• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 21 °C

Hatanın Kitabı: Yalçın Küçük'ten Çıkış-2

Hatanın Kitabı: Yalçın Küçük'ten Çıkış-2
Yalçın Küçük'ün 'Çıkış' kitabının 2. cildi, ABC Kitap editörleri tarafından 'Haftanın Kitabı' olarak öneriliyor.

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim: [email protected]
-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni Çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" kategorilerini oluşturdular.

Editörlerimizin bu hafta seçtiği 'Haftanın Kitabı' ise Yalçın Küçük'ün 'Çıkış-2' kitabı oldu. 

Uzun süredir takipçileri tarafından merakla beklenen Çıkış-2, Evin Okçuoğlu'nun da sunum yazısı ile birlikte ABC Kitap sayfalarında. 

YALÇIN KÜÇÜK’TEN İKİNCİ ÇIKIŞ

Yalçın Küçük’ün Çıkış-1’le başlayan Çıkış-2 ile süren kitap dizisi, Türkiye’nin özgün devrimler ve karşı devrimler ansiklopedisi diye değerlendirilebilir. Yalçın Küçük, Çıkış-2’de topyekun destekli, üç ayaklı AKP’yi yazıyor. Deniz Hakan ve Okan İrtem’in hazırladıkları iki bölüm (sure) ise kitabı tamamlıyor.

Sosyalist blokun yıkılmasının ardından tekeller, artık yalnızca sosyalist olana değil, modern olana da fütursuzca saldırmaya cüret edebildiler. ‘Kahraman’ dediğimiz, romanda da olsa artık tekelleri rahatsız etmektedir. İrade, ahlak ve kavga artık aranan özellikler değildir. Yüksek insan ‘out’tur. Martin Eden yerini Dexter’a, Julien Sorel yerini Familiy Guy’a bırakmıştır.

yk.jpg
al-(11).jpg

HAFTANIN KİTABI

Yalçın Küçük
ÇIKIŞ-2
Tekin Yayınevi

Evin OKÇUOĞLU

Bu kitapta heyecan var. Önsöz intikam diye başlayıp ışıklarımızı yakıyorum diye bitiyor. Bu kitabın yazarı kendisine “deli çocuk” denmesine sevinçle yaklaşan Yalçın Küçük hocamızdır. İntikamında Osmanlıcılara Ottomanız, Atamanız diyor ve yazmasını Kuzguncuk semtinin Kudüscük (Little Jerusalem) olduğu girişi ile müthiş bir heyecanla sürdürüyor.

Kitapta dokuz “sure” (kısım) var. Bunlardan üçüncüsü Deniz Hakan tarafından yazılmış. “Ahlak Teorisine Dönüş, Artık Demokrat ve Ahlaksız Adamlarız” başlığını taşıyor. Okan İrtem’in kaleme aldığı beşinci surenin başlığı ise “Bir Pagan Kuruluş, Çok Dinli Doğum: Osmanlı”.

Yıllarca bir aydın kişinin umut olacak söylevini duymak istemi ile toplantılara katılmışımdır. Beni tatmin edecek bir söylem ile sağlam bir duruş ve saptama ile karşılaşmadığım için hayal kırıklığına uğrayarak döndüğüm toplantıları anımsıyorum. Uzun yıllar sürgünden sonra yurda dönen Server Tanilli hocamız bile yeterli heyecanı yaratamamıştı. Ben, kitleleri sürükleyici olan hitabetten çok, düşüncelerin gerçekliğin ürünü olarak doğru yönü işaret etmesinden heyecan duyuyorum.

