• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 32 °C
  • İzmir 33 °C
  • Adana 34 °C
  • Antalya 30 °C

Halka yabancı bir ideoloji: Siyasal İslam

Ender HELVACIOĞLU

Sıradan dindar bir aileyi (anne, baba ve reisin talimatı gereği üç çocuk olsun) ve günlük yaşamlarını düşünelim. Bu ailenin günlük işleri (ve ihtiyaçlarının karşılanması) dini kurallara göre mi yürütülür, yoksa “din ile dünya işlerinin birbirinden ayrılması” (oldukça radikal bir laiklik anlayışı) ilkesine göre mi?

 

Örneğin evin bütçesi nasıl hazırlanır? Ayın sonu nasıl getirilir? Toplu halde dua ederek mi, yoksa gelir-gider dengesinin kuruş kuruş hesaplanarak sağlanmaya çalışılmasıyla mı?

Her ayın başı kira için kapıya dayanan ev sahibine “Allah versin” denilebilir mi? Dense bile kabul görür mü? Ne kadar dua edilirse edilsin Allah kirayı verir mi? Bu kirayı denkleştirebilmek için “eşek gibi” çalışılmaz mı?

Sınava girecek çocuğun başarılı olması için sadece Tanrı’ya yakarmakla mı yetinilir, yoksa mümkün olduğunca bütün olanaklar seferber mi edilir? Bütün bu bilimsel gerekler yerine getirilmezse, Allah -ne kadar yalvar yakar olunsa bile- zihin açıklığı verir mi?

Aile bireylerinden biri hasta olduğu zaman “sağlık duası”na mı çıkılır, yoksa ilaç içilip, aşı olunup, olmadı doktora mı gidilir? Bütün bu bilimsel gerekler yerine getirilmezse, herkes bilir ki, Allah hasta bireyi mikroplardan ve virüslerden korumayacaktır.

Sadece maddi konular değil manevi sorunlar da dünyevi yöntemlerle çözülür. Komşu kızına sevdalanan delikanlı, işin Allah’a kalmasını istemez; sorunu kendi yetenekleriyle çözmesi gerektiğini bilir, bin bir taktik geliştirir. Aile içi duygusal sorunlar da gerek devralınan gerekse yeni geliştirilen yöntemlerle çözülür.

Günlük yaşamdan daha pek çok örnek verilebilir, uzatmayalım. Halkımız, ne kadar dindar olursa olsun, din ile dünya işlerini birbirinden ayırmasını -eğer psikiyatrik vaka düzeyinde fanatik değilse- gayet iyi bilir.

***

Din, dindar ailenin günlük yaşamında birkaç biçimde gündeme gelir. Birincisi, ritüeller olarak. Namaz kılmak, cumaya gitmek, oruç tutmak, cenaze işleri gibi… Bunların dünyevi işlerle bir ilgisi yoktur; dinsel inancın gerekleri yerine getirilir.

İkincisi, manevi (psikolojik de diyebiliriz) destek anlamında. Bütün bilimsel gerekler yerine getirildikten ve dünyevi tedbirler alındıktan sonra, ek olarak Tanrı’ya yakarılır ve ondan yardım talep edilir. Ailenin gücünün elverdiği her türlü hazırlık yapıldıktan sonra, sınava giden çocuğu “Allah zihin açıklığı versin” diye uğurlamak örneğin.

Üçüncüsü (bu nokta kritik), çaresiz kalındığında… Her türlü dünyevi araç kullanılmasına ve tedbir alınmasına karşın sorun çözülememişse, mevcut olanaklar bu sorunu çözmeye yetmemişse, Tanrı’ya başvurulur. Herkes bilincindedir ki, bu başvuru, sorunu çözebilmek için değil, soruna katlanabilmek içindir.

Çaresizlik konusu önemli, çünkü her türlü inancın ve tabii dinsel düşünce biçimlerinin kökeninde bu vardır. “Çaresizliğin çaresi” olarak gündeme gelmiştir inançlar ve din. Bu tabii, on binlerce yıllık bir yanılsama: Maddi dünyayı doğaüstü yollarla etkilemeye çalışma yanılsaması. Büyüsel ve dinsel düşüncenin kökeni.

İnsanlar, on binlerce yıl aslında katıksız bir dünyevi yaşam sürmüşlerdir; tıpkı diğer hayvanlar gibi. Kutsallaştırma olgusu ve inançlar, bazı olguların ve süreçlerin ufka girmesi (farkına varılması) ama henüz nedenlerinin açıklanamaması durumunda gündeme gelmiştir. Açıklayabildiklerimiz ve hakim olduklarımız bilimin (tekniğin), henüz açıklayamadıklarımız ve hakim olamadıklarımız ise dinin (inançların) alanını oluşturmuştur. Açıklayamadıklarımızı “açıklamanın” yoludur inançlar (büyü, din vb). Daha doğrusu yapamadıklarımıza ve açıklayamadıklarımıza katlanmanın yolu…

İşte dindar ailemiz de sahip olduğu dünyevi araçlarla çözemediği sorunlarına katlanmak için (çözmek için değil) başvurur Tanrı’ya ve dine. Tanrı, son sığınaktır; manevi bir sığınak.  

