• BIST 110.179
  • Altın 155,916
  • Dolar 3,8576
  • Euro 4,5431
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 17 °C

'Hey Onbeşli, Onbeşli’ türküsündeki 15'liler kaç yaşındaydı?

'Hey Onbeşli, Onbeşli’ türküsündeki 15'liler kaç yaşındaydı?
"Hey Onbeşli Onbeşli’ türküsünde, düne kadar zil takıp oynarmışız da, bu türkünün bir asker gönderme ağıtı olduğu daha yeni ortaya çıkmışmış!"

Hürriyet Yaşar

Geçenlerde bir asker töreninde bir subayın konuşmasını izledim televizyonda. Öfkeyle dişlerini sıkarak, yüzünü buruşturarak, küçümseyip ayıplayarak, kötü bir şeyden söz edenlerin hoşnutsuzluğuyla kürsüden verip veriştiriyordu orda olmayan birilerine konukların karşısında.

Aman Tanrım! Çok kötü bir şey olmuş da ne olmuş?

‘Hey Onbeşli Onbeşli’ türküsünde, düne kadar zil takıp oynarmışız da, bu türkünün bir asker gönderme ağıtı olduğu daha yeni ortaya çıkmışmış!

Genç subay, subay ama düşünmüyor bile ki, Türkler askere çocuklarını ağıt yakarak değil, davul zurna çalarak, güle oynaya gönderirler. Bu, bugün de böyledir.

Ama onu nasıl suçlayabiliriz ki! Okumuşuyla okumamışıyla, genciyle yaşlısıyla koca bir toplumu birileri kattı önüne, yılların Tokat oyun havası olan “Tokat Yolları Taşlı” türküsünü asker gönderme ağıdı yaptı, hepimiz seyrediyoruz. Türküyü gerçek ritminde duyamaz olduk. Çanakkale Savaşı belgesellerinin fonunda ağıt gibi söyleniyor şimdi.

Çocukluğumdan bildiğim, en çok sevdiğim türkülerden. Annemin, babamın, İstanbul’a göçerken bırakıp geldiği yerlerin türküsü.

Sivas’ın kuzeyi, Orta Anadolu’nun kuzeydoğusu, Orta Karadeniz’in güneydoğusu, Tokat, Amasya, Suşehri, Alucra, Koyulhisar, Mesudiye, Şebinkarahisar… Erzincan’ın batısına değin uzanan bir ‘ortak kültür’ bölgesi. Kısaca Kelkit Vadisi denen bölge.

Hızlı ritimli o oyun türküsünün, unutkanlıkla yaralı belleğimizde, sözünün, müziğinin taşlarını yerine oturtamayınca, hep yaptığımız gibi, yakıştırmalara başvuruyoruz.

Merak yok, araştırma yok!.. Basit aritmetik, toplama çıkarma bile yok. Olan da yalan yanlış. İnternetteki birçok yorumda, takvimi çevirirken iki yıl kaydırma zorlaması, iki yıl da yaş küçültme zorlamasıyla dört beş yıl önceye uzanıp Çanakkale Savaşı’na ulaşılmaya çalışılıyor. Aralarında, hicri takvime göre çevirdiği sonuca rumi takvim diyenler bile var.

Hapşırana ‘çok yaşa’ mı dermişiz eskiden? Neden dermişiz? Bilmiyoruz. Araştıralım mı? Yok, yorulmayalım. Ya ne yapalım? ‘İyi yaşa’ diyelim bundan sonra. Neden? ‘Çok yaşa’ demek, ‘kötü yaşa’ demek mi ki? ‘Çok yaşa’ dileğinin kökenini merak etmek, zamana gömülü geçmişimizi ortaya çıkarmak, sözü değiştirmekten daha doğru değil mi? Amaaan, kim uğraşacak şimdi! ‘İyi yaşa’ de, bitsin gitsin.