ÜÇ AYAKLI AKP’NİN BİLİMSEL GERÇEĞİ

Bu heyecanı bir tek aydında bulabildim; heyecan duyuşunu ve duyuruşunu hiç yitirmeden, direngenliğini sürdüren Yalçın Hocamız her kitabında savaşıyor. Savaşımız, (savaş değil de savaşımız diye vurguluyorum) “Ortaçağ misali zaman sadece an’lıktır. Tarihi olmayan ve zamanı akmayan bir millete dönüyoruz.”(s: 41) saptamasından yola çıkarsak, durdurulmak istenen akış ileri doğru sürsün diyedir. Bu savaşım bizim içindir. Bizim ileri doğru sıçramamıza engel olanlara karşı yapılan bir savaştır. Gericilik ve ilericilik eksenindeki bir sınıf savaşıdır. Yalçın Küçük’ü okuyarak anlayarak ve anlatarak bu savaşın birer neferi olmak boynumuzun borcu olmalı diye düşünmekteyim. O nedenle bu kitabı tanıtmalı, okunmasını sağlamalıyız. Gerçekliğe dayanan çok titiz akademik çalışma, çok dilden kaynak araştırma sonucu sentezlenmiş saptamalar içeren ÇIKIŞ 2’den günümüzü aydınlatan vurucu saptamalara yer vermek istiyorum:

“Böylesine topyekûn destekli bir iktidar ile tarihimizde ilk kez karşılaşıyoruz ve benzeri hiç yoktur.” “Tarihimiz, en büyük ihanetle karşı karşıyadır ve tam bir kuşatma mevcuttur.” (s: 43)

“Çökmelerine rağmen hâlâ düşmedilerse üçü bir yerde olmalarındandır. Akepe ve cehepe ve mehepe üçü birdir. Üçü tek partidirler.” (s: 46)

Ben buna blok diyorum. Bir blok olarak meclisi kaplayanların Cumhuriyete saldırısı, Cumhuriyeti eski rejim haline düşürerek her yerde “yeni”yi palazlandırma çabaları sürerken korku da egemendir. Egemenlerin korkusunu ortadan kaldıracak şeyi Spinoza’dan aktarıyor Hocamız. “Spinoza, daha 1690 yılında formülü vermiş durumdadır. Yeni iktidar, ’sabık kralın dostlarını, yakınlarını ve dost olduklarından şüphe ettiklerini öldürerek’ korkudan kurtulmayı ve kendini güven altına almayı sağlayabilmektedir.” Böylece Ergenekon tutuklamaları ile “dalga dalga” yapılan 1793 Fransa’sındaki tutuklamalara arasındaki paralellik ortaya çıkarılmış ve anlamı gösterilmiş oluyor.

Tarih derslerinde olaylar, savaşlar, kahramanlar veya diğer ünlü kişiler kendi dönemleri içinde bize hep doğrusal olarak ve parçalı öğretilmişti. Aynı dönemde Avrupa’daki olaylar oluyorken Asya’da neler olmaktaydı gibi bağları kurmadan, eş zamanlı bir dünya bakışı vermeden geçer giderdi tarih dersleri. Yalçın Küçük tarihe eş zamanlı ve çok mekânlı bakıyor. “Spinoza ve Sabetay Sevi aynı çağın insanlarıdırlar. Sevi’nin çıkışı 1666 ve Spinoza 1670 olmakla, her ikisi de konverso’durlar. Spinoza, İzmir ile bağlantılı idi ve ben, yıllar önce, Amsterdam ile- Spinoza Amsterdam’a yerleşmişti ve Sevi ise İzmirli olup, İzmir arasında hem güçlü bir işbirliği ve hem de rekabet olduğunu yazmıştım.”

Çıkış 2’yi okurken okura bir önerim var. Yanınızdan kâğıdı kalemi eksik etmeyin. Tarihin içinde siyaset ve filozofların arasında 17 ve 18. yüzyıllarda gezinirken okuma listenize ekleyecek yeni başlıklarla karşılaşıyorsunuz…

Montesquieu’nun “İran Mektupları”, “Kanunların Esası”, Diderot’un “Körler Üzerine Mektup”, “Rahibe”, “Ramaeu’nun Yeğeni” ve  Buffon’un “Doğa Tarihi”.

