hakkında düşünmenin mühim bir parçası olarak görmenin, cinsiyetler arası hiyerarşiyi, cinsiyet temelli beklentileri, cinsiyetin ırk, sınıf, etnik kimlik ve dinle kesiştiği noktaları, savaş ve çatışmalarda 'kadın' ve 'erkek'lerin başına gelen şeyleri görünür kılma yolunda önemli bir adım olduğunu ileri sürer."

Toplumsal Cinsiyet, Savaş ve Çatışma, savaşta cinsiyetin çok yönlü rolünü anlamaya istekli okurlar için mükemmel bir başlangıç kitabı.

"Laura Sjoberg, savaş hakkında kıymetli, öğretici ve cinsiyetçilik tartışmaları bakımından son derece modern bir eser ortaya koymuş. Cesurca ortaya konmuş vaka çalışmalarından yapılan derlemelerle ve uluslararası ana akım teorilerle yazarın getirdiği güncel bilgilerin son derece modern

bir karşımını şanslı okurlarına sunuyor."

(Cynthia Enloe / Clark Üniversitesi)

"Sjoberg, bize eğer erkeklik ve kadınlık ile bunlar arasındaki çatışmaları alevlendiren etkenleri anlayamazsak, sadece sonuçları bakımından bile olsa savaş ve çatışmaları da anlayamayacağımızı kavratıyor. Bu kitap öğrenci olsun, akademisyen olsun, politikacı olsun, her kesimden insanın mutlaka okuması gereken bir eser."

(Jacqui True / Monash Üniversitesi)

İstanbul, 2015

'HAFTANIN KİTABI'

ÇOK SATANLAR

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Yeni çıkan kitaplar / 9 Ekim 201709 Ekim 2017 Pazartesi 11:43
  • Haftanın Kitabı: "Bütün Şiirleri: Direnç"09 Ekim 2017 Pazartesi 10:28
  • Haftanın Kitabı: "Beyaz Zambaklar Ülkesinde"02 Ekim 2017 Pazartesi 10:32
  • Editörün seçtikleri / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 10:24
  • Yeni çıkan kitaplar / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 10:00
  • Haftanın çok satan kitapları / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 09:53
  • Haftanın çok satan kitapları / 25 Eylül 201725 Eylül 2017 Pazartesi 10:21
  • Yeni çıkan kitaplar / 25 Eylül 201725 Eylül 2017 Pazartesi 09:44
  • Editörün seçtikleri / 25 Eylül 201725 Eylül 2017 Pazartesi 09:20
  • Haftanın Kitabı: "Kur'an'ın Tarihçesi ve Yazım Serüveni"25 Eylül 2017 Pazartesi 08:14
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)