• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

'Hayırlı' hesaplar…

Ender HELVACIOĞLU

Referandumda ortaya çıkan hayır potansiyeli, AKP iktidarını alt edecek bir toplumsal kuvvete nasıl dönüştürülebilir? Günün sorusu bu.

Bilindiği gibi referandumda ortaya çıkan “Hayır Cephesi” siyasi eğilimler açısından baktığımızda beş benzemezden oluşuyor: CHP, MHP muhalifleri, HDP, AKP muhalifleri, SP, sosyalistler…

Seçimleri temel alan ve 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hedefleyen bir strateji, bu beş benzemezi referandumda olduğu gibi birleştirebilecek sihirli bir formül ve sihirli bir aday arayışında.

Örneğin Deniz Baykal bu stratejinin tipik temsilcilerinden biri. Bir eli MHP muhalefetine diğer eli HDP’ye uzanan yeni bir CHP kurguluyor. Aynı zamanda cumhurbaşkanı adayı da olacak bir CHP Başkanı ve onun biri MHP’li (Meral Akşener) diğeri HDP’li (Ahmet Türk) iki yardımcısı. Abdullah Gül inisiyatif almaya karar verirse, aynı strateji kapsamında ama farklı isimlerle yeni bir düzenleme yapılabilir Baykal’a göre.

Bu stratejinin MHP muhalefetinin öne çıkan ismi Meral Akşener’i baz alan diğer bir versiyonu, AKP’yi de bölecek olan yeni bir merkez sağ oluşuma gözleri dikiyor. Bu oluşumun CHP ile ittifakının AKP-Erdoğan iktidarını devirecek bir kuvvet yaratabileceği düşünülüyor.

Eminiz, süreç ilerledikçe başka versiyonlar da (ve başka isimler de) ortaya çıkacaktır.

Peki, böyle bir stratejinin başarı şansı var mı? Çok zor gözüküyor. Baykal versiyonu olanaksız gibi; çünkü o kadar çok kararsız dengeye dayalı ki, bir fiske ile dahi yerle bir edilebilir. Erdoğan-AKP için bu aritmetiği bozmak çocuk oyuncağı gibi bir şey.

Akşener versiyonu ise daha olanaklı gibi gözüküyor; çünkü yeni bir siyasal odağın arenaya girmesini öngörüyor. Ama bu versiyon da belirsizliklerle dolu. İlk adımı belli ama sonrası bir muamma.

Aslında tüm versiyonlarıyla bu stratejinin güçlü bir “yapıştırıcıya” ihtiyacı var. O stratejinin doğası gereği, bu yapıştırıcı halk hareketi gibi ulusal bir dinamik olamayacağına göre uluslararası bir dinamik olacaktır. Yani bir emperyalist müdahale. Tıpkı AKP’nin bir siyasal odak olarak ortaya çıkış ve iktidara geliş/getiriliş sürecinde yaşandığı türden. Ama ne dünya ne Türkiye ne de emperyalist odaklar 15 yıl öncesindeki gibi. Böyle bir yapıştırıcının beklenmedik bir tepki çekmesi ve tel tel dökülmesi büyük olasılık.

Halkı güdülecek koyun olarak gören bu tür “aritmetik stratejilerin” hüsranla sonuçlanacağını, dahası AKP-Erdoğan iktidarının ömrünü uzatacağını düşünüyorum.

***

Peki, sosyalistlerin, mevcut potansiyeli AKP-Erdoğan iktidarını alt edecek bir toplumsal kuvvete dönüştürmek hedefli gerçekçi bir stratejileri var mı? 

Sosyalistler küçük bir kuvvet ve kendi içlerinde de beş benzemezler ama, farklı bir açıdan bakıldığında ciddi bir fırsat var.

Çünkü son on yıldır adım adım gelişen, zaman zaman görülmemiş büyüklükteki dalgalar halinde yüzeye çıkan, son olarak referandumda toplumun yüzde 53-55’ini kapsayan kitle hareketini yaratan dinamiği kavrayabilmek için basit aritmetik yetmez. Ve bu basit aritmetiği aşan, yani toplumsal süreçlere sınıfsal bir açıdan yaklaşma potansiyeli taşıyan tek güç sosyalistler.

Çünkü Türkiye siyaset arenasının içine girdiği tıkanıklık, ancak mevcut arenayı altüst edecek yeni bir çıkışla aşılabilir ve bunu kotarabilecek “yeni gücün” sosyalizan olması ciddi bir olasılıktır.

