• BIST 106.862
  • Altın 145,039
  • Dolar 3,5263
  • Euro 4,1266
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 23 °C

'Hem kapitalist hem antiemperyalist olunmaz'

'Hem kapitalist hem antiemperyalist olunmaz'
Ozan Gündoğdu

AKP ve onun popülist söylemlerle pekiştirdiği/sağlamlaştırıdığı yığınları motive eden birkaç basit argüman bulunuyor. Bunların başında tarihsel bağlamından koparılmış bir emperyalizm geliyor...

Ne diyoruz artık? Üst Akıl… Bu üst akıl her yıl bir kaç kez ülkemizin skandallarının baş sorumlusu oluyor ancak şükür ki “Reis” var da başımız dik, alnımız açık.

Üst aklın son marifeti ise ekonomik darbe ve bu darbe Türkiye’de doların yükselmesine sebep oluyor.

Türkiye’ye döviz giriş çıkışının tam serbestleştiği tarih 1989’da 32 sayılı kararla gerçekleşiyor. Bu tarihten itibaren Türkiye’ye yurtdışında yerleşik kişiler diledikleri miktarda döviz mevduatı getirip götürebiliyorlar. Bu durum ise döviz değerinin dalgalanmasına neden oluyor. Nasıl mı?

Ana akım iktisadın temel kurallarından bir tanesidir: Herhangi bir şeyin miktarı artarsa değeri düşecektir. Öte yandan miktarı azalan şeyin ise değeri artacaktır. Doların da değerindeki artış veya azalışlar aslında doğrudan doların piyasadaki miktarı ile ilgilidir. O halde doların değeri artış gösteriyorsa, doların piyasadaki miktarı azalıyordur.

Demek ki Türkiye’de son iki çeyrekte dolar stoğu hızla azalıyor. Fakat buna karşı ekonomik sistem çaresiz mi? Hayır! Elinde bu tip spekülasyonların üstesinden gelecek çeşitli silahlar var.

Bunların en önemlilerinden birisi Merkez Bankası’nın elinde tuttuğu dolar rezervleri. Azalan dolara karşılık Merkez Bankası piyasada azalan doları telafi edecek kadar doları piyasaya pompalarsa sorun çözülür. Böylece doların miktarı ve değeri değişmemiş olur. Son birkaç ayda Merkez Bankası elindeki rezerv silahını etkili bir şekilde kullanmaya çalışıyor. Fakat o da ne? Doların değeri düşmüyor, aksine bana mısın demeden yükselmeye devam ediyor. Bu da demek oluyor  ki ülkedeki dolar stoğu erimeye devam ediyor.

Peki durumu telafi edecek başka silahımız yok mu? Var tabi ki! Kapitalizmin krizi bitmediği gibi çaresi de tükenmez. Mevcut durumda, doların Türkiye’ye girişini hızlandıracak, Türkiye’deki doların da dışarı çıkmasına mani olacak bir çözüm…

Piyasada değer yarattığı düşünülen çeşitli faktörler bulunur ve bunlardan bir tanesi örneğin emektir. Emeğin de bir fiyatı vardır. Bu fiyata ücret diyoruz. Eğer bir memlekette emek miktarı emek talebini aşıyorsa yani işsizlik varsa bu durumda ücretler düşme eğilimi gösterir. Yazının başında da belirttiğim gibi çok olan şeyin kıymeti düşer. Bu yüzden Çin’de ücretler bu denli düşükken örneğin İsveç’de ücretler görece yüksektir. Öte yandan tıpkı emek gibi sermayenin de bir fiyatı vardır. Sermayenin de fiyatına faiz diyoruz. Faiz, bugünkü sermayeden vazgeçme karşılığında gelecek dönemde elde edilen sermaye fiyatıdır. Tıpkı piyasadaki diğer mal ve hizmetler gibi. Eğer siz bu fiyatı sermayeye ödemezseniz ne olur? Cevap basit! Sermaye satın alamazsınız. Evinizin mobilyalarını baştan aşağı değiştirmek istiyorsunuz ve cebinizde 50 tl var. Mobilyaları değiştirebilir misiniz? Hayır. Aynı şekilde sermaye satın almak istiyorsunuz fakat sermayenin fiyatı olan faizi ödemiyorsunuz. O halde sermaye satın alamazsınız. Tamamdır, ikinci silahımızı bulduk. Madem dolar dışarı çıkıyor ve azalıyor, onu içeride tutacak sihirli bir formül olan faizi yükseltelim…

