• BIST 101.892
  • Altın 190,254
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 27 °C

Hakan Gülseven: Türkiye ancak Komedi Dans Üçlüsü’ne katılabilir

Hakan Gülseven: Türkiye ancak Komedi Dans Üçlüsü’ne katılabilir
Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu üyesi Hakan Gülseven, bir iç savaş tehdidi gündeme geldiği takdirde, bunun ancak devrimcilerin örgütlü müdahalesi ve kitleleri harekete geçirebilmesi ile engellenebileceğinin altını çizdi.

Çağdaş Gökbel/ABC Gazetesi
Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu üyesi Hakan Gülseven, gündeme dair Çağdaş Gökbel’in sorularını yanıtladı. Küba lideri Fidel Castro’nun ölümünden Türkiye’deki ekonomik krize dek pek çok konuyu değerlendiren Gülseven, bir iç savaş tehdidi gündeme geldiği takdirde, bunun ancak devrimcilerin örgütlü müdahalesi ve kitleleri harekete geçirebilmesi ile engellenebileceğinin altını çizdi.

Küba lideri Fidel Castro’nun ölümü üzerine bize kendi Castro’nuzu anlatmanızı istesem okurlarımıza nasıl bir Castro profili çizerdiniz?

Açıkçası, ölümünden sonra herkesin girdiği övgü yarışına girmeyen bir değerlendirme yapmak istiyorum. Birincisi, Fidel Castro, dünyadaki en aşağılık diktatörlerden Batista’yı deviren devrimin, Che ile birlikte, iki önemli liderinden biridir. Dolayısıyla bir devrimci olarak saygıyı hak etmektedir. İkincisi, Küba gibi doğal kaynakları son derece sınırlı, neredeyse şeker kamışı ve tütünden başka bir şey yetişmeyen bir ülkede sermayenin mülksüzleştirilmesi ve merkezi planlamanın gücüyle beraber bir mucize gerçekleştirilmiştir. Bu kadar yoksul bir ülkenin, mesela tıpta çığır açabilmesi ya da çok eğitimli bir nüfus yaratabilmesi Küba Devrimi’nin bu kazanımları sayesindedir.

Devrimin iki liderinin tercihleri üzerine konuşulabilir. Fidel Castro Küba’da “sosyalizmi inşa etme” görevini önüne koyarken, Che devrimi Latin Amerika’ya, dünyaya yaymak için yola çıktı ve malumunuz, savaşırken şehit düştü. Tarihin geldiğimiz bu noktasında, devrimin tek tek ülkelere sıkışmasının, yayılamamasının sonuçlarını yaşıyoruz. ABD ablukası ve Küba’nın yalıtılmışlığı, devrimin yalnız kalması bu ülkenin özellikle turizm alanında kapitalizme geri dönüş sinyalleri vermesini ve bürokratikleşmesini beraberinde getirdi. Bu bizim gerçeğimiz. Geçmiş devrimlerin ve devrimcilerin deneyiminden öğreneceğiz; geleceği kurmak için buna muhtacız…

Kapitalizmin evrensel olarak bir kriz içerisinde olduğunu, bizzat kapitalistlerin ağızından duyuyoruz. Siyasal ve ekonomik krizler böylesine keskinleşirken muhalif güçlerin de bir krizde ve açmazda olduğu söyleniyor. İnsanlığın yok oluşuna doğru mu gidiyoruz yoksa gerçekten bir çıkış yolu var mı?

Bu çok isabetli bir soru. Herkesin şapkasını önüne koyup yanıtlaması gerekiyor... Kendi adıma tarihin determinist yorumundan hiç haz etmedim. Uluslararası kapitalizm giderek sıklaşan devrsel krizler yaşıyor ve aslında her krizi insanlığı biraz daha yıkarak ancak görünürde aşıyor; bu emperyalist çağın bir özelliği. Kapitalizm insanlığı geliştirmek yerine içten içten çürütüyor. Kapitalizm yıkılıp yerine daha üst bir sistem geçirilmedikçe, bu çürüme insanlığı yok eder.

“SAPIENS, KENDİSİ DE DAHİL GEZEĞENDE TÜM TÜRLERİ TEHDİT EDİYOR”

Sadece insanlık da değil, Homo Sapiens, gezegen tarihinde ilk kez, kendisi de dahil tüm türleri yok etmekle tehdit ediyor. Daha önce hiçbir tür bunu yapmamıştı. Düşünsenize, iktidar kadroları arada üç-beş avanta komisyon almak için Türkiye’ye nükleer santraller kurmaya kalkıyor. Bir yurtta bile yangın merdivenini idare edemeyen adamlara nükleer santral mi emanet edilir? Havaya uçururlar memleketi.