‘Eninde sonunda’ diye bir sözümüz var. ‘En sonuna değin bir yerde, bir anda mutlaka’ anlamında. O sözdeki ‘en’ ne demek? Araştıran yok. Hiç olmazsa olduğu gibi kullansalar da sözün izi yitmese. Tembel, yanıtlayamazsa değiştiriyor. ‘Önünde sonunda’ diyor. Bunu yapanlar da okumuşlarımız.

O türkü oyun havası. “Hey onbeşli on beşli / Tokat yolları taşlı / Onbeşliler gidiyor / Kızların gözü yaşlı”

Çözümlemeye çalışalım. ‘Onbeşli’ sözü kesinlikle insanın yaşını belirtmez. Sayının öyle söylenişi, giriş yılı, mezuniyet yılı, doğum yılı gibi dönüm noktası yılları belirtmek için kullanılır. Burada, doğum yılı gibi görünüyor. Yaş belirtmek istersek ‘onbeşli’ değil, ‘onbeşlik’ deriz. Nerde duyulmuş ‘kırklık kadın’, ‘seksenlik ihtiyar’ değil de ‘kırklı kadın’, ‘seksenli ihtiyar’ dendiği!

“Tokat yolları taşlı” dizesi, yer belirtiyor. Tokat’ın içindeki yollardan mı söz ediyor, Tokat’a giden yollardan mı? Üstünde durmak gerek. “Evreşe yolları dar” dizesi, Evreşe’nin içindeki yollardan söz eder. Burada ise yolculuk var. “Onbeşliler gidiyor” diyor. Tokat yolları, yolculuktan söz ederken, onbeşliler giderken anılıyor.

Halk müziğimizin değerli yorumcusu Erkan Oğur bu türküyü ritmine aykırı olarak ağıt gibi söylüyor. Bu dizeyi okurken de ‘gidiyor’ demiyor, “Onbeşliler geliyor” diyor. Biraz araştırınca, ‘geliyor’ diye söyleyen başka yorumculara da rastladım. Kim kimi etkiledi, bilmiyorum. ‘Geliyor’ olsalar kızların gözü niye yaşlı olsun! Hadi diyelim ki, yine gitmek üzere, toplanma alanı gibi bir alana geliyor olsunlar. Ama o zaman da türkü anlatacağını iyi anlatamamış oluyor. Çünkü türküde böyle bir ‘gitmek üzere toplanmak için bir yere gelmek’ gibi bir anlatım yok.

“Kızların gözü yaşlı” dizesinin anlattığı bir şey de şu: Gidenlerin tümü erkektir ve delikanlıdırlar.  Bu da 15’li, yani 15 doğumlu olmak, türkünün yakıldığı yıl delikanlılık yaşlarında olmak demektir.

‘15 yaş’ yorumunun bir yanlışı daha çıkıyor bu noktada. İçindekilerin hepsinin 15 yaşında olduğu bir topluluktaki erkek çocukların –evet, burada ‘çocuk’ demek zorundayız onlara– hepsinin yavuklusu olmaz. Hepsinin yavuklusunun olabileceği yaşlar, daha yukarıdaki yaşlardır.

Ben de bunların ayrımına şimdi irdelerken varıyorum. Söylemeden söylemenin, eksiltmeli anlatımın güzel örneklerinden biri bu halk yapıtı. Bir türkü, durup dururken yıllara meydan okuyarak ayakta kalmıyor. İnsan beynine, söylemeden anlatmanın, anlatmadan anlaşılmamın zevkini yaşatıyor.

Asker gidiyor asker! Toplu asker alımı bu. Gidişin de sanki resmini yapıyor. Gözümüzün önünde canlandırıyor.

Ritmi sonradan değişmiş diye yakıştırıyorlar. “Gidiyom gidemiyom / Az doldur içemiyom” diye söylenmiş ağıt nerde duyulmuş! Sözleri de mi sonradan değişti?

