• BIST 102.383
  • Altın 146,529
  • Dolar 3,5207
  • Euro 4,1817
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 29 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 29 °C

'Haram olmayan kız' ve savaşa şeriatla koşan ülke

Bir yandan ülke içinde kan akıtan, diğer yanda mezhepsel bir provokasyonu kaşıyan AKP-Erdoğan, Diyanet ve MEB gibi kurumlarla da şeriat yaşamını ülke içine taşıyor. Türkiye akan kanla, dini ve mezhebi bir iktidara alıştırılıyor

Çağlar Tekin/HABER ANALİZ
ABC Gazetesi

Güne Diyanet İşleri Fetva Hattı denilen rezil alana sorulan, “Öz kızını öperken şehvet duymanın nikaha etkisi olur mu?” sorusu ve Diyanet’in buna “Babanın kızına şehvet duyması haram değildir” mealinde verdiği fetvası damga vurdu. Diyanet daha sonra fetva sitesinden verdiği cevabı ve soruyu kaldırdı.

Diyanet’in bu cevabı verirken şüphesiz ki alacağı tepkiden haber vardı, ama bu sapkın cevabı vermekten de uzak durmadı. Çünkü, İslamcılık, ne yerin dibine sokulmaya çalışılan Kemalizm gibi, "Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz" diyebilecek kadar, ne Lenin gibi, "tüm iktidar sovyetlere" diyerek sosyalizmi kurabilecek kadar onur sahibidir. Hatta, İslamcılık faşizm ve türevleri kadar da "ilkeli" olamaz. İslamcılık, bugün konuşulagelen modern modellerden de, şamanizm, Budizm gibi kadim insanlık kültürlerinden de ve aydınlanma çağıyla törpülenmiş Hıristiyanlıktan da geride, insan aklının en edepsiz, en ikiyüzlü, en karanlık ve sapkın halinin ideoloji ve politika alanına sızmasından ibarettir. Bu sebeple kolaylıkla taraftar bulabilir. İnsan emek vermenin, üretmenin denkleminden kopmasından itibaren kolaylıkla asalaklaşabilir ve haliyle bu durum İslamcılık için oldukça müsait bir üreme alanı yaratır. 

İktidardaki IŞİD

Diyanetin "kızı babasına haram değildir" demesinin ardında bu tarihsel gerçeklik var. Ayrıca, AKP eliyle bu kadar pervasız hareket eden İslamcı ideoloji, şeriatın ta kendisidir. Yoksa kimse bir sabah yeni bir yasayla şeriat ilan edilecek sanmasın. Şeriat, bu zihin yapısının iktidarıdır. AKP ve Suud ailesi, IŞİD'in iktidar sahibi olmuş halleridir. 

Bu zihin, kadını kapatmayı "özgürlük" diye hem dışarı hem de köle kıldığı kadına pazarlar. Ufku açılmasın diye küçücük çocukların başını kapatmayı propaganda eder. 

Kimsenin kime "helal-haram" olduğu aslen kimseyi ilgilendirmez. Mesele iki iradenin kararıdır. İslamcı ideoloji genel olarak iradenin düşmanıdır, bu sebeple ardı ardına fetvalar sıralamaktadır!

Daha kanlı bir yıl

7 Haziran seçimlerinin ardından “Erdoğan’ın kanlı planı” başlığı üzerinden Türkiye’nin kanlı bir döneme girdiğini, kısa süre içerisinde iktidarını yitiren Erdoğan’ın ve AKP’nin ülkede yaşanacak bir dizi kanlı gelişmenin ardından yeni bir seçimle iktidara gelmeyi deneyeceğini analiz etmiştik. Dönemin Yurt Gazetesi’nde Merdan Yanardağ’ın ve ardından benim kaleme aldığım yazılarla sürecin ne şekilde işleyeceğine dair elde biriken verileri sunmuş ve bunun üzerinden 1 Kasım sürecini tarih veremeden adım adım analiz etmiştik. Yanılsak mutlu olurduk, ama ne yazık ki yanılmadık. Şimdi Türkiye yeni bir yıla yeni dönemeçlerle beraber giriyor. Ve bu sefer daha da kanlı bir dönem açılıyor. Büyük Ortadoğu Projesi ile İslam halifeliği hayaline kapılan Erdoğan, ‘Arap Baharı’ diye anılan süreçte attığı adımlarla bu sıfatı kazanacağı yönündeki inancını pekiştirdi. Bu inancın ardında sadece ABD’nin böyle bir hilafet istediği öngörüsü değil, bölgeye ve dünyaya dair İslamcılığın getirdiği cehalet de yer alıyordu.

