• BIST 104.275
  • Altın 145,568
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1864
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 20 °C
  • Adana 29 °C
  • Antalya 27 °C

HDP'li Celal Doğan, Davutoğlu'na İsmet İnönü'yü örnek gösterdi

HDP'li Celal Doğan, Davutoğlu'na İsmet İnönü'yü örnek gösterdi
HDP İstanbul Milletvekili Celal Doğan, bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada Atatürk ve İsmet İnönü örnekleri verdi.

HDP İstanbul Milletvekili Celal Doğan, bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada Atatürk ve İsmet İnönü arasındaki diyalogu örnek göstererek, Başbakan Ahmet Davutoğlu'na işgal ettiği Başbakanlık makamının bağımsızlığı için İnönü'yü örnek almasını istedi.

Celal Doğan'ın konuşması Meclis tutanaklarına şöyle geçti:

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına grup adına konuşmak üzere söz aldım. Yüce heyetinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı makamı, Başbakanlık makamı, daha doğrusu devletin tepesindeki bütün makamlar gerçekten çok zor emeklerle, demokrasinin geçirdiği çok ciddi evrelerdeki süreçlerden sonra oluşmuş değerli kurumlardır. Bu nedenle, bu kurumlarla ilgili düşünceleri serdederken mümkün olduğu kadar itinalı olmakta büyük fayda görüyorum. Ancak makamları temsil edenlerin de bulunduğu makamların gereğini yapmaları da onların en doğal görevleridir. Maalesef, Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı müessesesinin bugünkü 12'nci Cumhurbaşkanına kadar geçirmiş olduğumuz bütün safhalar çok büyük krizler ve sıkıntılarla geçmiştir. Hemen hemen 3-4 tane Cumhurbaşkanının seçimi dışındakilerin hepsi çok büyük krizlerin olduğu ortamda Cumhurbaşkanlarının seçilme şansı doğmuştur, daha doğrusu seçilebilmiştir.

1921 Anayasası'nda Cumhurbaşkanlığı müessesesi yoktur, Meclis Başkanlığı müessesesi vardır, devlet başkanlığı görevini deruhte eden de Meclis Başkanıdır ve devlet başkanlığı sıfatını kesbetmiştir. 1923 Anayasası'yla Cumhurbaşkanlığına evrilen, daha doğrusu cumhuriyete evrilen rejim Cumhurbaşkanlığı müessesesini ihdas etmiştir ve o zamandan sonra da veraseten intikal eden devlet başkanlığı sıfatı seçimle yapılır hâle gelmiştir. Bu nedenle, seçimle gelen ilk Cumhurbaşkanından bugünkü 12'nci Cumhurbaşkanımıza kadar çeşitli Anayasalarla muhatap olan Cumhurbaşkanlarının seçimini size kısaca özetlemek istiyorum.

Ben, 1977'de bu Parlamentoda bulundum. O zaman bu Parlamentoda bütçe görüşmelerinde genel başkanların konuşma süresi sınırsızdı yani Sayın Ecevit, Sayın Demirel, Sayın Erbakan altı saat, sekiz buçuk saat konuşurlardı ve Türkiye'nin bütün envanteri o gün o bütçede ele alınırdı ama maalesef son zamanlarda gördüğüm kadarıyla genel başkanların konuşması dahi bir saatle sınırlandırılmış ve bir yıllık bilançoyu bir saate sığdırma zorunluluğu doğmuştur. Gönül isterdi ki, yine, bu bütçe görüşmelerinde, ülkenin bütün meselelerinin tartışılacağı bir bütçede konuşma süreleri bu kadar kısıtlı ve dar olmasın.