YARI YARIYA YAPILMIŞ DEVRİMLER VE KARŞIDEVRİMLER

Devrimler, her zaman incelemeye değer dönemlerdir. Geçmişte yayınlanmış olan Devrimler ve Karşıdevrimler Ansiklopedisi ciltlerimiz vardı. Yalçın Hocamız devrimlerle ilgili incelemesinden çıkarımlarını paylaşmış: “Açabiliriz, bir Fransa ki, muhalif olma ile dinsizlik moda idi ve büyük modadır; ama çok küçük bir azınlık modayı izlemektedir. Bu durum bize, Büyük Fransız ve Büyük Ekim Devrimleri’nin halini ve dayanağının çapını anlatmaktadır. Buradan, asillerin kırıldığı ve feodalitenin dezaktivize olduğu sonuçlarını çıkarabiliyoruz. İhtilal’e kadar bir politik boşluk var. Demek ki, büyük devrimler çok büyük ancak sessiz bir desteğe dayanan küçük azınlıkların işidir. Asıl güç çok yoğun ideolojidedir; bu o kadar öyle ki, Tocquville, Ancien Régime’i yıkan Fransız Devrimini dinsel saymaktadır. Din ile ilgileri yok ama hedeflerine dinsel bir bağlılık gösteriyorlar.”

İşte bu günü anlamakta bize ipuçlarını birer şifre misali veren Hocamız, vargılarına ulaştıran birçok kaynağı taramaktan bizi kurtarıyor. Gustave Lanson, belki de 12 Eylül’ün bitmeden sürmesini ve akepenin yolunu açmasını 1912 yılında yayınlanan “Fransız Tarihi ve Edebiyatı” çalışmasında anlatıyor. Hocamızın alıntısı içinde Lanson’un sözleri tırnak içidir: “…’zaten önceden yarı yarıya yapılmıştı’, demektedir. Ancien Régime kendisini yıkan ve temizleyen İhtilal’in işlerini yarı yarıya tamamlamıştı, bunu anlıyoruz.”

Bu anladığımızın hayata geçişi sırasındaki hukuk çiğnemeler için yapılacak açıklamanın hukuk tarihinde “düşman ceza hukuku” diye adlandırıldığını okuyoruz. Ayrıntısını Yalçın Hocamızın kutucuk tekniği ile kaleme aldığı bölümde okuyabilirsiniz. (s: 73)

Deniz Hakan’ın müthiş çalışması Üçüncü Sure’ye geçmeden son bir alıntı günümüze ışık yakıyor: “Ve 1967 ve 1973 tarihlerinde Sovyetler, Mısır’ı ve Nasır’ı yalnız bıraktılar. Şimdi Putin, Esad’ı yalnız bırakmamaktadır. Ne demek, Ruslar, yobazizm ile savaşmak için sıcak sulara indiler.”

Deniz Hakan’ın, kapitalist toplumda ahlak mümkün mü sorusunun izini süren felsefi incelemesinde, neredeyse, altı çizilmedik yer bırakmamışım. Birkaç alıntı ile bana hak vereceğinizi umuyorum: “Robespierre ve Machiavelli, egemen sınıfları, kamu çıkarı için ve zor yoluyla alaşağı etmeyi savundukları için suçludurlar. İnsan hakları ve demokrasi kavramlarını bir kaide üstüne koyarak kutsallaştıran tekelci dönem, kamu çıkarı tartışmasını gözlerden saklar ve şiddet tartışmasını, ‘ne için’ ve ‘neden’ sorularından kopararak, neredeyse boş bir uzayda, ‘şiddet iyi midir, kötü müdür’ tartışmasına indirger.”