Fakat mesele faize gelince “reis” tedirginleşiyor. Halbuki bu işin kuralı belli. Dolar dışarı çıkıyor ve sahiplerinin menfaatlerini Türkiye tatmin etmiyor bunun yerine daha güvenli limanlara çekiliyor. FED bile faiz arttırırken, Türkiye’de sermaye için herhangi bir garanti yokken, yargı bağımsız değilken, AKP yetkilileri “Yeni Türkiye’nin yeni derin devleti olacak, o da milletin olacak” derken, öte yandan bunların hepsi yetmezmiş gibi bir de başkanlık tartışması ile toplum bölünmüşken neden burada dursun dolar? Darbe girişimlerinin olduğu, bombaların patladığı, bunların yanı sıra ordusu Suriye ve Irak’ta savaşırken kimliği belirsiz(!) uçaklarla askerleri bombalanan ve buna bir şey yapamayan bir ülke güvenli liman mıdır? Değildir… O zaman riskler bu kadar yüksekse yine de kalması için ona istediği fiyatı yani faizi verin.

Verin de “reis” neden tedirgin? Nedeni konusunda birkaç ihtimal var.

İktisat bilmiyor olabilir. Danışmanları da bilmiyor olabilir. Maalesef artık böyle ihtimaller mevcut. Tedirgin edici belki ama bu bir ihtimal.

Faizin gerçekten günah olduğunu düşünüyor olabilir. Fakat AlBaraka Türk Bankası’nda 200.000 doları olduğunu resmen mal varlığı beyanından biliyoruz. Resmi olmayan hesapların da varlığı düşünülürse “faiz günah” meselesi ancak fukarayı kandırmak içindir.
Faiz yükselirse reel sektörde gerçekleşecek gelişmelerden korkuyor olabilir. Bu ciddi bir ihtimal. Bu ihtimali biraz irdeleyelim.

Tayyip Erdoğan’ın çevresinde kendisine çok yakın olduğu bilinen patronların hemen hepsi inşaat işi yapıyorlar. Hangisini sayalım?

 Cengiz İnşaat – “bu milletin …..” diye başlasak yeterli herhalde

Limak İnşaat – Şu anda Akşam ve Skyturk’ün sahibi, Cengiz ve Kolin inşaatla beraber 3. Havalimanının yüklenicisi

Kolin İnşaat –Yırca Köyü’ndeki 6000 zeytin ağacı kesilmesi olayından sorumlu grup. 3. Havalimanını üstlenen diğer inşaat şirketi.

Çalık Holding – Genel Müdürlüğü’nü uzun süre Berat Albayrak yaptı. ATV –Sabah grubunun sahibi. Irak’ta enerji işi yapıyorlar.

Sancak Holding – Erdoğan’a arada sırada aşkını itiraf eden Ethem Sancak’ın sahibi olduğu holding. Star ve Kanal24 ‘ün sahibi.

Torunlar Grup – Emlak konut’un ardından Türkiye’nin en büyük inşaat grubu. 6 Eylül 2014’te gerçekleşen 10 işçinin asansörde ölerek can verdiği davada henüz bir sonuca ulaşılamadı.

Bütün bunlar yalnızca başlangıç. Fakat faiz ile bunların ne ilgisi var?

Bir sektörün olmazsa olmazı öncelikle taleptir. Talep ise satın alma gücüyle desteklenmiş istek olarak tanımlanıyor. Yani bir öğretmen lüks bir otomobile binmeyi ister fakat lüks bir otomobil talep edemez. Eğer ki bir sektörde talep yetersiz hale gelirse talebi canlandırmak için reklam, fiyat düşürme başta olmak üzere çeşitli yollara gidilir. Zira talep olmazsa üretimin, üretim olmazsa genel olarak sektörün bir anlamı kalmaz. Türkiye’de ise Gayrimenkul üretimine karşılık gayrimenkul talebi giderek azalıyor. Ne diyor reklamında Ağaoğlu “ %5 peşinatla daire satıyoruz, daha ne yapalım?”. Ağaoğlu şüphesiz kamu hizmeti sunmuyor. Bu kampanyaları talebi canlandırmak için yapıyor. Türkiye’de gayrimenkul talebini canlandıran, gayrimenkul sektörünü ileri besleyen en büyük sektör ise Bankacılık sektörü. Bankalar gayrimenkul isteğine satın alma gücünü ekliyor, Konut Kredileri ile piyasayı fonluyor, gayrimenkul talebi yaratıyor. Piyasa ise bu kredilerle konut talep ediyor. Soru şu..

