• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 13 °C
  • Antalya 18 °C

Her gün bayram olsa…

Ender HELVACIOĞLU

Onu biz delirtmiştik, biliyorum…

Süleyman fakülteden arkadaşımdı. Benim gibi 1977 girişliydi. İTÜ’de 77 girişliler uzun süren boykot yüzünden bir yıl kaybetmiş, öğrenime 78’lilerle birlikte başlamışlardı. Süleyman her gün okula gelir, boykotun sürdüğünü görünce üzüntüyle geri dönerdi.

Hoş, 78-80 arasında da boykotlar yüzünden doğru dürüst bir öğrenim olmamıştı. Haftada en az bir gün boykot olurdu. Biz de biraz abartmıştık doğrusu. Stalin’in ölüm yıldönümü, boykot; Mao’nun doğum yıldönümü, boykot; Küba devriminin başlangıç günü, boykot; Vietnam zaferinin kazanıldığı gün, boykot…

1980 başlarında fark ettik ki, bizim boykot yapacağımız günler zaten okul bomboş. Öğrenciler çevredeki kahvelerde, çay bahçelerinde, okey oynuyor, briç oynuyor. Kimse okula gelmiyor, dolayısıyla boykotun da bir anlamı kalmıyordu.

Sıradan öğrenciler (örgütlü olmayanlara böyle derdik), boykot enflasyonunu protesto etmenin dahiyane bir yolunu bulmuşlardı: Boykotu boykot ediyorlardı!

Bu eylemleri o kadar etkili olmuştu ki, bir gün önceden duyurular yapmak zorunda kalıyorduk, “okula gelin, valla boykot yapmayacağız” diye. Gelsinler de, en azından amfide konuşma yaparız günün anlam ve önemine dair diye düşünüyorduk. Ama, tınmıyorlardı!

Peki, boykot yapacağımızı nereden biliyorlar, diye merak etmiştik. Araştırınca öğrendik ki, bizim Süleyman olası boykot günlerinin çetelesini tutmuş, bir gün önceden öğrencileri uyarıyor: “Yarın şu olayın yıldönümü, kesin boykot var, boşuna okula gelmeyin!”

Sinirlenmiştik ama Süleyman’ı da tanıyorduk. Yoksul bir ailenin çocuğuydu; en kısa sürede mühendis olup kendisini türlü zorluklarla okutan ailesine yardım etmekti amacı.

***

Bir gün devrimciler olarak kantinde otururken 3-5 tane “sıradan” yanımıza geldi.

- Abi, yarın boykot var değil mi?

- Yok kardeşim, boykot moykot…

- Abi, yarın boykot yapalım, n’olur…

- Kardeşim, niye durup dururken boykot yapalım?

- Abi, yarın Leblebici’nin (İTÜ Elektronik’in efsane hocalarından Duran Leblebici) sınavı var, çalışamadık.

- Arkadaşım, sizin için boykot mu uyduracağız?

- Abi, bulursunuz bir şey. Che Kongo’ya gitmiştir, Rosa bir şey yapmıştır, Nazım içeri alınmıştır, vardır mutlaka bir şey…

- Gidin, Allah belanızı versin!

Ertesi gün yine kantinde oturuyoruz, bizimkilerden biri koşarak geldi:

- Arkadaşlar, Elektronik boykota çıktı!

- Niye yahu, ne olmuş?

- Zimbabwe’de bağımsızlık ilan edilmiş, biz atlamışız.

- Kim yapmış boykotu, Zimbabweliler mi!?

- Valla bilmiyorum abi, biri konuşma yapmış, amfi boşalıyormuş.  

O günden sonra Leblebici korkusuyla boykot koyan bu sıradanlar “Zimbabweliler grubu” diye anılmaya başlandı. Giderek epey havaları da olmuştu. Liderlerini tahmin edebilirsiniz: Süleyman!

***

12 Eylül oldu, herkes bir yerlere dağıldı. Yıllar geçti, şirin bir Anadolu köyüne düşmüştü yolum. 5-6 gün sakin bir tatil yapayım, biraz kafa dinleyeyim diye düşünmüştüm.