Bu son derece anlaşılır bir durum ve aşılması zaman ister: Sorunların bireysel değil toplumsal bir biçimde, toplumsal dayanışma ile çözülmesi. Adını da koyalım: Sosyalizm. Aslında insanlık son 150-200 yıla kadar adını koymamış ama sorunlarını hep bu yöntemle çözüp bugüne kadar gelebilmiş: Toplumsal dayanışmayla, toplumsal örgütlenmeyle. Doğaüstüne sığınmak yerine, bireysel ve kolektif karşılıksız emeğe başvurma yolu.

***

Bir köşe yazısının boyunu aşan konulara girdik, biraz dağıttık. Toparlayalım ve bazı sonuçlar çıkaralım (Bilim ve Gelecek’te çok daha geniş ve kuramsal temelleriyle ele alırız bu konuları):

1) Türkiye halkının yüzde 99’unun Müslüman olduğu sürekli tekrarlanan bir tekerlemedir. Farklı dinlere mensup olanları ve herhangi bir dine inanmayanları göz önüne aldığımızda bu rakamın oldukça abartılı olduğu anlaşılır. Ama hadi yüzde 80’inin Müslüman olduğunu kabul edelim.

Fakat asıl gerçek şudur: Müslüman ya da değil, Türkiye halkının yüzde 99’u laiktir; doğal bir laik yaşam sürer (Diğer Müslüman ülkeler için böyle bir oran veremeyebiliriz, ama Türkiye için verebiliriz). Din ile dünya işlerini birbirinden doğal olarak ayırır.

Aynı tezgâhta çalışan biri dindar diğeri olmayan iki emekçinin günlük yaşamına bakıldığında bu rahatça anlaşılır. Aralarındaki tek fark, birinin namaz kılıp oruç tutması, diğerinin bunları yapmamasıdır. Bu fark aralarındaki ilişkiyi etkilemez; birlikte maça giderler, kahvede pişpirik oynayıp çilingir sofrasında kafa çekerler, çoluk çocuk birlikte gezer tozarlar, omuz omuza greve çıkarlar. Dünya işlerine inançlarını karıştırmazlar; birbirlerinin inançlarına da saygı gösterirler. Yeter ki araya egemenlerin kaması girmesin…

Buradan bir sonuç daha çıkarabiliriz: Siyasal İslamcılar laikliğin “yabancı ideoloji” olduğunu iddia ederler ya; aslında tam tersidir. Bizzat Siyasal İslam (laik yaşamın din lehine zorlanması) halkın doğal yaşamına aykırı bir yabancı ideolojidir, zorlama ideolojidir.  

2) Emekçi halkın dine yaklaşımı ile egemenlerin dine yaklaşımı arasında şöyle temel bir fark vardır: Halkın dünyevi sorunlarına dini karıştırmadığını söyledik. Egemenler ise tam tersine kendi dünyevi sorunlarını çözmek için dine başvururlar, dini kullanırlar. İktidarlarını korumak, yönetmek, sömürülerini devam ettirmek için Allah’ı kullanırlar. Dini ve Allah’ı metalaştırırlar. Din alıp satarlar, din tüccarıdırlar.

Halkın Allah’a fazla ihtiyacı yoktur; onu gereksiz yere meşgul etmez, ikide bir rahatsız etmez. Allah’ın dünyevi işlere karıştırılması ayıptır hatta. Ancak çaresiz kalındığında başvurulan bir mercidir Allah katı; o da bir çözüm mercii olarak değil, katlanma aracı olarak (“Galatasaray’ın şampiyonluğu Allah’a kaldı” derken örneğin).

Allah’a asıl ihtiyaç duyanlar egemenlerdir. Dindar olduklarından değil, dinci (din tüccarı) olduklarından. Din ve Allah, sömürülerinin, zorbalıklarının, acımasızlıklarının, vurgun ve talanlarının ambalajı, maskesi olarak işlev görür. Bu nedenle her şeyi bu ambalajla sunmaya çalışırlar. Allah’ı dayatırlar. Halkın böğrüne saplanmış bir kama olarak kullanırlar.

Aslında bilge halkımız bunu sezer. Ne demiş atalarımız: “Doğruluk minarede kalmış, onun da içi eğri.”

Bütün bunlardan dolayı dindar emekçilerin Allah’ı koruyucu, kollayıcı, yardımsever, şefkatli, adaletli bir Allah iken; egemenlerin Allah’ı korkutucu, ürkütücü, cezalandırıcı, acımasız, zorba bir Allah’tır. Her sınıf Allah’ını kendi suretinde yaratır.

Görüldüğü gibi Allah’ın “bir” olduğu külliyen yalandır. Emekçinin Allah’ı ile sömürücünün Allah’ı taban tabana zıttır. Allah’ın gerçekten “bir” olabilmesi için her türlü sömürü ve egemenlik ilişkilerinin ortadan kalkması gerekir. O zaman Allah da özgürleşecek ve gerçek yerini bulacaktır: Öte dünya.

***

Son bir nokta: Egemenler bütün uygulamalarını Tanrı ambalajı ile sunarken aslında kendi mezarlarını da kazıyorlar. Tarih boyunca görülmüştür ki, bir noktadan sonra egemenlerin Tanrı’sı “isyan edilesi bir figür” haline gelecektir. Halk bu Tanrı’ya isyan edecektir.

Tanrı’ya bir şey olmaz; o aradan sıyrılacaktır. Bu isyanın kime yöneleceğini anladınız siz!

Bir gün bir çocuk “Kral Allahsız!” demeyiversin… Seyreyle gümbürtüyü!

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)