Şimdi, ilk seçilen Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'le ilgili tarihte geçen birtakım anlardan size bahsetmek istiyorum. Mustafa Kemal, cumhuriyetin ilanından on beş dakika sonra Cumhurbaşkanlığına verilen bir tezkereyle seçilmiştir. Seçen rakam sayısı da 187'dir yani o günkü Parlamentoya 200'e yakın milletvekili katılmamış, Cumhurbaşkanı, mevcutların oy birliğiyle seçilmiştir. Ama o gün de cumhuriyetin ilanının çabuk olduğu, hızlı olduğu, tartışılmadan Meclise getirildiği gibi birtakım tartışmalar bir tarafa bırakılarak ilk Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Bilahare Mustafa Kemal'in dört dönem bu Anayasa'yla Cumhurbaşkanı olduktan sonra, 1938 yılında rahmete erdikten sonra, işte asıl seçimlerden birisi de, krizin tartışıldığı seçimlerden birisi de 1938'deki seçim olmuştur. Sebebi de şudur: 1938 yılında Mustafa Kemal, İsmet Paşa'yla helalleşmeden vefat etmiştir. Hatta İsmet Paşa'nın Mustafa Kemal'i ziyareti konusunda birkaç tane talebine rağmen İsmet Paşa'ya yapılacak suikast nedeniyle ziyaret vaki olmamıştır. Bunları şunun için anlatıyorum: "Acaba Mustafa Kemal'den sonra kim Cumhurbaşkanı olma şansına ve sıfatına sahip olacaktır?" konusu o günkü Türkiye'nin en büyük gündemlerinden birisidir. Çankaya'daki bir yemekte İsmet Paşa dış politikaya Mustafa Kemal'in direkt müdahaleleri üzerine ve bira fabrikasındaki bir ekonomik tartışmadan dolayı da şu sözleri sarf etmiştir: "Bu ülke ne zaman Çankaya'daki yönetimden kurtulacaktır?" şeklinde bir ibare kullanmıştır, sene 1938'dir, tek partili dönem söz konusudur, karşıdaki şahıs Mustafa Kemal'dir, öteki de savaş arkadaşı İsmet Paşa'dır. İsmet Paşa'nın "Türkiye -bu devlet daha doğrusu- ne zaman Çankaya yönetiminden kurtulacaktır?" lafı üzerine Mustafa Kemal'in sözü aynen şudur: "Sizi oraya da bu kudret getirmiştir." 1938, şimdi 2016'dayız.

Dün burada, bütçe görüşmelerinde, zaman zaman Türkiye'nin Çankaya'dan, daha doğrusu Beştepe'den yönetildiği, saraydan yönetildiği lafı üzerine çok büyük infial gösterdiniz. Şimdi sormak istiyorum açıkçası: "Yeni Türkiye, ileri demokrasi…" Bir tek fert çıksın desin ki: "Türkiye, şu anda Beştepe'den, külliyeden yönetiliyor." Bu lafı söyleyecek ben bir tek milletvekili göremiyorum. "O despotluktu, o diktatörlüktü, o tek şeflik dönemiydi…" Bugün, açıkçası yeni Türkiye'nin ileri demokrasisinde bu sözü sarf edecek bir milletvekili bulamıyoruz. Bunu sarf edin diye söylemiyorum. Bunu sizin grubunuzun Beştepe'ye karşı bir reaksiyonu olsun diye de söylemiyorum. Sebebi de şu: Biraz sonra belki konuşmanın sonunda geleceğim. Parlamenter demokratik rejimin oluşmasında hiçbirimizin doğru dürüst bir emeği yok; işlenmesinde büyük bir emeği yok; işlevsel olarak bizim buraya gelmemizde büyük bir emeğimiz yok. Çünkü bu Parlamentonun oluşumunu büyük çapta genel başkanların iki dudağı arasına sıkışan bir anlayışın teşekkül ettirdiği Meclisten bundan fazla bir tavır beklemek doğru değildir. Belki konuşmamın sonunda başlangıç sistemi, parlamenter demokratik sistem, partili cumhurbaşkanı meselesini de tartışacağız. Ama gönül isterdi ki… Dün savaşın içinden çıkmış 2 arkadaşın birbirine karşı olan bu kadar sadakatine, birbirine dostluklarına, kader birliğine rağmen, meseleye müzahir olduğunda bir Başbakanın tavrının ne olduğu İsmet Paşa şahsında açıkça görülüyor. İsmet Paşa'yı beğenmeyebiliriz, eksikleri olabilir, yanlışları olabilir. Tek parti dönemindeki yanlışlıkları bir tarafa koyarsanız, açıkça şudur, görevine müdahalelerde maruz kaldığı muamelede verdiği cevap şudur… O, Mustafa Kemal bile olsa karşı tavrı koyabilmiştir. Yani şunu söylemek istiyorum: Dün Sayın Başbakanımızı burada bir saat dinledik, sabırla ve sebatla dinledik. Her terör meselesinde, her şiddet dilinde elini Halkların Demokratik Partisi Grubuna uzattı, ağır hakaretlerin de en büyüğünü yaptı ama Grup Başkan Vekilinin konuşmasına tahammül etmeden toplantıyı terk etti. Bu nedenle sözlerimin başında dedim ki: "Makamlar çok değerlidir. Cumhurbaşkanı da hepimizin Cumhurbaşkanıdır, Başbakan hepimizin Başbakanıdır ama oradaki görevi ifa edenlerin de bu muameleleri yaparken başkasına göstermesi gereken saygıyı, beklediği saygıyı göstermesi gerekir." Saygıyı göstermeden gittiği zaman da maalesef çok büyük bir kırgınlık yarattı bende. Ben bundan sonra açıkçası Halkların Demokratik Partisinin Grup Başkanına da söyledim; eğer bundan sonra Başbakanın tavrı bu olursa yaptığı konuşmalarda dinlememeyi tercih ederim, şahsım olarak dinlememeyi tercih edeceğim. Onun için başbakanların da, cumhurbaşkanların da geldikleri makamdaki gereken davranışları Parlamentodan esirgememesi gerekir.

