• BIST 103.328
  • Altın 193,733
  • Dolar 4,6527
  • Euro 5,4829
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 24 °C

Hesap'laşma

Hesap'laşma
Bizim büyük toplumsal erozyonumuz, kalabalık ve çirkin ülkemiz

Haydar Ali Albayrak
Muhtemelen hayatımızın en leş günlerini, haftalarını, aylarını yaşıyoruz. Ve yaşamaktayız. Zamanımız ölüyor, ölü zamanlarımız ise toplumsal kültürden atılmıyor ve leşler başımıza kalıyor, başımızda toplanıyor. 

Leş vaktimiz geri dönüşmüyor, aksine bizi leşlere dönüştürüyor. Leşlere ayrılan sürenin sonuna gelinmiyor bir türlü ve 'yaşayan ölüler ülkesi'nde yaşamıyor sadece yaşlanıyoruz. 

George A. Romero bugün bir zombi filmi çekmek isteseydi topraklarımızı ziyaret etmeden yeni senaryosunu yazmaya yanaşmazdı. Bu topraklardaki leş zamanları ve o zamanların toplumsal yansımasını, yürüyen ölüler üzerindeki aksini daha iyi nerede görebilir? 

Yazdıklarım genel manada olumsuzluklara odaklandığından eleştirilip bir nevi şikayetname olarak kategorize edilebiliyor. Öte yandan elbette hak veriyorum böylesi eleştirilere. Bazı sözcükler var aklımdan söküp atamadığım, bazı çirkin görüntüler değil de o görüntüleri tamlayan sözcükler, bazı fotoğraf altlarını özetleyecek genişlik ve sadelikte bazı sözcükler...

Çürüme diyorum, leş diyorum. Karşılığında duyulan tiksintinin beyanı, insanların savaş-kaç bocalaması... Bu sözcük ve duygu durum tasvirleri yazılarımın harcını karıyor, toplu konutlar inşa ediyorum. Belki zevksiz, birbirine benzeyen, yaratıcılık ve konfordan uzak şikayetname konutları. Çünkü dürüst olmak gerekirse toplu bir şikayet hali söz konusu, çünkü bu sözcükler benim mülkiyetimde değil, ben duyuyorum bunları çevremden; çevremi de geçtim, sokakta yürürken, alalade bir köşe başında, hiç ummadığım bir semtte savunmasız bir anımda duyuyorum. 
Nefret ve şikâyet, toplumumuzun sıcak temas kurabildiği, ortaklaşabildiği ender değerler halini almış durumda.
Toplum kazanında sular kaynarken, 'kurbağa deneyi' örnekleri ortalıkta uçuşurken sosyolojinin araştırma sahaları da elbet kayıyor. Zeminler kayıyor altımızdan, Kandilli ölçüm istasyonuna çevirmiyoruz ilgimizi, sandalyeler birer birer çekiliyor. Bir oyunun içinde değiliz hâlbuki, eşek şakasına kurban gitmiyoruz; yere düştüğümüzde gülmüyor kimse, bilakis 'oh olsun' böbürlenmesinin çirkin gölgesi düşüyor, ablak ifadelerle bürünmüş, düşmanlık etmeyeceğimiz ancak bize düşmanlık eden yüzlere.

Bizim büyük toplumsal erozyonumuz, kalabalık ve çirkin ülkemiz

Bir film (Bizim Büyük Çaresizliğimiz) ve bir yönetmeni (Nuri Bilge Ceylan, Altın Palmiye ödül töreni konuşmasından vurgu) ayrı ayrı selamladığım bu başlıktan ötürü inanın zerre üzüntü duymuyorum. 

Bu ülkeye, mevcut yıkımına hoşluklar biçmek ağır derecede iyimserliğe girer. Avunacaksak avunalım, orası ayrı; hani matematiğe yeni başlayan çocuklar gibi saymayı fasülyelerden yahut abaküslerden değil de fasülyeden sayıldığımız bir ülkede, kalbimiz büyüklüğünde yumruklarımızı açıp el parmaklarından öğrenelim. Kendi yurdumuzda düştüğümüz el kapılarından, yabancılaştığımız kapı tokmaklarını kocaman sıfır bilelim.

Avucumuzdan öğrenelim 'sayılmamayı' ağlayıp sızlayalım bir avuç kaldık diye. Avunalım da; herşeye rağmen, tüm güçleriyle gelseler bile tükenmedik, bir avucuz işte! Zorbalar bitiremedi ya bizi! Hem... Hem geçecek bugünler!

Günler geçerken bugün'lerin kalışı, tarih sayacında bir aksamaya, tarih tekerleğinde bir sapmaya, milin yatağını reddine denk düşer

Günler'in geçtiği doğru oysa 'bugünler'in geçtiğini söylemek abesle iştigal. Geçen yalnızca günler ve büyüyen yalnız özlem. Zamanlarımız toplu kıyıma uğrarken gündem yalnız leş bir karşı kültürel saldırı altında sağ ve saf kalmanın yollarını aramamıza bağlanmış. Bu yollar yine tuzaklanmış, cehenneme ulaşan kestirmeler iyi niyet taşlarıyla döşeli...