Mısır’da İhvan darbesi ve Suriye’de Müslüman Kardeşler merkezli bir İslamcı iktidar tüm Arap coğrafyasının yönlendirilmesi için yeterli görüldü. Erdoğan’ın öngörülerinin doğru olduğu tek nokta da burasıydı. Arap coğrafyası Suriye ve Mısır demekti aslen. Ama bu iki kadim ülkenin İslamcılığa teslim olmayacak kadar derim bir birikim ve altyapıya sahip olacağını Erdoğan kadrolarının anlaması beklenemezdi, anlayamadılar. Bu çapsızlığın bedelini ise tüm bölge halkları beraber ödüyor, ödüyoruz.

Haydi TSK savaşa!

2016’ya girerken, bir Türk savaş uçağının Suriye’deki El Kaide unsurlarını bombalayan bir Rus savaş uçağını düşürerek Rusya’yı NATO ile karşı karşıya getirme girişimi olmuştu. Bu girişimin ardında kimi Batı’lı öznelerin “gaz vermeleri” varsa da, saldırının ardından kimse Erdoğan’ın bu girişimine sahip çıkmadı. Hatta AKP’nin “gasteci”leri Rus uçağını vuran pilotun “paralelci” olduğunu iddia edecek kadar da ileri gitti. Bir yanda soğuk savaş döneminde dahi kimsenin cesaret edemediği bir provokasyon diğer yanda da Kaide savunucu bir iktidar görüntüsü. Sonra da petrol ticareti belgeleri elbette. Bunları yazdık, tekrara düşmek istemiyorum.

2016 ise bir yandan kısa süre önce şeklen sürekli hakaret edilen ama aslında ticari ilişkilerde IŞİD-Barzani petrolünün gemiciklerle de taşınmasıyla rekordan rekora koşulan İsrail’le birliktelik ve buna eş zamanlı olarak Suud’un “stratejik müttefik” ilan edilmesi geldi.

Suud başkentine giden Erdoğan, ziyaret öncesinde Al Arabiya’ya verdiği röportajda iki ülke arasında “askeri işbirliği olacak mı” sorusuna, “Askerî, ekonomik ve kültürel bağlamda ilişkilerimiz var ve gelişme kaydediyor. Bu ziyaretle ilişkilerin büyük bir sıçrama yapacağına inanıyorum. Ortadoğu’daki gelişmelere aynı bakıyoruz. Siyasi bakışımız da aynı, askeri yönden bakışımız da aynı; bunlar oldukça önemli. Ekonomik-ticari alanda inanıyorum ki bizim Suudi Arabistan ile birlikte başaracağımız çok şey var” karşılığını vermişti.

Yani, IŞİD’in iktidar olmuş versiyonu olan, bir IŞİD ya da Suud açıklaması olduğunu anlamak için altındaki imzaya bakmak zorunda oluğumuz ülkeyle her konuda hemfikir olduğunu söylemişti Erdoğan.

Ayrıca, Suud’un Yemen işgal girişimi ile temelini attığı ve kısa sure öncesinde de kuruluşunu açıkladığı Sünni ittifakına askeri destek izni de bu toplantının ardından çıktı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Riyad toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “askeri destek de verecek misiniz” sorusuna “tüm aşamalarında yer alacağız” demişti.

Güldüren ve ağlatacak koalisyon

Oysa Suud’un Sünni ittifakı daha yola çıkarken güldürmüş, en kalabalık Müslüman ülke ve en büyük Sünni devlet olan Endonezya, “biz bir askeri ittifaka katılmak istemiyoruz” derken, Afrika'nın en büyük Müslüman ülkesi olan Cezayir'in yanısıra  Umman, Pakistan, Bangladeş, Afganistan ve Orta Asya ülkeleri de aynı pozisyonu almıştı. Hatta Pakistan ve Lübnan gibi kimi ülkeler bu koalisyonun kuruluşunu ve adlarının burada anılışını haber ajanslarından öğrendiklerini açıklamıştı. İkinci olarak Suudi Arabistan Yemen saldırısı sırasında halihazırda geniş bir Arap koalisyonundan söz etmiş, ancak Yemen'e karşı kurulan bu Arap koalisyonuna ismini dahil ettiği bazı ülkelerin rızasını almamıştı.