Çok güzel bir Anadolu lafı vardır: "Taç giyen baş akıllanır." Şimdi, biz Sayın Tayyip Erdoğan'ı, Cumhurbaşkanımızı tanıyoruz; yapısını, jargonunu biliyoruz. Dedi ki: "Yapısında bu var." Cumhurbaşkanı da olsa jargonu değişmiyor, Başbakanınız olsa değişmiyor. Biraz sonra, son altı aylık konuşmalarından çıkarttığım birtakım özetler var, yüce Meclisin huzuruna getirmek de istemiyorum ama mealen birkaç şey söyleyeceğim. İsterdim ki Ahmet Davutoğlu, hepimizin "Ahmet Hoca" dediği, hepimizin Ahmet Hoca derken de hoşuna gittiği mülayim insan, onun da taç giyerken aslında biraz uslanması demeyelim de mülayimliğinin daha devam etmesini beklerken, demek ki bu Başbakanlıkta bir keramet, daha doğrusu bir problem var. Kim Başbakan oluyorsa ya celalleniyor ya hiddetleniyor veyahut da kullandığı terminoloji kendisinin geçmişine pek uygun düşmüyor. O nedenle Ahmet Hoca'nın dün grubumuza, bize müteallik söylediği lafları, gösterdiği davranışı da esefle karşıladığımı yüce heyetinize arz etmek istiyorum.

Şundan buraya gelmek istiyorum: Değerli arkadaşlarım, askerî vesayet dönemlerindeki cumhurbaşkanlarının seçimi gerçekten bir züldür, bir zulümdür. Her bir cumhurbaşkanı seçimi, özellikle Faruk Gürler dönemi, Cevdet Sunay dönemi, Cemal Gürsel dönemi, Kenan Evren dönemi, her birisi en azından beşer, yirmişer tane senaryodan çıkarsanız, hepsi Oscar'a aday olsa bunların hepsi birincilik alır. Bu nedenle, askerî dönemlerdeki cumhurbaşkanlarının seçimini aslında vakit olsa da her birini teker teker ele alsak, irdelesek; hiç olmazsa gelecekteki kuşaklara sivil siyasi demokrasiye olan sadakatimizin artmasını sağlayacak bir anlayış olması gerektiğini de ortaya koyan örnekler olduğu için bu konuda onların da tek tek irdelenmesi gerekir.

Lafımın, İsmet Paşa'yla, isterseniz, noktalayayım o kısmını: İsmet Paşa o dönemin Genel Sekreteri Bozok tarafından bir şifahi vasiyetname kamuoyuna yayınlanmıştır, daha doğrusu deklare edilmiştir. Şunu söylemiştir: "Mustafa Kemal, benimle konuştuğunda, 'İsmet Paşa'nın herkesi kucaklama şansı yoktur, Mareşal Fevzi Çakmak'ın Cumhurbaşkanı olmasını arzu ediyorum.' demiştir." Bu düşüncesini de rahmetli Celal Bayar'a açmıştır. Celal Bayar'ın lafı şu olmuştur: "Müteaddit defalar ben Mustafa Kemal'le görüştüm. Asla ve kata böyle bir izlenim edinmedim. Bu nedenle bu düşüncenin doğru olmadığı kanaatindeyim."

Uzun lafın kısası, o gün yine bildiğiniz gibi Kurtuluş Savaşı'yla gelen güçler, cihetiaskeriye devrede. Her zamanki gibi 1. ordu komutanları hep aktiftir, bu dönemde de aktifler. Fahrettin Altay Ankara'ya gelir, Genelkurmay Başkanını ziyaret etmek istediğini söyler Fevzi Çakmak'a. Onun üzerine Asım Gündüz, Sayın Fahrettin Altay ile Fevzi Çakmak'ı görüştürür. Ordu komutanının görüşü aynen şudur: "Efendim, bizim talebimiz, ordunun talebi İsmet Paşa'nın Cumhurbaşkanı olmasıdır." Karargâh toplanmıştı, Genelkurmay Karargâhı. Onun Meclise bırakılması gerektiğini, bu yetkinin Mecliste olduğunu, bu nedenle karışmayacaklarını söylemesine karşın Fahrettin Altay ısrar etmiştir. Bütün gösterdikleri gerekçeleri rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak makul bulmasına karşın bunun Parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyler. Kısacası, sonunda, Fahrettin Altay'ın değil ama Mareşal Fevzi Çakmak'ın da Celal Bayar'la müşterek vermiş oldukları önerge sonucu İsmet Paşa 2'nci Cumhurbaşkanı olarak Cumhurbaşkanlığına seçilir.