Anlayacağınız, kapitalizmin yıkılışı ve insanlığın daha yaşanılır bir düzen tesis etmesi, determinist yorumun öne sürdüğü gibi otomatik biçimde gerçekleşemez. Üstelik karşımızda sadece üç-beş yerel avantacı ve hırsız değil, dev gibi bir emperyalist egemenlik var. Bu egemenliğin, bu çarkın yıkılması şarttır. Bugün insanlığın bunalımı, emperyalist egemenliği yıkacak devrimci bir önderliğin bulunmamasından kaynaklanıyor. Bu yüzden bizim tüm ülkelerde devrimci partilere ve devrimci bir Enternasyonal’e ihtiyacımız var. Devrimlere ihtiyacımız var. Aksi takdirde insanlık Tayyip Erdoğan, Trump türü tüccar/siyasetçilerin ve dev uluslararası tekellerin siyasetlerine kurban olacak. Onlar kendilerini yok ederken, bitki ve hayvan türlerini, yani gezegeni de yok edecektir.

Son dönemde Türkiye’nin NATO’dan çıkacağı ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılmak yönünde bazı adımlar atacağı tartışılıyor. Emperyalizme tüm kurumlarıyla bağlı olan bir ülke mevcut bu siyasi yapıyla böyle bir adım atabilir mi?

Türkiye’deki mevcut iktidar dünyada kimsenin ciddiye almadığı bir iktidardır. Tüm dış politika hamlelerini iç politikaya göre belirleyip, dışarıda başka, içeride başka konuşmaktadır. Son dönemde Şanghay Beşlisi laflarından sonra sosyal medyada bir espri yayılmıştı, “Türkiye ancak Komedi Dans Üçlüsü’ne katılabilir” diye. İsabetli bir laftır. Bir dolar dalgalanmasında vatandaşının cebindeki paranın üçte birini alan ekonomik yapısıyla, başında kendisine “dünya lideri” diyen hukuksuz /fiili “başkan”ıyla, palyaçoya dönmüş Yasama-Yargı-Yürütme alemiyle, Türkiye Medrano Sirki’ne de girebilir tabii…

Türkiye, 15 Temmuz sürecinin ardından derin bir ekonomik krizin arifesinde görünüyor. Güncel politik durumu değerlendirdiğinizde iç savaş tehlikesi de olmak üzere Türkiye’nin geleceğini nasıl yorumluyorsunuz?

Arifeyi geçtik, bayram namazı da kılındı, şimdi vatandaş dolar yakıp kendi kendine bayramlaştığını zannediyor, ama iktisaden cenaze namazına doğru hızla ilerliyoruz. Demin dediğim gibi, cebimizdeki TL reel olarak neredeyse üçte bir oranında eridi. Bu ortamda her şey olur. Şu anda Türkiye’de cihatçı katiller fink atıyor, İslamcılar silahlanmaya özendiriliyor, cehalet örgütleniyor.

Bunun karşısında öncü işçiler, gençlik, aydınlar, kadınlar, tüm ezilen horlanan kesimler kendi örgütlerini yaratmak zorundadır. Bir iç savaş tehdidi gündeme geldiği takdirde, bu ancak devrimcilerin örgütlü müdahalesi ve kitleleri harekete geçirebilmesi ile engellenecektir. Bırakın iç savaşı falan, bu ülkede insanca yaşayabileceğimiz asgari koşulların kurulması bile buna bağlıdır.

Adana’da öğrenci yurdunda çıkan yangının sonucunda yoksul halkın çocukları yaşamlarını yitirdi. Son dönemlerde yurtlarda yaşanan hadiseleri göz önüne getirecek olursak, çocuklarımızı bu karanlıktan çıkarabilmek için neler yapmalıyız?

İslamcı iktidar altında yoksullar eğitim, sağlık ve beslenme hakkına erişmek için bu iktidara köle oluyor. Kendilerinden olmayana ekmek, doktor, okul yok!.. Yoksullar çocuklarını okusun diye tarikatlara teslim ediyor, çocuklar buralarda her türlü kötü muameleye, tecavüze, zihinsel iğdişe maruz kalıyor, bilimin değil hurafelerin egemenliğine giriyorlar. Cehalet katlanarak devam ediyor, kendini örgütlüyor.

“BU İSLAMCI İKTİDAR TARİKATLAR KOALİSYONUDUR”

Bu İslamcı iktidar bir tarikatlar koalisyonudur. Daha evvel Fethullahçılar da bu koalisyonun bir parçasıydı. Sonuçlarını hep beraber yaşıyoruz. Bu dibe doğru gidişi engellemek içen, toplumdan tarikatları tamamen silen yeni bir devrimci hamle şarttır. İş birkaç düzenlemeyle toparlanabilme sınırını aşmıştır…

Devrimci gençlere nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Kendi adıma, yaşamımı insanlığın maruz kaldığı bu rezil düzene karşı mücadele ederek geçirmek ve bir devrimci olarak ölmek istiyorum. İnsanlığın ileri doğru atılımı yolunda tek bir tuğla koyabilmek bile büyük bir manevi tatmin olmalı. Gençlere de aynısını öneririm. İnsan hayatında çok hatalar yapar, zaman zaman korkar, zaman zaman yorulur ama teslim olmak insanı manevi olarak düşkünleştirir. Bu rezil heriflere teslim olmayanlar bir gün mutlaka kazanacak. Tüm kalbimle inanıyorum buna…

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)