• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Haksızlığa karşı sivil itaatsizlik (Gandi Yöntemi)

Torun Ahmet TÜRKMEN

15 Temmuz’da ortaya konan senaryo öngörüldüğü gibi yaşama geçiriliyor. Bu günlerde planın ikinci aşamasını yaşıyoruz. Devlet içerisinde az da olsa laik, yurtsever kadroların ilk aşamada tasfiye edilmesinden sonra içinde yaşadığımız bu dönemde de ülkedeki siyasi iktidara karşı olan demokratik odakların ve kişilerin tasfiyesi tüm hızıyla devam ediyor.

Tam bir sindirme ve yok etme kampanyası uygulanıyor. Gözaltına alınanlara karşı tam bir yalnızlaştırma politikası uygulanıyor. Hangi nedenle alındıkları belirtilmiyor. Ailesi ve avukatı ile görüştürülmüyor. 12 Eylül sürecinde bile görülmeyen hukuksuzluklar uygulanıyor. İşin en kötü yanı yaygın bir şekilde uygulanan kötü muameleler kamuoyuna duyurulamıyor. Haksızlık, hukuksuzluk, hukuk normu olarak topluma dayatılıyor.

***

Yenikapı ruhu olarak lanse ederek “Ülke menfaati için birlik- beraberlik” görüntüsü ile tuzağa çekilen kimi partilerin omzuna basarak güç toparlayan Erdoğan ve siyasi iktidar gücü elde ettikten sonra bu görüntüyü tümden bir yana bırakarak, demokratik güçlere karşı açık bir saldırıya geçmiş gözüküyor.

Benim başka bir ülkenin toprağında ne işim var denilmeden, bu konuda yazık ki parlamentonun önemli bir bölümünün desteğini de yanına alarak Suriye ve Irak’ta savaşa giriliyor. Ülkedeki demokratik güçlerin sesi olan radyolar, televizyonlar karartılıyor, en küçük muhalif ses susturuluyor. Kanun hükmünde kararnameler yoluyla ülke bir zümrenin egemenliği için yönetim yetkisi bir tek kişinin denetimine veriliyor.

**

Şimdi MHP genel başkanı daha öncekilere ek olarak, yeni bir misyonla ortaya çıkıyor “Fiili durumu hukuki bir yapıya kavuşturmak” söylemi ile ortaya çıkıyor. Ortada böylesine bir ortam yokken hem de. Burada bir “ Üst aklın” devreye girdiğini söyleyebiliriz. Siyasi iktidarın toplumda hem ekonomik hem de toplumsal olarak güç kaybettiği dönemde yeni bir “ ittifakın “ kapısı aralanıyor. Ürkek bir şekilde de olsa bunun adımları atılıyor. Siyasi anlamda AKP- FETÖ- Devlet Bahçeli’nin başını çektiği MHP’nin bir kesiminden oluşan bir ittifak. FETÖ’yü Amerika’yla doğrudan bağlantılı olarak düşündüğümüzde bunun böyle olmasının şaşırtıcı olmaması gerektiğini düşünmeliyiz. Dikkatle izlendiğinde görülecektir ki; hükümet FETÖ’nün sadece ordu, polis, iş adamları, yargı gibi operasyonel bölümlerine dönük operasyon yapmaktadır. Bu yanıyla aralarında bir güç savaşı, pozisyon alma kaygısı sürecin boyutunu belirliyor. FETÖ’nün siyasi yanının, AKP ve MHP içindeki boyutunun üstünün kapatılması bu işbirliği ortamının temel noktalarından birisini oluşturuyor. Aynı zamanda bu işbirliği ülke kaynaklarının talan edilmesi içinde gerekli görülüyor. Hiç kimse iç kamuoyunda dönük atılan nutuklara aldanmasın.

***

Böylesi bir ortamda sorulması gereken sorular var; AKP iktidarı ne kadar ileri gidebilir? Baskı ve şiddeti hangi boyuta çıkarabilirler? Hukuksuzluğu, adaletsizliği nerelere kadar götürebilirler?

Gözüken o ki “Türkiye toplumundaki demokratik odaklar susturuluncaya, tüm direnç noktaları tümden yok edilinceye" kadar. Hatta “ihtiyaç halinde“ CHP’nin tüzel kişiliğini bile tartışmaya açabilecek noktaya, kapatma girişimine kadar.

Eğer önlem alınamaz, gerekli güç birlikleri oluşturulamazsa işin boyutunun bu noktalara kadar varabileceğini görmemek için “Bakar kör olmak” gerekiyor.

OHAL eliyle parlamentonun elinden yetkiler büyük ölçüde alınmış durumda. Milletvekilleri durum tespiti yapan “noter” pozisyonuna düşürülmek isteniyor.

Türkiye toplumun örgütlü güçleri baskı altında olduğu ortamda, her şeye rağmen kişisel olarak en az baskılanan kesim milletvekilleri.

Şimdi parlamentodaki muhalefet partileri iki seçenekle karşı karşıyalar. Ya sinip bu sürece teslim olacaklar. Yada çok geç olmadan bir “haksızlığa, hukuksuzluğa karşı bir duruşa” yönelecekler. Eğer ikinci seçenekte karar kılacaklar ise bugünden toplumdaki direnç noktalarına, rejime karşı mücadele eden güçlere somut mesaj verme durumuyla karşı karşıyadırlar. Bu çevreler mesaj bekliyor. Bu anlamıyla topluma önderlik etmek zorundadırlar.

Bugün toplumsal tabanında önemli bir kırılma yaşayan AKP hükümeti baskıyı arttırma, daha da sertleşme dışında bir çıkış göremiyor. Ekonomik verilerlerdeki, üretimdeki gerilemeler de bunu bir ölçüde dikte ediyor. Bu durum karşısında parlamentoda ve toplumsal alanda direncin ortaya çıkmadığı durumda siyasi iktidarın işine gelecek ve olası bir erken seçimde ve referandumda oy desteğinin önemli oranda artacağı unutulmamalıdır. Toplumun güce yönelme eğilimi iyi düşünülmelidir.

Böylesi bir ortamda hukuku, demokratik parlamentoyu savunan, laik demokratik partiler ve milletvekilleri acilen inisiyatif almalıdırlar.

Neler yapılabilir; Bu gibi durumlara uygun dünyada önemli deneyimler mevcut. Bunların başında İngiltere egemenliğine karşı direnen ve kesin sonuç alan Hindistan deneyi dikkate alınabilir. Dünyada “Gandi yöntemi” olarak bilinen “pasif direniş” diğer bir deyişle “Sivil itaatsizlik” şiddete kesinlikle başvurmadan, anayasaya, yasalara uyarak, uç noktalara savrulmadan mücadele etmek. Önerim budur. Bugün siyasi iktidarın en korktuğu şey sokak ve sokağın gücü olduğu unutulmamalıdır.

Parlamento işlevinin yok sayıldığı günümüzde milletvekilleri, toplumda mücadele etme duygusunu, umudu güçlendirecek alkışlı protesto, oturma eylemleri, gurupsal çıkışlar, STK’larla ortak hareket etme gibi aktiviteleri öne almalıdır.

Eğer çok geç olmasını istemiyor, daha ağır bedelleri yaşamak istemiyorsak.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.