Bundan kastım şu: O en zor dönemlerde, birbirlerine gelecekte ve geçmişte siyasi rakip olan, ülkenin koşullarını takdir eden devlet adamları Mareşal Fevzi Çakmak ve Celal Bayar, vermiş oldukları müşterek önergeyle İsmet Paşa'yı Cumhurbaşkanlığına getirmişlerdir. Yeri gelmişken arz edeyim size. Aslında gördüğüm bir eksikliği de arz etmek istiyorum bu konuda, gerçekten, siyasette büyük çapta Cumhurbaşkanlığında uzlaşma konusundaki eksiklerinin yanında siyasette uzlaşmayı da unutmuş durumdayız. On üç on dört yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda. Bana muhalefet partilerinden bir tek kişinin vermiş olduğu bir kanun teklifini burada kanunlaştırdığınızı gösterirseniz şapka çıkartacağım. Amacım şu, hayatımda hep bunu denedim, on beş yıl belediye Başkanlığı yaptım rahmetlik Özal'la başlayan Tayyip Erdoğan'la noktalanan süreçte hiçbir başbakanın bir ekşi yüzünü görmedim. Bütün taleplerimi götürdüğümde kendi partisinin talepleri gibi o Gaziantep'e ilgi gösterdiler. Bugün ortada bir marka şehir, bugün Gaziantep eğer Anadolu'daki şehirlerin bir ışığıysa, sanayinin merkeziyse geçmişteki bütün siyasilerin, daha doğrusu, genel başkanların katkısının olduğu bir çaba sonucudur.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Üç tane teklif geçmiş.

CELAL DOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir başka konuya geçmek istiyorum buruda müsaade ederseniz. Son, ne Gürler kaldı ne bilmem Cemal Gürsel'i konuşabildik ne başkalarını konuşabildik ama bugün hiç olmazsa, en son Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili üç beş laf etmek gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanımızın özelliği, kendine mahsus jargonu var ama biraz önce söyledim, kullanmış oldukları siyasi literatüre baktığımızda gerçekten gerginliğin dışında, germenin dışında, parçalamanın dışında, birbirimize düşürmenin dışında bir lisan görmedim. Cumhurbaşkanının lisanının hepimizden daha çok ipek gibi olması gerekir. "Cumhur" dediğiniz bütün halkın reisidir. Hepimizin başının tacıdır. Hepimizi birleştirilmesi gereken insanın…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Terörü destekleyen partiye vekillik yapıyorsun, hâlâ Cumhurbaşkanına laf söylüyorsun.

CELAL DOĞAN (Devamla) - Anlayamadım?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Terörü destekleyen partilere vekillik yapıyorsun, hâlâ Cumhurbaşkanına laf ediyorsun!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri müdahale etmeyelim.

Buyurun Sayın Doğan.

CELAL DOĞAN (Devamla) - Siyasette arkalara oturup ahkâm kesen senin gibi çok adam gördüler bu Parlamentoda. O yüzden bugün varız, yarın yokuz. Onun için siyasetçi olarak görevini yap, gel burada cevap ver.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Celal Ağabey, sakin ol.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Doğan.

CELAL DOĞAN (Devamla) - Efendim?

BAŞKAN - Süreniz dolmuştur.

CELAL DOĞAN (Devamla) - Bir dakikayla bitireyim.

Cumhurbaşkanları hepimizi temsil etmek ve cumhuru birleştiren kurumların başıdır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Açın mikrofonu.

BAŞKAN - Sayın Doğan, bir saniyenizi alacağım.

Sayın milletvekilleri, şu anda belirlenmiş 41 sayın konuşmacımız var. Dolayısıyla, ben herkese adil davranmak adına süreyi uzatmayacağım. O şekilde, siz bitirin yerinizde, tutanaklara da geçiyor.

Buyurun.

CELAL DOĞAN (Devamla) - Cümleyi şöyle bitiriyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Başkan, kırk bir dakikaya karşılık vatandaş dinlesin yani ne olur? En son kırk dakika uzar yani ne var?

CELAL DOĞAN (Devamla) - Hayır, ben o bir dakikayı Başkana bağışlıyorum, şimdi ona zaten ihtiyacımız yok.

BAŞKAN - Sayın Doğan, ben süreyi uzatmayacağım, lütfen siz tamamlayın konuşmanızı o şekilde isterseniz.

CELAL DOĞAN (Devamla) - Başkanım, olay şu: Bu ülkenin etrafında ateş yanıyor, ülke ateş çemberinde. Yarın ülkenin başında ciddi bir savaş ortamı olduğunda hangi parti liderinin, hangi önde gelen insanların koşa koşa Köşk'e gideceğini merak ediyorum. Çünkü, vasıf, birleştirici olmaktır, ayrıştırmak olmamalıdır.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)