Köy meydanının karşısındaki kahvede oturup çayımı yudumlarken birden caminin hoparlöründen tanıdık bir şarkı çalmaya başladı. Beatles’ın ünlü “Help”i! Camiden “Heeaalp” diye çığırıyorlar. Beynimden vurulmuşa döndüm, gayrı ihtiyari yerimden fırlamışım.

“Bir şey mi oldu dayı?” diye sordu kahveci çırağı. “Camiden Beatles çalıyor.” “Evet dayı, bugün 7 Temmuz.” “Eee?” “Bugün Ringo’nun doğum yıldönümü.” “Ne Ringo’su?” “Ringo Starr be dayı, sen de amma cahilsin. Birazdan çocukların trampet yürüyüşü de var.”

“Bu ya bir şaka ya da bir rüya” diye düşünürken kahveci yanıma geldi. “Biz her yıl kutlarız Ringo abimizin doğumunu, muhtarın emri” dedi.

Çok yorgundum. Kalacağım yer köyün birkaç kilometre dışında bir konaklama tesisiydi. Bugün dinleneyim, yarın anlarım neler döndüğünü diye düşündüm.

Ertesi gün öğleye doğru köye vardım. Kahve kapalıydı, her yer kapalıydı. Köy kahvesi kapalı olur mu hiç? Meydanda dolaşan çırağı gördüm. “Ne oldu, niye kapalısınız yeğenim?” Çırak, “bugün yastayız dayı” dedi.

“Niye, kötü bir şey mi oldu?” diye sordum. “Bugün 8 Temmuz dayı, Kim İl-Sung’un ölüm yıldönümü.” Meydanın sol tarafındaki ilkokulda göndere bir Kuzey Kore bayrağı çekilmiş ve yarıya indirilmişti.

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Düşünsenize, Tokat’ın bir köyünde Kim İl-Sung anılıyor. “Bu muhtarı nerede bulurum?” diye sordum çırağa. “Göremezsin, çok meşgul” dedi. “Sen de ziyaret için öyle yoğun bir haftayı seçtin ki...”

“Niye, daha ne var ki?” diye soracak oldum. Çırak saymaya başladı: “Yarın tango festivali var; 9 Temmuz Arjantin’in bağımsızlık günü niyetine. Öbür gün 10 Temmuz, sabah ‘Elektrik Şenlikleri’ var, Tesla’nın doğum günü şerefine, muhtar bizzat yönetecek. Ama akşam da anma toplantısı var. Sen bilmezsin, Aybar diye biri var, onun ölüm yıldönümü, muhtar severmiş. Sonraki gün, 11 Temmuz, yine yas var, Bedreddin Cömert öldürülmüş…”

“12 Temmuz çok gerilimli bir gün dayı” dedi çırak. Artık şaşıramıyordum bile, “niye?” diye sordum. “Yaşlılar Jül Sezar’ı anacaklar, gençler ise Neruda’yı; ikisinin de doğum yıldönümü. Ama muhtar ikisine de katılır, gerilimi önler.”

“13 Temmuz’da köyün kadınları meydanda toplu halde resim yapacaklar, sonra da yürüyüş” diye devam etti. “O niye?” diye sordum. “Frida’nın ölüm yıldönümü dayı. Erkekler pek ortalıkta gözükmez o gün.”

“14 Temmuz’da ise…” diye devam edecek oldu. “Yeter” dedim, “o günü biliyorum, Bastil’i basacaksınız!” “Ama o günü görmen gerek dayı” dedi çırak, “müthiş eğlenceli olur, bir kadın pasta yapar, meydanda giyotin kurulur”…

“O kadar kalamam” dedim; “ama bu muhtarı merak ettim doğrusu”. “Delidir o” dedi çırak, “Ama buranın çocuğuymuş, okumuş adammış, çok hizmeti geçmiş, herkes sever onu”.

“Deli Süleyman derler ona” diye ekledi; “İhtilalde içeri almışlar, okulunun lideriymiş, çok eziyet etmişler, orada kafayı bozmuş bizim muhtar be dayı”.

Donakaldım. “Ben gidiyorum yeğenim” dedim, “muhtara selamımı söyleyin”.

“Kimin selamını dayı?”

“Zimbabwelilerin”… Şaşkın şaşkın bakma sırası çırağa gelmişti.

Her günü dolu dolu ve deli deli yaşayın, değerli okurlar. İyi bayramlar…

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)