Peki Suud’a bu acele hamleyi yaptıran gelişme neydi. Bir süredir Suudi Arabistan’da işlerin yolunda gitmediğini yazıyorduk. Bunda bir yandan Rusya ve İran gibi ABD karşıtı çizgiyi ekonomik olarak zora sokacak petrol fiyatı baskılamaktan kaynaklı yaşanan sıkıntılar ve daha da önemlisi bölgede atılan her adımda Kral Selman’ın çuvallaması sözkonusuydu. Tam da Kral bu kadar sıkışmış ve saray kolidorlarında Selman’a yönelik darbe konuşulurken yani; ABD, Suudi Arabistan'ın İçişleri Bakanı ve veliaht prensi  Muhammad bin Nayif'i sıcak bir şekilde karşıladı ve kendisini terörizme karşı savaşın kahramanı olarak betimledi. Bu, Batı'nın onun Suudi Arabistan liderliğini  Muhammed bin Selman'dan daha fazla hak ettiğine inandığı anlamına geliyordu. Öte yandan Alman istihbarat servisi ve ABD'deki bazı basın kuruluşları Muhammed bin Selman'ı, “Suudi Arabistan'a tehdit oluşturan pervasız bir çocuk” olarak tanımladı. Bu sebeple yeni koalisyonun kamuoyuna duyurulması, Muhammed bin Selman'ı Muhammed bin Nayif'ten daha güçlü ve terörizmle mücadelede Batı'yı daha fazla hoşnut edebilecek biri olarak betimleme gösterisidir. 

Selman bununla da yetinmedi ve bölgede direniş hattına karşı yeni bir konsolidasyon sağlayacağını da Şii din adamı Şeyh Nimr el-Nimr’I idam ederek göstermeye çalıştı. Bu idamın Erdoğan’ın Riyad ziyaretinden bir gün sonra ve “Haram olmayan kız” fetvası verdiren Diyanet İşleri Başkanı’nın Riyad ziyareti esnasında olduğunu da belirtmeli.

Erdoğan’ın amacı ne?

Suud, İran’a ve direnişe karşı askeri bir varlık sahibi değil, bunu da bir yandan İsrail diğer yanda da Arap halklarının, en azından, sessizliği için Erdoğan’dan bekliyor. Peki Erdoğan bu oyuna neden bu kadar hevesli? Erdoğan da yeni bir mezhep kriziyle Suriye ve Irak’ın cihatçılara karşı ilerleyişini durdurmak, diğer yandan da Şiiliğe karşı bir güç gösterisi ile Sünni dünyada yitirdiği prestiji yeniden kazanmayı amaçlıyor. İdamlar Mısır’da insanlık suçu ilan edilirken, Suud’da “iç iş” oluyor. Türkiye, Bangladeş’te kitlesel tecavüz ve katliamlara imza atan Cemaat-i İslami’yeye sahip çıkarak, Suriye’de yüzbinlerin katili cihatçılara sahip çıkarak, Irak’ın bölünmesine yönelik hamleleriyle iç işlerine karışmayı hak görürken, İran bu konuda kınanıyor…

Başkanlık yolunu kan açıyor

Ama tüm bunlarla beraber Erdoğan, savaş politikalarının, etnik ve mezhepsel gerilimlerin Türkiye’de kendisine başkanlık yolunu açtığını görüyor. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a uzanan süreçte özellikle Kürtlere ve HDP’ye yönelik operasyonların etkisiyle hem AKP’nin yeniden iktidara tekbaşına geldiğini, hem de Erdoğan’a yönelik başkanlık desteğinin yüzde 30’lardan 60’lara yükseldiğini de dikkate almalı. Diyanet’in son “Kızı babaya haram değildir” açıklamasını bir de böyle okuyun derim.

AKP iktidara geldiğinde, “Laiklik tehlikede” diyenlerle “Kemalist teyze yaygarası” diyerek dalga geçmeye çalışan liberal “aydınlar” ise bu konuya bambaşka yaklaşacaklar, dileyen dünyaya oradan da bakabilir elbette.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)