• BIST 105.268
  • Altın 163,439
  • Dolar 3,9604
  • Euro 4,6498
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Adana 13 °C
  • Antalya 11 °C

Hama gerçeği ve General Velid Abaza

Hama gerçeği ve General Velid Abaza
"Hama çatışmaları üzerine 1982 yılından bu yana çok şey şey yazılıp, söylendi. Özellikle katliamkavramı hemen her kesimce bu ayaklanmanın bastırılması sonrasında kullanıldı. "

Suriye 1982 Şubat ayında da benzer bir gerici saldırıyı ile karşılaşmış, Hama kentinde ayaklanan müslüman kardeşler örgütü kenti ele geçirerek şeriat ilan etmişlerdi.. 1930 yılından beri Suriye de örgütlenen ve geniş kitlelerde karşılık bulan sünni müslüman kardeşler örgütü 1963yılından sonra ülke siyasi hayatında etkili olmuş, Ürdün, Suudi Arabistan ve İngiltere tarafından desteklenerek daha da güçlenmiştir.

1920 yılından bağımsızlığını kazanan Suriye, 1946 yılına kadar Fransız mandasında kalmış, 1963 yılına kadar da yönetimde Sünni yöneticiler etkin olmuştur. 2004 yılında yapılan nüfus sayımına göre, 21 milyon nüfusu olan Suriye‟nin % 74‟ünü Sünniler oluşturmaktadır. Aleviler, ismaililer ve şiiler de dâhil olmak üzere diğer Müslüman gruplar % 13‟ünü oluştururken, nüfusun % 3‟ünü ise Dürziler oluşturmaktadır. Nüfusun ise % 10'nu ise Hristiyanlar oluşturmaktadır.

Müslüman Kardeşler nasıl bir örgüttür?

Suriye‟de, Sünni temelli İslamcı oluşumların tarihi 1930'lara dayanmaktadır. Sünni kökenli Müslüman Kardeşler Örgütü, Mısır‟daki Müslüman Kardeşlerin örgütünün bir kolu olarak 1930‟ların sonlarında kurulmuştur.

Suriye rejimine yönelik siyasal bir alternatif oluşturan Mustafa Sibai liderliğinde ki Müslüman Kardeşler Örgütü ilk büroları 1935 yılında açılmış, 1944 yılında ise bütün bürolar merkezi hiyerarşi altına almıştır. Mısır‟daki Müslüman Kardeşler gibi yöntemler kullanarak, İslami temelde ezilen kesimin sesi olma yolunda giderek, komünizm ve sosyalizme karşı, başta ABD olmak üzere Batı Avrupa, Ürdün, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi gerici ve emperyalist ülkelerin de desteğini almıştır.

Mısır ve Suriye’nin Birleşik Arap Cumhuriyet adı altında birleştiği 1958-1961 yılları arasında, Suriye yönetimi 1958 yılında müslüman kardeşler partisini yasaklamıştır. Müslüman Kardeşler örgütü ise yasaklanması sonrasında Avrupa’ya taşınarak burada camiler,vakıflar ve islami örgütler aracılığı ile geniş bir kurarark örgütlenmeye devam etmiştir.

Laik bir anayasaya sahip olan Suriye devletinin dinin, toplum ve devlet içindeki rolünü asgari düzeye indirgemeyi amaçlayan uygulamaları İslami hareketin belkemiği sayılan kentsoylu Sünni orta tabakanın tepkisine neden olmuştur. 1966 yılına kadar sünnilerin ağırlıklı olarak yer aldığı devlet kademelerine diğer grupların da yer alması ve hatta kimi alanlarda daha etkin olmaları bu kesinin Baas iktidarına dönük tepkilerini arttırmıştır.

Suriye‟nin sosyal ve dini yaşamında etkin olan Sünni kesim ekonomin de ağırlığını ellerinde tutmuşlardır. Sünni toplumun kentte yaşayan ve askerlik görevini yapmiş geçler arasında laiklik fikrinin yaygın olması müslüman kardeşlerin Suriye de başaramamasının en önemli etkenlerinden birisidir. Sünniler arasında, siyasi ve dini alanlarda illegal faaliyet gösteren birçok örgüt var olmuş ve tek amaçları, Baas rejimini yıkarak, Sünni Müslümanları temsil edecek bir yönetim kurmak olmuştur. Müslüman Kardeşler Örgütü, özellikle Halep, Hama ve Humus‟un civarında etkili olmuştur. Irak ve Ürdün ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen örgüt, elemanları, çoğunluğu genç ve yüksekokul mezunu olan bir militan kadroya sahip olmuştur.

