• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 13 °C

'Hayır' çıkar, çünkü 'Evet'çilerin kozu tek

Necdet SARAÇ

İktidar kamunun ve medyanın olanaklarıyla “Evet” lehine ciddi bir basınç oluşturmaya çalışıyor. Neredeyse “tek kale” maç oynanıyor! Televizyon tartışmalarına davet edilen “Hayırcıların” birçoğu “kontrol edilebilir ve zayıf” olsa da “Evetçilerin” durumu çok içler acısı olunca “Hayırcı” birisinin olduğu her ortamda “Evetçiler” kaybediyor, iyot gibi açıkta kalıyorlar, yalnızca laf çeviriyorlar!

Referandum sloganları bile bunu gösteriyor: "Türkiye'yi Seviyorum, Cumhurbaşkanlığı Sistemine Evet diyorum". Çünkü kozları tek: Recep Tayyip Erdoğan. Onun karizmasına, etkisine güveniyorlar. “Reis” sahaya inerse iş biter! Başka kozları yok!

İşte Türkiye bu kadar “anormal”. Türkiye normal bir ülke olsaydı, bir uzlaşma metni olması gereken ve farklı olanın kendisi için de teminat olarak göreceği Anayasa’nın olağanüstü halin olmadığı ve gerçekten “herkesin” katılacağı bir siyasal iklimde yapılması gerekirdi ama böyle olmadığı ortada. Son beş-on yıldır her şey bir tek adamın istekleri üzerine şekilleniyor. Ülkede bir çok refleks “din-iman” üzerine kurulu ve “imanın işaret ettiği” lidere endeksli. Siyasi tercihlerde bunun üzerinden yürüyor. Reis ne derse milyonlarca insan da ona göre tavır değiştiriyor. Böyle olmasa daha düne kadar el üstünde tutulan, ona yakınlıklarını göstermek için milletin birbiriyle amansız yarıştığı Fettullah Gülen ve çevresini bu kadar kolay “hain” ilan edilmezdi.

İktidarın bu rahatlığında, fütursuzluğunda iktidar alternatifi güçlü bir muhalefet hareketinin olmamasının kuşkusuz ciddi bir rolü var. İktidar alternatifi güçlü bir hareket yaratamamış olmanın sorumluluğunun kimde olduğunu, dokunulmazlıklara ve tezkereye “evet” demenin bugünkü bu sonuçları doğurduğunu, Saray’a ve Yenikapı’ya gitmenin “kontrollü darbeyi 20 Temmuz’da OHAL’le sivil darbeye dönüştürenlere” yaradığını unutmadan “şimdilik” bu tartışmaları kenara iterek yalnızca “Hayır”a odaklanmalı ve işimiz-gücümüz, iki ay boyunca referandumda mevcut zihniyeti “Hayır ile sandığa gömmek” olmalı.

“HAYIR CEPHESİ” DAHA GÜÇLÜ!

OHAL’e ve tek adama, sağın, siyasal İslamcıların bütün ideolojik-politik hegomanyasına rağmen “Hayır Cephesi” gösterilmek istenenden daha güçlü. Güçlü olmasının en önemli nedenlerinden biri “Hayır Cephesi”nin, yalnızca CHP’lilerden, Kemalistlerden, laiklerden, sosyalistlerden, HDP’lilerden, Alevilerden, ötekilerden  oluşmuyor olması. Ekonomide, siyasette, dışarıda, her alanda işler ters gittiği için, tek adamdan yorulanların sayısı da her gün biraz daha artıyor. TÜSİAD bile düne göre daha cesaretli! “Cephe olmayan bu cephede” ciddi sayıda, siyasi parti tercihi olarak da, davranış kalıpları itibariyle de kendini sağda ifade eden kişi ve kuruluş var! Üstelik bu “cephede” geçmiş örneklerinden farklı olarak, “boykot” vb. gibi kafa karışıklığına neden olacak kayda değer bir tartışma da yok. “Hayır” tavrı net!