Onlar ellerini ovuşturadursun biz hele parmaklarımızı sayalım, yoklama alalım.

-Çalıştığım iş yerinde Ahmet Abi var, lâiktir mesela, sapına kadar laik!
-Yahu bizim kapı komşumuz Rıza Bey, sizden iyi olmasın gerçek islamı temsil ediyor. Ensar Vakfı'nı bir eleştirdi, aklınız şaşar!
-Siz ne anlatıyorsunuz, biz ailecek sosyal demokratız. Senelerce Ecevit'e oy verdik. Kılıçdaroğlu iyi ama adamı kötü yönlendiriyorlar, çok pasif bırakıyorlar.
-Lisede bir arkadaş tanımıştım, tam komünistti. Cebimde harçlığım olmazsa tost ısmarladı!

Sayın, sayalım.

Diğer yandan daha başka şeyler sayılır ve kodlanır bu memlekette. Misal, bakın: Seda'daki bilmem kim, Zuhal'deki şu, Esra Erol'daki bu, şurdaki kel damat adayı, ötedeki türbanlı gelin adayı, maço dövüştürülen programlarda bıçkın delikanlılar... Sayılır ve sıralanır. 

Memleketin gündemi gündemimizle ayrışmıştır çoktan. Laf olur torba dolar, laf olur züğürt çenesi yorulur, çuval ve ayakkabı kutuları doldukça dolar. Zamanımız hoyratça harcanırken bakan kollarında yedi yüz bin liralık akrep ve yelkovanlar kovalar durur birbirini. Laf olur toplanır parsalar. Milletin mına koyanlar üçüncü köprü bağlantı yollarının ihalesini alır fakat Zuhal'deki kel, Seda'daki Hintli'ye  benzeyen adam kadar konuşulmaz. 

Birileri sırtımızda tepinirken, emeğimizde ihtiraslı bir tangoya tutuşurken; alnımız ve kıçımızdan akan terin binde birini bizzat ömrümüze kurdukları dans pistlerine dökerler. "Ben çapkın olsaydım İstanbul'da 'kız' kalmazdı" derler. Bu arsızlar Küba'ya gittiklerinde bizim güleryüzlü puro işçisi bacılarımızın baldırlarını tokatlarlar. "Sen baldırda seversin" derler.

Bir damat adayı evlilik programını ifşa ve ihbar etti

Günümüzde teknoloji epey gelişti, sanal iletişim ağları 'sıkı ağız' bırakmıyor kimsede. Tabi itiraf ihtiyacımız kırbaçlanıyor. Bu açıdan itiraf'ı teşhir'in kardeşi görebiliriz. Zuhal'deki bir damat adayı programdaki herşeyin kurgudan ibaret olduğunu anlattı periscop yayınında. Bu sanal yayın sırasında kendi üslubuyla soruları yanıtladı, döktü saçtı. Eskort kızlardan bahsetti, oyunculuk performanslardan bahsetti, 'büyülü gösteri'yi ifşa etti. Bu damat adayı yayın sırasında şunu söyledi: "Siz sahiden inanıyor musunuz bunların gerçek olduğuna?" 

Kritik nokta inanıp inanılmaması değildir. Yitirdiğimiz gerçeği hayali ilişkilerde kurmak istiyor, daha ötesinde uyuşmak istiyoruz. Gündelik acılarını, dert ve tasalarını, yarın kaygılarını unutmak isteyenler kendilerine en yakın uyuşturucu satıcısına, televizyon kumandasına uzanıyor ve o parmaklar geziniyor tuşlarda, adına 'zapping' deniliyor.

Biz parmak hesabı yaparken parmaklar tüm hesapları alt üst ediyor!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
    • Parti sözcülerimize öneriyorum…13 Mayıs 2018 Pazar 08:58
    • Orta Doğu’da kovboy diplomasisi...09 Mayıs 2018 Çarşamba 07:44
    • Bir soygunun hikayesi: GSS08 Mayıs 2018 Salı 16:55
    • Kitap Eleştirisi: Bora Abdo - Öteki Kışın Kİtabı08 Mayıs 2018 Salı 13:57
    • Bugün herkesten beklenebilecek olan nedir?08 Mayıs 2018 Salı 13:11
    • Abdullah Gül'ün imzaladığı mektup02 Mayıs 2018 Çarşamba 10:25
    • Başka bir toplum mümkün29 Nisan 2018 Pazar 18:53
    • 24 Haziran’a doğru: Muhalefet ne yapmalı?23 Nisan 2018 Pazartesi 17:00
    • Fethullahçı bir Amerikan Uşağının Hikayesi15 Nisan 2018 Pazar 17:00
    • Skripal suikastı...06 Nisan 2018 Cuma 13:00
    • 1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)