İslam radikalizminin en etkili ideologlarından biri de Seyyid Kutb'dur (1906-1966). Seyyid Kutb, dindarlarla laiklik taraftarlarının aynı top­lumda yaşamalarının olanaksız olduğunu söylü­yordu. Dolaysıyla, Müslümanlar, öncelikle bu tür yönetimleri devir­mekle yü­kümlüydüler. Kutb, “laiklerle dindarların aynı toplumda birarada yaşayamayacağını, bu nedenle de, Müslü­manların laik devlete karşı başkaldırmalarını sa­vunuyordu. Ulusculuk ona göre İslamı yozlaştırmak için kulla­nılmaktadır. Kutub, İslam dünyasının bir halife yönetiminde biraraya getir­mek olduğunu, dünya ümmetinin  ırka, ulusal değerlere değil, yal­nızca inanca dayanması gerektiğini söylüyordu.

Müslüman kardeşlerin temel hareket noktası “Allah hedefimiz, Peygamber liderimiz, Kuran anayasamız, cihad yolumuz ve Allah davası yolunda ölmek en büyük ülkümüzdür” sloganı ile çok açık bir şekilde ifade ediliyordu. Bu amaçla yapılacak her türlü eylem meşru kabul ediliyor Cihat adına yapılan terörizmmeşru sayılıyordu.

Böylesine siyasal alt yapı ile biçimlenen Müslüman kardeşler, Baas Partisi‟nin 1963‟te iktidarı ele geçirmesinden çok ciddi olarak rahatsız oldular. Şehir esnafı içinde Baas karşıtı girişimlerde bulunarak, iktidarı devirmek üzere farklı yerlerde hücre tipi gizli örgütlenmelere yöneldiler. Sünni çoğunluğun bulunduğu Suriye de, Alevilerin iktidarda aktif yer almasına rağmen ticaret gayrımüslümlerin tekelinde olmuştur. Bu durumdan rahatsız olan orta ölçekli Sünni esnaf kesim içerisinde de destek bulan müslüman kardeşler örgütü ayaklanmada ağırlıklı olarak bu kesime dayamıştır.

Hafız Esad'ın SSCB ile olan yakınlaşması sonrasında 1963 yılında da bankaları devletleştirerek kapitalizm ve feodalizme karşı mücadeleye yönelmesi kentsel toplumun büyük bir kısmında destek bulmuştur. Ancak 1970'li yıllara gelindiğinde ekonomide ciddi bir durgunluk yaşanmıştır. Bu durgunluk sonrasında devlet yapısında ciddi sarsılmalar yaşanmış, rüşvet ve yolsuzluk devlete olan inancın sarsılmasına neden olmuştur. Ekonominin durgunlaşması nedeniyle memurların maaşlarının azalması,işsizliğin artması yaygın ve beraberinde yükselen enflasyon Müslüman Kardeşlerin yıllardır beklediği fırsatı oluşturmuştur.

1976 yılı ile birlikte /Müslüman kardeşler örgütü adım adım harekete geçti.

16 Haziran 1979' da Müslüman Kardeşler, Silahlı Kuvvetler içerisinde, ülkede mezhepler arası gerginliğe ve Sünni-Alevi çatışmasına yol açacak olan Halep Topçu Okulu' nun askeri öğrencilerine yönelik 83 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı gerçekleştirdiler.

1979' da Halep Üniversitesi profesörü Yusef al Yusef öldürüldü.

Ağustos, Eylül ve Kasım 1981' de Kardeşler, Şam' da bulunan askeri tesislere yönelik üç bombalı araç saldırısı gerçekleştirdi, yüzlerce kişi hayatını kaybetti. 2 Şubat 1982' de Müslüman Kardeşler Hama' da büyük bir ayaklanma başlattı ve hızla şehrin kontrolünü eline geçirdi.

1970 yılında faaliyetleri yasaklanan Müslüman Kardeşler Örgütü, 1979 yılına kadar sessiz kaldıktan sonra rejime karşı yoğun bir faaliyet içerisine girerek öncelikle Silahlı Kuvvetler içerisinde, ülkede mezhepler arası gerginliğe ve Sünni-Alevi çatışmasına yol açacak olan Halep Topçu Okulu katliamını gerçekleştirmiştir.