Referandum bir parti tercihi üzerine şekillenmeyeceği için, sağcılıklarını, muhafazakarlıklarını terk etmeseler de ciddi sayıda sağcınının “Hayır” diyeceği kesin. “Hayır” diyeceğini açıkladığı için saldırıya uğrayan yaklaşık 500 bin üyeli Türkiye Kamu Sen bunun somut örneklerinden biri…

Hem AKP yandaşı medya, hem de doğal olarak AKP ve MHP’den oluşan mevcut iktidar bloku bunu biliyor. Bu yüzden 7 Haziran seçimleri sonrası “Koalisyonlu iktidarlar kaosa neden olur, tek başına bir iktidarla kaos biter, istikrar olur ve terörün kökü kazınır" söylemi ile “Evet çıkmazsa terör bitmez” tehdidi tesadüf değil ve aynı kapıya çıkıyor! Bu nedenle “Eğer Başkanlık gelirse, terörün kökü kazınır" şantajı bir kez daha karşımızda…İşin doğrusu bu söylem 7 Haziran sonrası yalandı, bugün de yalan. Buna rağmen 1 Kasım’da tuttu, şimdi Nisan referandumunda tutmamalı! Bu yalanın aynı suda ikinci kez yıkanmasına izin vermemeliyiz! 15 yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP, “olmayan koalisyonu” varmış gibi sunuyor. Korkuyu ve kutuplaştırmayı öne çıkartıyor. Çünkü kutuplaştırma iktidarın en çok istediği ve en başarılı olduğu alan.

İktidarın kutuplaştırmayla birlikte yıllardır hep aynı taktiği izliyor: Muhalefet olanların kafasında seçime bile girmeden “kaybettiniz” algısı yaratıyor! “Yüzde 60 Evet sürpriz olmaz” lafları bunun için. “Bunlar ne yapar-eder sandıkta Evet çıkartır” söylemi de… Hayırcıları korkut, korkutamıyorsan demoralize et, motivasyonunu kır, sandıktan kaçırt! Neden belli; Sandığa gitmeyecek her “Hayır” oyu fiili olarak "Evet"e yazacak! Bu nedenle “Her Hayırcı” öncelikle bu duruma müdahale etmeli! Bütün hilelere, şantajlara ve tehditlere rağmen “Hayır kazanır” algısını bizim yaratmamız gerekir! Bunu yapabilmek kararlı olmayı zorunlu kılıyor. Aman “milleti ürkütmeyelim” demeye başlarsak kaybederiz! Bütün politikamızı “MHP’yi ve milliyetçileri etkileme” üzerine kurarsak kaybederiz. Her “Hayırcı” kendisi olmalı ve “etkileme” adına temel tezlerinden vazgeçmemeli.

Ortadaki durum son derece net: Karşımızda söylemleri aynı olan iki parti yok, tek parti var! MHP fiili olarak siyaset sahnesinden tasfiye olmuş durumda. Başta AKP olmak üzere, MHP de 79 milyonunun tamamına değil, yüzde 60-65’lik bölümüne oynuyor. Bu durum “Hayır” için hem dezavantaj, hem de avantaj! Dezavantajı avantaja çevirmek için, toplumsal adaleti ve vicdanı isteyenlere oynayacağız. Bunun için etnik ya da dini kimliğin hiçbir önemi yok. Parti tercihinin de…

“HAYIR” SOSYAL BİR HAREKETE DÖNÜŞMELİ!

Hayır’ın kazanabilmesi için, Hayır’ı büyütmemiz, Gezi gibi büyük bir sosyal harekete dönüştürmemiz gerekir. Bunu becerirsek, kapı kapı dolaşmalar, kampanyalar, ikna turları sonuç verir. Sandıklarda kontrol sağlanır, “oy çalınma” korkusu en alt seviyeye iner! 

Türkiye “muhalefet hareketi” işe kendinden başlayacağına “hep çevreden” başladığı için hep yanıldı. Eminim bir çok kişi şu anda kendi çevresine şöyle tartışıyor: “Önemli olan CHP’lileri, laikleri, solcuları, Alevileri, Kürtleri etkilemek değil, MHP’lileri, AKP’lileri etkilemek”. Kulağa doğruymuş gibi gelen bu yaklaşım doğru gibi gözükse de sonuç alıcı değildir. Kendi kadrolarını, üyelerini, seçmenini motive edemeyen ve harekete geçiremeyen bir hareket dışarıdan da kimseyi harekete geçirmez. Geçiriyormuş gibi yapar ve sandıklar açılana kadar buna inanır! O Kadar!

Bu nedenle, böyle bir hareketi yaratmanın yolu en başta CHP’nin harekete geçmesinden ve geniş bir çekim merkezi oluşturmasından geçer! Yani, AKP-MHP tabanını etkilemek ve “sivil toplumu” hareketlendirmek için CHP öncelikle, 1 milyon 200 bin üyesini, 12 milyon seçmenini motive edip, hareketlendirmeli.