Banka kredilerinin faizi yükselirse piyasa eskisi kadar çok kredi çeker mi?

Piyasa konut kredisi çekmezse emlak talep eder mi?

Piyasa konut talep etmezse gayrimenkul üretmenin anlamı kalır mı?

Gayrimenkul üretmek anlamsızlaşırsa Cengiz İnşaat’ın sahibi Mehmet Cengiz’in bu millet ile ilgili vaadi ne olacak?

Bu haliyle önümüzde 40 katır mı 40 satır mı gibi bir sonuç çıkmakta.

Döviz böyle siyasi, ekonomik ve askeri risklerin bulunduğu memlekette durmak istemiyor. Yapılacak şey belli, dövize istediğini verip faizi yükseltmek. Ancak bu da başta İnşaat sektörü olmak üzere hizmetler sektörünü olumsuz etkiliyor.  

“Eee tarım var, sanayi var” derseniz…

2015 yılında toplam gelirimizin yalnızca %8,1’ini tarım oluşturdu. Demek ki tarım yok…

2015 yılında toplam gelirimizin %27,7 ‘sini sanayi oluşturdu. Türkiye’de sanayi kesiminin ana omurgasının ithalata bağımlı küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) olduğunu biliyoruz. Bu sanayi üretimi ise yüksek katma değerli değil. Yüksek katma değer nedir? Yüksek katma değer iphone’dur. AR-GE maliyeti çıkarılırsa Iphone’nun üretim maliyeti 7,2 dolar. Piyasa fiyatı malum. Yüksek katma değerli mal üretmek için ne gerekir? Lafı dolandırmadan ileri teknoloji gerekir. ODTÜ gerekir, Boğaziçi gerekir. İleri teknoloji için cevize Kuran okuyan Tübitak gerekmez. Velhasıl kelam bizim ekonomimizi sanayi kesimi de kurtaramıyor.

Demek ki neymiş? “Eyy Amerika” diyerek antiemperyalist olunmuyormuş.

Demek ki neymiş? Kapitalizme göbekten bağlı, yabancı sermayeye muhtaç bir ülke yaratmanın bedeli bağımsızlığımızmış. Bu ülkenin alın teri yerli, yabancı sermayeye peşkeş çekilirken, “babalar gibi satarım” demenin maliyeti fukaranın yastık altındaki dolarlarına göz dikmekmiş.

Bütün koruma önlemlerini kaldırıp, gardını düşürdükten sonra “üst akıl ekonomik darbe yapıyor” demek yağmurlu bir havada delikli bir şemsiyeyle gezip yağmur yağıyor diye ağlamaya benziyor.

Siyasi iktidar şimdilik lümpen tabanını milliyetçilik, İslamcılık, Osmanlıcılık masalları ile romantize ediyor. Ama sürdürülebilir mi? Merkez bankası başkanı Dolardaki artışın 2017 ilk çeyreğinde enflasyona yansıyacağını itiraf etti. Zira eskiden 3 liradan yaptığınız ithalatı artık 3,5 liradan yapıyorsunuz. İşsizlik %10’un üzerinde ve daha da artacak. Çünkü üretim maliyetleri dolarla beraber artan işverenler üretimi küçültüyor, işçi çıkartıyor ve dolayısıyla son çeyrek büyümesi ise negatif gerçekleşiyor.

Ne hacet ordumuz Viyana kapılarında ancak ufukta Karlofça anlaşması belirdi.

Peki ne yapmalı? Bu soruya oldukça uzun bir cevap verilebilir. Fakat bu ancak başka bir yazının konusu olabilir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)