26 Haziran 1980‟de, Cumhur Başkanı Hafız El Esad‟a karşı düzenlenen başarısız bir darbe girişimi sonrasında toplanan Suriye Millet Meclisi, Müslüman Kardeşlere yönelik “ölüm cezasını” öngören bir yasayı kabul etmiştir. 1982 yılında Hama‟da, Müslüman Kardeşler tarafından başlatılan büyük ayaklanma, sonrasında uzun çatışmalar yaşanmıştır.

Hama ayaklanamasının arkasında yine Türkiye

ABD istihbarat raporları Hamaayaklanmasını başlatan Müslüman kardeşler elemanlarının türkiyeden Suriye'ye geçtiklerini belirtiyor.

ABD ordu istihbaratının 1982 tarihli bir raporu, Müslüman Kardeşler'in Suriye'nin Hama şehrinde başlattığı isyana katılan silahlı militanların bir bölümünün Türkiye'den gittiğini ortaya koyuyor.ABD ordu istihbaratının (DIA) 1982 tarihli bir raporu, Türkiye'nin 12 Eylül'den hemen sonra Suriye'ye yönelik kanlı bir plana örtülü desteğini ortaya çıkarttı. Raporda Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün, bir darbeye zemin hazırlamak amacıyla Hama'da başlattığı ayaklanmaya katılan silahlı militanların ülkeye sızdıkları ana rotalardan birinin de Türkiye olduğu belirtiliyor.

Raporda Müslüman Kardeşler'in 1981 başında bir darbe planı yaptığı, örgütün sürgündeki liderliğinin bir yandan ülke çapında isyan başlatırken, diğer yandan örgütle işbirliği yapan bir grup Esad karşıtı Alevi subayın hükümeti bir darbeyle devirmesini planlandığı anlatılıyor. Hafız Esad'ın darbe planını 1982 başında öğrenerek Müslüman Kardeşler'e yönelik operasyonlarını sıklaştırdığını söyleyen rapor, örgütün buna karşın 2 Şubat 1982'de Hama isyanını başlattığını kaydediyor.

1980'de 10 bin üyesi ve bin silahlı militanı olduğu tahmin edilen Suriye Müslüman Kardeşler örgütü, 1980 sonunda İslam Cephesi kurduğunu ilan ediyor ve bu dönemde Irak hükümetiyle temaslarını yoğunlaştırıyor. 1979-1980'de Suriye yönetimiyle girilen çatışmalarda Müslüman Kardeşleri, Bağdat yönetimi destekliyor. Bağdat'la kurulan bağlantı, Suriye Baas Partisi içindeki “ayrılıkçılarla” da ilişki kurulmasını sağlıyor. Bu dönemde örgüt, Suriye'nin önde gelen Alevi aşiretlerinden biri olan Haddadun'un reisi Salah Cedid'le işbirliği yapmaya başlıyor. ABD ordu istihbaratının raporunda, “Suriye Müslüman Kardeşleri'nin Esad'ı devirme planıyla Suriye Baas'ı içindeki ayrılıkçılar arasındaki koordinasyon, muhtemelen Irak'ın arabuluculuğuyla sağlandı” deniyor.

Rapor, Müslüman Kardeşler'in darbe planının iki adımı olduğunu anlatarak devam ediyor. Birinci adımda, Hama merkezli bir isyan başlatılması ve bunun Halep, Şam ve diğer büyük şehirlere yayılması amaçlanıyor. İkinci adım ise, bu kargaşadan istifade eden Salah Cedid'in ordu içindeki destekçilerinin Hafız Esad'ı bir darbeyle devirmesi. Ayaklanma başlatıldığında dünya çapında bir propaganda kampanyası başlatılması ve ordunun büyük kısmının “muhalefete” katıldığının ilan edilmesi de planlanıyor. Buna paralel olarak 1981'de Irak'ta El Minbar adlı bir dergi yayımlanmaya

başlıyor. Dergi, sistematik biçimde Suriye'deki insan hakları ihallerini konu ediyor, Suriye'nin Esad yönetimi altında Arap dünyasında izole olduğu propagandası yapıyor.

Militanlar Irak ve Türkiye'den

1981 Temmuz'unda örgüt, Suriye'ye silahlı militanlarını sızdırmaya başlıyor. Militanlar özellikle Irak ve Türkiye üzerinden Suriye'ye sızıyor.