Hareket geçmek ve inandırıcı olmak için ilk halkanın, yani CHP’nin motivasyonu çok önemlidir. “Strateji” bunun üzerine kurulmalıdır!

Siyasal İslamcıların ideolojik-politik hegomanyasını kıracak, milyonları motive edecek ve harekete geçirecek hamle buradan geçer!  Örneğin, İstanbul’da 14 ilçe belediyesi CHP’de. Tıpkı İzmir’de, kısmen Ankara’da olduğu gibi. Her belediye kendi ilçe meydanına büyük bir cinevizyon kursa, Belediye Başkanları başta olmak üzere, ilçe başkanları, yöneticileri ve belediye meclis üyeleri ile “Hayır nöbetini” hemen başlatsa… İlçedeki diğer “Hayırcılarla” o meydanda buluşsalar… Mikrofon herkesin elinde olsa, herkes kendi “Hayırını” kendine göre anlatsa… İşte o zaman “Hayır” etrafında buluşacak kalabalıklar, yan yana gelerek, sosyal bir harekete dönüşür ve kolektif olarak korkuyu yenerler, çevrelerini de motive ederler... Meydanlar “Hayır”a döner, referandumdan da ‘Hayır’ çıkar!

KENDİMİZ OLSAK YETER!

Saflaşmayı, kutuplaşmayı iktidar yarattı, bu saflaşmadan artık korkmamak gerekir. Güç biriktirmeden, güç göstermeden sürekli uzlaşı vurgusu yaparak başarılı olunamaz, siyasette kazanmak istiyorsak, risk almadan olmaz…

Gerçeklerle, beklentileri arasına kalın bir çizgi koymalı. Bütün yatırımı “sağdaki partiler arasındaki çözülmeler üzerine kurarsak”, parlamentodaki oylamalarda olduğu gibi yanılırız.  İnsanları olmayacak beklentilere sokmak, demoralize etmenin dışında bir işe yaramıyor. Mücadele dinamizmini, isteğini öldürüyor. Taslağın reddi için CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hamlesi de bu nedenle yanlış ve anlamsız!

Kabul olmayacak duaya amin demekten hızla vazgeçilmeli!

Fiili olarak tek adamlığın olduğu, OHAL’in olduğu koşullarda daha fazla gerçekçi olmalı.
Türkiye’de tercihleri ekonomik değil, siyasi tercihler belirliyor…

Son birkaç yılın dünyasında kendi siyasi tercihine göre sağda veya solda “net ve kararlı” tavır alanlar kazanıyor. Siyasette “merkezi” temsil edenler kaybediyor. Öfkeleri örgütleyenler kazanıyor… Siyasette yarın hayali olanların herkese şirin gözükmesi ve herkesten oy alması mümkün değil!

Siyasal İslamla hesaplaşılmadan, laikliği öne çıkarmadan bu ülke normalleşmez…

Normalleşmeyi sağlayacak otorite değil, özgürlüklerdir. Özgürlükleri öne çıkarmadan bu ülke normalleşmez…
Her eğilim ‘Hayır’ını kendine göre kurgulamalı. Bütün ‘hayırcılar’ bir araya gelip ortak kampanya yapmak zorunda değil…

Başta CHP olmak üzere, bütün “Hayırcılar” savunma psikolojisinden çıkarsa, defansif anlayıştan ofansif anlayışa geçerse, referandumdan ‘Hayır’ çıkar…

Siyasette nesnel koşullar var, öznel koşulları yaratamıyoruz. Vatandaşa “evet bu parti alır götürür” diye hissettirsek bu iş olur…

Kendi kadrolarını motive edebiliyorsan, hareket geçirebilirsen, 1 milyon 200 bin CHP üyesini hareketlendirirsen bu ülke değişir, referandumdan da ‘Hayır’ çıkar… Motivasyonu yükseltmeden, yarın hayali kurdurtmadan ‘Hayır’ çıkartmak mümkün değil. Bu hayal kurdurulursa  'Hayır' olur... Vatandaşın, “Hayır çıkarsa, Türkiye daha iyi bir yarına uyanır, normalleşir” diye inanması lazım.

Çünkü “Hayırcıların” eli güçlü, utanacağı bir şey yok, en azından son 15 yıldır bagajı dolu değil, bu ülkeyi 15 yıldır AKP yönetiyor, sorumlu onlar…

Referandum Türkiye’nin normalleşmesi için bir şanstır! “Hayır” Türkiye’nin rahat bir nefes alması sağlar ve normalleştirir!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.