Filozofları gerçekçi ve kamudan yana bakış açısı ile irdelemeye çok gereksinmemiz var. İşte Hobbes için Hannah Arendt ile aynı fikirde olan Deniz Kızımız şöyle diyor: “…Hobbes da, ‘İnsan insanın kurdudur’ derken değişmez bir insan özü tanımlamış oluyordu. Hobbes’un yaptığı bu kez, soyluların hırslarını ve oluşum aşamasındaki kapitalizmin ‘günahlarını’, ‘mutlak rekabet ilkesini’ insan doğasına yüklemekti.” (s: 91)

Aklın, dinsel dogmalara inançlara teslim edildiği çağların içinden çıkan, bugüne ışık yakan yönü ise kısa ve öz olarak okuyoruz: “Aklın kullanılması önündeki her engel, aynı zamanda özgürlüğün ve ahlakın da önündeki engellerdir.” (s: 96)

TEKELLER ROMANDA DA İRADELİ VE AHLAKLI KARAKTER BIRAKMADI

Deniz kızımızın Yalçın Hocanın iyi bir öğrencisi olduğu nereden belli derseniz, düşüncesini çok net yazabilmesinden, araştırmacılığı, yorulmak bilmez kaynak taramacılığından diyebilirim. Bilgilerin havada köksüz çalı gibi uçuşmamasından da bunu anlıyoruz. Işık yakmak için geçmişin aydınlanmacılarının kapsamlı incelemesini zevkle okuyoruz. Postmodernizmin her şeyi bağlamından soyduğu süreçlere inat, geçmişin ışığını bugüne taşıyıp, bugünü daha net ışıklandırmak, aklın bilimle netleşmesi ne kadar yerinde olmuş. Edebiyata da aynı bakışla bakmamız gerek.

İşte kısa bir değinme: “Sosyalist bloğun yıkılmasının ardından tekeller, artık yalnızca sosyalist olana değil, modern olana da fütursuzca saldırmaya cüret edebildiler. ‘Kahraman’ dediğimiz, romanda da olsa artık tekelleri rahatsız etmektedir. İrade, ahlak ve kavga artık aranan özellikler değildir. Yüksek insan out’tur. Martin Eden yerini Dexter’a, Julien Sorel yerini Familiy Guy’a bırakmıştır.” (s: 105)

Üçüncü bölümden, Deniz Hakan’dan son alıntımızla ayrılıyoruz: “Ahlaka dönüş mü, yirminci yüzyılın tutkusunun kölelik olduğunu söyleyen Camus’nün ısrarla yazdığı gibi, artık sadece başkaldırıdadır.” (s: 127)

Çalışmasını Yalçın Hocasına ve dedesine (Süleyman Üstün) yakışır şekilde yapmış olan Deniz Hakan’a teşekkür ederim.

Tekrar Yalçın Hocamız sözü alıyor. Bize iki kişiyi tanıtıyor. Zafer Toprak ve Güngör Uras… Okuma listenize Prof. Dr. Zafer Toprak’ın kitaplarını eklemeniz kaçınılmaz oluyor.

TÜRK-RUM SENTEZİ BİR OSMANLI GERÇEĞİ

Okan İrtem karşılaştırmalı dilbilgisi gibi karşılaştırmalı tarih çalışması yapmış. İki farklı tarihçiden yararlanarak gerçeğe varmayı çalıştığı bölüm, gerçekten önemli netlikleri içeriyor. Çıkarımlarından alıntılar: “Böylece ilk İslama geçen Türk devletinde Arap değil, İran etkisini bulmuş oluyoruz.” (s: 236)

“Türkmen boylarının yurt kurdukları topraklar İranlıların nüfuz alanı içerisindeydi. Yerleşik kültürü ile İran ise o yıllarda sanki hiç kurumayan bir resim tablosuydu ve tuvaline girip çıkan Türk boylarını tepeden tırnağa kendi rengine boyuyordu.” (s: 236) Bu kısmı okurken nasıl sevindim anlatamam. Böylesi imgesel anlatımla süslenmiş, edebiyata yaklaşan bir ifade ile karşılaşmak çok hoştu. Kutlarım.

Bir örnek daha vereyim de bu güzel imgesel ifade yalnız kalmasın: “İslam Türkler için, sanki içinde eski dinlerini biriktirdikleri bir tür kumbaraydı; herhalde onda tüm eski dinlerini de muhafaza ediyorlardı.”