Ancak darbe planı Ocak 1982'de ortaya çıkıyor ve Esad yönetimi özellikle Ürdün sınırındaki Dera'da yüzlerce Müslüman Kardeşler üyesini tutukluyor. Ancak örgüt, isyan başlatmanın Baas yönetimini hem Arap dünyasında daha fazla yalnızlaştıracağını hem de Suriye Alevileri içerisindeki çatlakları derinleştireceğini hesaplıyor. İsyan Şubat ayında başlatılıyor.

Camiler cephanelik oluyor

Hama'daki ayaklanma 2 Şubat'ta başlatılıyor. Bazı camilerin minarelerinden halka cihat çağrısı yapılıyor ve belirlenen camilerden silah temin edilebileceği duyuruluyor. Eş zamanlı olarak Müslüman Kardeşler'in silahlı militanları hükümet binalarına saldırı başlatıyor.

Örgüt bu süreçte uluslararası propagandaya da hız veriyor. Propaganda merkezlerinden biri de Ankara. Rapora göre 14 Şubat 1982'de Müslüman Kardeşler'in Ankara'daki kaynakları Hama-Şam-Halep otobanının örgütün kontrolüne geçtiğini iddia ediyor.

Aynı günlerde binlerce Suriye askerinin taraf değiştirdiği, Lazkiye'deki bir deniz üssünün ele geçirildiği, Humus, Lazkiye ve Halep'te genel grev ilan edildiği gibi iddialar da propaganda ediliyor. ABD ordu istihbaratı raporunda ise, “Propagandanın aksine Suriye'deki ayaklanma, Şam'daki bazı bombalı eylemler dışında, hiçbir zaman Hama'nın dışına hiçbir zaman sıçramadı” diyor.(soL - Dış Haberler)

Hama ayaklanması/ Gerici kalkışma

Hama çatışmaları üzerine 1982 yılından bu yana çok şey şey yazılıp, söylendi. Özellikle katliamkavramı hemen her kesimce bu ayaklanmanın bastırılması sonrasında kullanıldı. Ya ölüm ya zafer diyerek pervasız bir savaşa girişen ve asla teslim olmayan bir düşmana karşı verilen savaş sonrasında yaşananlar nasıl değerlendirirlmeli?

Toplumun laik ve demokratik yaşamını doğrudan hedef alan saldırılarda bulunan, katliamlar yapan, mezhep çatışması yaratmak amacıyla onlarca kez provakatif saldırılara yönelen ve Suriyenin üçüncü büyük kentini ele geçirmek için binlerce silahlı elemanı ile harekete geçen bir askeri güç nasıl basıtırılmalıydı?

Her toplumun kendi yaşam biçimini savunma hakkı vardır. Toplum yaşamını bulunduğu noktadan yüzlerce yıl geriye götürecek, insanlığım tümkazanımlarını yok edecek bir savaşım içine igren cihatcı terör çeteleri ile nasıl savaşılmalı. Bu durum çok açık olmayı gerektirir. Ya taviz verip gericiliğin tüm ülkeyi ve insanları ele geçirmesine fırsat vereceksiniz, ya da yok edeceksiniz. Bunun arasında başka bir yol yoktur.

1982 yılında Suriye de genel kurmay başkanı Hafız Esad'ın kardeşi RıfatEsad idi. Gerici islami ayaklanmanın bastırılması emrini devlet başkanı Hafız Esad vermiştir. Bu emri fiili olarak uygulayan bölgede görevli bulunan general ise Velid Abaza isimli çerkez kökenli bir generaldi. Yıllar sonra Şam da bulunan karargehinda bu genaralle buluşup Hama de gerçekte neler yaşandığını konuştuk.

GENERAL VELİD ABAZA “BİZ KAZANACAĞIZ”

1982 yılında Suriye’nin Hama kentinde Müslüman Kardeşler örgütünün başlattığı şeriat talepli ayaklanmayı bastıran General Velid Abaza Suriye de çatışmalar başladıktan sonra yeniden görev alarak Golon bölgesinin savunmasını üstlendi. Aslen Çerkez olan Velid Abaza “Hama ayaklanmasını nasıl bastırıp bitirdiysek, gericileri bozguna uğrattıysak, şimdide bu katilleri yok edeceğiz” diyor.

1982 yılındaki Hama olaylarını nasıl geliştiğini, bastırılmasında kullanılan şiddetin bugüne kadar değişik kesimler tarafından katliam olarak adlandırıldığını sorduğumda, Hama da gerçekte neler olduğunu uzun uzun anlatıyor.