Ama mevcut sosyalist yapılar ne kadar sosyalist (yani konuya sınıfsal bir perspektifle yaklaşıyorlar) ve ne kadar politik (yani iktidar hedefli stratejiler ve bunun taktiklerini geliştirmeye meyilli), burası pek berrak değil.

Umarım halinden memnun olmayanlar vardır ve bu konuda bir tartışma yaşanır, yaparız. Örneğin en taze laboratuar olarak niteleyebileceğimiz İstanbul-Bakırköy 1 Mayıs Mitingini masaya yatırarak tartışmaya başlanabilir.

Sıradan bir miting katılımcısı olarak sadece birkaç gözlemimi aktarmak ve bazı noktaları vurgulamak istiyorum.

Eğer meselemiz en yakınımızdakinden daha kalabalık bir kortej oluşturduğumuzu göstermek veya TKP başkanının kim olduğunu tescil ettirmek ise, bu miting başarılı sayılabilir.

Ama eğer mesele, baştan ilan edildiği gibi, referandumda ortaya çıkan potansiyeli yönlendirebilecek bir çekirdek kuvveti göstermek ve ilan etmek ise, Bakırköy mitingi bu işin nasıl olabileceğini değil, nasıl olamayacağını göstermiştir. Neden?

- Sanırım herkes, programın hemen başında, HDP vekilleri, onların kuyruğundaki DİSK-KESK vesaire türü örgütlerin başkanları ve emekçiler arasında hiçbir itibarı bulunmayan belediye başkanlarında oluşan kürsü tablosu ortaya çıktığında, kitlenin yarısının alanı terk ettiğini fark etmiştir. Yani o kürsü, bırakın hayırcı toplamı yönlendirmeyi, mitinge gelen ve hayırcıların mümkün olan en homojen kesimini oluşturan kitleyi bile yönlendirmekten acizdir; hatta bölmüştür.

- Sanırım herkes, Bakırköy 1 Mayıs alanında tek bir ay yıldızlı bayrağın ve Atatürk posterinin bulunmadığını görmüştür.

Bu tablo, mitingi ve o mitinge katılan kortejleri düzenleyenlerin emekçi halkın “sandığından” ve “evdeki bulgurundan” kopuk olduklarını gösterir; bu görüntüyle Dimyat’taki pirinci elde etmek olanaksızdır. Bu yazdığımı anlamayan, Cumhuriyet mitinglerinin ve Haziran eylemlerinin görüntülerini anımsasın.

Hayır kitlesine önderlik etmek ve AKP iktidarını alt edecek halkçı-devrimci bir kuvvet yaratmak isteyen bir odak, mitinglerini, yürüyüşlerini, eylemlerini gelincik tarlasına dönüştürmek zorundadır.

-Sanırım herkes, Bakırköy 1 Mayıs mitinginde tek bir anti-emperyalist slogan atılmadığını fark etmiştir.

Emperyalizmin (özellikle ABD emperyalizminin) mazlum halklara yönelik en ağır saldırısının yaşandığı bir bölgenin ve ülkenin sosyalistlerinin düzenlediği bir 1 Mayıs mitinginde bir kez olsun “Kahrolsun ABD emperyalizmi” ve “Bağımsız Türkiye” sloganı atılmaması -acı bir şekilde söyleyelim- utanç vericidir!

Oysa AKP iktidarını alt edecek halkçı-devrimci bir kuvvet yaratmak isteyen bir odak, bu vatanın gerçek sahibinin emekçiler olduğunu, emperyalist müdahalelere karşı en önde mücadele edeceğini göstermek ve kanıtlamak zorundadır. Anti-emperyalizm yoksa, o devrim karşı-devrimdir, turuncu devrimdir; bunu iki kere iki dört gibi belirlemek gerekir.

- Yine sanırım herkes, 1 Mayıs işçi bayramı mitinginde bir işçi-emekçi ağırlığının bulunmadığını görmüştür.

Uzatmayalım; bu kürsüyle ve bu tabloyla olmaz…

AKP iktidarını alt edecek bir toplumsal kuvvet yaratma gibi bir iddiamız varsa, siyaset arenasına altüst edici ve belirleyici bir etken olarak giriş yapmak istiyorsak, dayanacağımız maddi kuvvetin ve toplumsal dinamiklerin ipuçlarının cumhuriyet mitinglerinde ve Haziran Ayaklanmasında bulunduğunu düşünüyorsak, çözümleri aritmetik denklemlere bir köşesinden dahil olmakta değil sınıfsal müdahalelerde arıyorsak bu noktaları düşünmek ve berraklaşmak zorundayız.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)