Oyun havası oluşu, türküde adı geçen Hediye’nin yaşamıyla, eğlencelerde türkünün oyuna eşlik edişiyle ilgili olabilir. Ritmin iyice hızlandığı “Aslan yarim kız senin adın Hediye / Ben dolandım, sen de dolan, gel beriye / Fistan aldım endazesi on yediye” nakaratındaki “Ben dolandım sen de dolan, gel beriye” dizesi, Alevi semahlarında semah dönenlerin dönüşlerini yönetme amaçlı sözlerin türkü sözleri arasına girişine benziyor. Bir semahın “Eğlen dur, eğlen dur, telli turnam eğlen dur” sözlerindeki gibi.  (Nakarattaki ‘endaze’ denen ölçü birimini merak etmeyip ‘entari’ diye okuyan yakıştırmacılarımız da yetişti artık.)

Hani bir kıssa var ya, atın ağzında kaç diş olduğunu tartışır dururlarmış da kimse herhangi bir atı yatırıp da dişlerini saymazmış diye… Şimdi atın dişlerini saymaya gelelim.

15, hangi 15’tir? En yüzeysel tarih bilgisi bile, 15’in rumi takvimdeki 1315 ya da hicri takvimdeki 1315 olabileceğini düşündürmeli. O yıllar, hicri takvimin değil, rumi takvimin kullanıldığı yıllar. Üstelik, asker alımı gibi resmi bir işlemdeki yıldan söz ediliyorsa, resmi yaşamda kullanılan takvimdeki yıl olma olasılığı daha da artıyor, hicri takvim olma olasılığı azalıyor.

Rumi takvimi bugünkü miladi takvime çevirmemiz için kabaca 584 yıl eklememiz gerekiyor. 1315’e 584 ekleyince 1899’u buluyoruz. 1899’da doğan çocuğu askerlik yaşına getirmek için 20 eklersek, 1919’a geliriz efendim.

15 yaşındakine Türkçede ‘onbeşli’ denmeyeceğini unutmaz ve askere alınanların 15 yaşında değil ..15 doğumlu olduğunu, olağan askerlik yaşında olabileceğini düşünürsek ne çıkıyor? Çanakkale’ye değil, Kurtuluş Savaşı’na asker gidişi!..

(Aynı coğrafyanın yani Kelkit Vadisi’nin insanı olan dedem (babamın babası), İstiklal Madalyalı bir Kurtuluş Savaşı gazisiydi. Kendisini 1900 doğumlu bilirdik. Fakat o yıllarda köylerde doğumları günü gününe yazdırma olanaklarının çoğu kez bulunmadığını göz önüne alırsak, onun da doğum yılı miladi 1899, yani rumi 1315 gibi görünüyor.)

Peki, bizim yakıştırma eğilimimiz, uymayanı alıp uyana yakıştırmak yönünde değil miydi? Nedir bu, aritmetikten tarihe, Türkçeye değin birçok belirti Kurtuluş Savaşı’nı gösterirken türküyü Çanakkale Savaşı’na yakıştırma düşkünlüğü? Çanakkale Savaşı son yıllarda çok anılır oldu ya, ona “Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı” türküsünden başka bir türkü de yakıştırmak istiyoruz belki.

Ama bilim yakıştırmalarla yürümüyor, hesap kitapla, araştırmayla, merakla, çalışmayla yürüyor. Hey Onbeşli Onbeşli türküsündeki on beş de, Çanakkale Savaşı’nın tarihine uymuyor. 15 yaşa hiç uymuyor, çünkü yavukluları var. ‘Gözleri yaşlı’ olan kızlar, o yavuklular. Çünkü ‘15’li’ demek ‘15 yaşında’ demek değil, ‘15 doğumlu’ demek.

‘Uysa da dedim, uymasa da dedim’ diyenler, biraz kâğıt-kitap tozu yutup hapşırsalar da,  ‘çok yaşa’ desek onlara.

Bir de… Bir sıkı araştırmacı, iyi bir alan araştırmasıyla şu türkünün kaynağını, öyküsünü, çıkış yılını bulup yazsa da, gerçek ortaya çıksa. Güzelim türkü de kurtulsa. Eninde sonunda... (Önünde sonunda değil.) 

 

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)