“Hama’da silahlı olarak ayaklanan ve devletin resmi görevlilerine ve kurumlarına saldırarak, ciddi katliamlar yapan Müslüman Kardeşler diye bilinen ve o zaman da Türkiye tarafından desteklenen terör çetesine karşı önemli bir mücadele verdik. Ben Hama kentini ev ev bilirim. Ben Hama da 12 yıl çalıştım. Rahmetli Hafız Esad beni görevlendirmişti. Ayaklanmanın dindirilmesi için tüm ailelerle görüştüm…

Son olarak 3 mahallede sıkıştırdık… Havadan sivillerin bölgeyi terk etmesi için sürekli bildiriler attık. Pek çok insan o bölgeyi terk edip boşalttı. Terk etmeyenler de oldu. Bir kısım insanı da onlar zorla tuttular. Bir hafta kadar bekledikten sonra bölgeyi ağır silahlarla vurmaya başladık.

3 mahalleyi tamamen temizledik. Talimatı ben verdim. Hepsini imha ettik. Bunu yapmak zorundaydık… Başka türlü onlara devleti yıkıp, şeriat kurmalarına izin verecektik. Bu çatışmalarda 9 bin kişi öldü. Bugün olsun yine aynı biçimde sert bastırırdım.

Hamile Alevi kadınların karnını deşip, cenin hailinde çocukları ellerine alıp, bunlar kâfir diye sloganlar atarak katleden vahşi bir düşmana karşı başka türlü savaşılamayacağını söyleyen Abaza; “İnsan olanlara karşı insanı yöntemler kullanılır. Bunlar insan bile değil… Vahşi sürüler halinde saldırıyorlar. Acımasızca insanlarımızı katlediyorlar. Bunlara karşı başka nasıl davranmalıydı? Biz böylesine direnmeseydik, tüm bölge bu vahşi katillerin elinde olacaktı. Kendilerinden olmayan herkesi öldüreceklerdi. Suriye halkı yalnızca kendisi için değil, insanlık için direnmiştir” diyor.

İlerleyen yaşına rağmen dinç ve kararlı olan ve ciddi bir askeri tecrübeye sahip olan Velid Abaza iki oğlunu vatan savunmasında kaybetmiş. Kendisi hâlâ cephede ve gönüllülerden oluşturduğu bir ordu ile birlikte gerici cihatçı güçlere karşı savaşıyor. Mevzi savaşının yanı sıra gerilla savaşı taktiklerini de kullandıklarını açıklayan Abaza, “düşman mevzilerine sızarak suikast eylemleri” yaptıklarını da belirtiyor.

Birliğinin 2014 yılında 2315 teröristi temizledikleri de vurgulayarak, dosya haline getirdikleri bilgileri bizimle paylaşıyor. Teröristlerin arasında Filistinlilerin çokluğuna dikkat çekerek, her milletten insanlar olduğunu ifade ediyor. Cihatçı teröristlerin Suudi Arabistanlı, Libyalı, Çeçen, Filistinli, Ürdünlü, Uygur Türklerinden ve Suriyelilerden oluştuğunu belirterek, düzenli bir şekilde hazırladığı dosyayı göstererek tek tek resimlerini ve milliyetlerini uzun uzun anlatıyor.

Cihatçı güçlerin kazanması demek dünyanın kaybetmesini demek olacağını belirten Abaza; “Rus güçleri gelmeseydi bizi daha çok kayıp verirdik. Savaş bizi çok yıprattı. Şehit sayımız çok fazla… Şehit ailelerine bakmakta zorlanıyoruz… ABD Türkiye’yi Suriye ile savaşa girmek için zorluyor. Suriye’yi bölmek istiyorlar. ABD’nin İsrail ile birlikte yürüttüğü planı Suriye bozdu. Bizi bölecekler ve bizim üzerimizden yeni bir bölge oluşturacaklardı. Dünya da yeni bir saflaşma var artık. Sovyetlerin dağılmasından sonra ABD tüm dünyaya saldıramaya ve hükmetmeye başladı. Ancak biz direndik. ABD uyuyan devi uyandırdı. Biz kazanacağız… Bundan hiç şüphe duymadım ben” diyor. Ve bir kez daha ekliyor:

“Suriye halkı yalnızca kendisi için değil, insanlık için direniyor” 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)