Dinler tarihinde böylesi bir geziye çıkardığı için hocamızın sevgili öğrencilerinden Okan İrtem’e teşekkür ederim. Böylece İslam’ın Osmanlı’nın doğuşundaki abartılan etkilerine daha gerçekçi bakmış oluyoruz. Bu arada Mevlanacıların da bu bölümü iyi okumaları gerek… “Bu açıdan Mevleviliği ve Türkmenleri iki ters yönlü akım olarak düşünebiliriz. Biri içerde ve zenginliğin biriktiği şehirlerde kalırken, Türkmenler ve heteredoks dervişler kırlara ve sınır boylarına doğru ilerliyorlardı. Zenginlik vaat etmeyen Osmanlı’nın Mevlevilerin dikkatini çekmemesi bu açıdan doğaldır.”

Osmanlı Türk İslam değil Türk Rum senteziydi… İşte Yalçın Hocanın dediği intikam, bu bilimsel gerçeğin açığa çıkartılmış olmasıdır.

AYDINLAR BİLDİRİSİ KISA TARİHÇESİ

Bir bitişe sahip olmayan sürekliliği olacak olan bir Çıkış’la karşı karşıyayız. Devrimci durumda olduğumuz ve çözümün ise daha laik, daha halkçı, daha eşit bir cumhuriyet olduğunu saptayan bölümün ardından, dönenlere, başkaldırıya elveda diyenlere elveda diyor hocamız. Yükleri atıyor. Tarihi, anılardan okuyoruz. Bir tür tarihsel dedikoduyu andıran kısımlar var. “Başkent Hastanesine gitmiştim. Haberal hocam yurt dışındaydı. Fatih Hilmioğlu hocamı gördüm ve son derece sağlıklı ve moralli buldum. Pek sevindim, koğuşta hep soruyordu, ‘bize ne yaparlar’, cevaben bir tarih tutmuştum, bu tarihe kadar en az beş yüz kişilik bir katliam olmazsa, ‘biz çıkarız’ diyordum. Ve süre bitti, ‘çıkarız hocam artık tutamazlar’, bunu hep tekrarlıyordum.” (s: 281)

Sonlara yaklaşırken, Yalçın Küçük, “tarihi yer, bizim k… mızın konduğu yerdir” diyen Aziz Nesin ile kotardığı Aydınlar Bildirisi’nin öyküsünü ve Yaşar Kemal’i yazmış. Afşar Timuçin hocamızla yapılan söyleşiye de bir kutu içinde yer verilmiş. Okunması gerekir.

Konu cehepe liderinden açılmışken Hocamız çok yerinde bir çağrışımla Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sındaki epsilon insan tipini vurguluyor. Bu kitabı da listenize ekleyiniz.

Kazanımlarımız ve güzel haberlerimiz bu kitap ile netleşiyor. Nerede görürseniz okumalısınız. Okan ve Deniz’li bir üniversite olmayı heyecanla müjdeliyor Hocamız. Artık Yalçın’larımız üniversitedir. Tükenmiyorlar. Çoğalıyoruz.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Yeni çıkan kitaplar / 9 Ekim 201709 Ekim 2017 Pazartesi 11:43
  • Haftanın Kitabı: "Bütün Şiirleri: Direnç"09 Ekim 2017 Pazartesi 10:28
  • Haftanın Kitabı: "Beyaz Zambaklar Ülkesinde"02 Ekim 2017 Pazartesi 10:32
  • Editörün seçtikleri / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 10:24
  • Yeni çıkan kitaplar / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 10:00
  • Haftanın çok satan kitapları / 2 Ekim 201702 Ekim 2017 Pazartesi 09:53
  • Haftanın çok satan kitapları / 25 Eylül 201725 Eylül 2017 Pazartesi 10:21
  • Yeni çıkan kitaplar / 25 Eylül 201725 Eylül 2017 Pazartesi 09:44
  • Editörün seçtikleri / 25 Eylül 201725 Eylül 2017 Pazartesi 09:20
  • Haftanın Kitabı: "Kur'an'ın Tarihçesi ve Yazım Serüveni"25 Eylül 2017 Pazartesi 08:14
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)