• BIST 103.200
  • Altın 197,070
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 21 °C

Hiroşima: Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar…

Noyan UMRUK

Kapıları çalan benim 
kapıları birer birer. 
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli 
oluyor bir on yıl kadar. 
Yedi yaşında bir kızım, 
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce, 
gözlerim yandı kavruldu. 
Bir avuç kül oluverdim, 
külüm havaya savruldu.

Nazım

Pearl Harbour'u bilirsiniz. IInci savaşta sabahın seher vakti, Japon uçakları ani bir baskınla Amerikan donanmasına ait 96 savaş gemisini bombaladılar . Oysa 97 gemi vardı orada. Birine dokunmadılar…

Neden? Çünkü o gemi, güvertesinde kızıl bir haç olan hastane gemisi idi...  Kamikazeler bu gemiye dokunmadılar. Çünkü o gemi öldürmek değil, yaşatmak içindi…

Adı Solace…Türkçesi teselli... 

Solace savaş boyu Amerikalı annelerin üzüntüsünü azalttı. 25 bini aşkın genci ölümden kurtarıp Amerika'ya taşıdı. Ülke limanlarına her gelişinde anneler, sevgililer umutla iskeleye koşuştular…

Peki Amerikan savaş aygıtı ne yaptı ?  

72 yıl önce, 6 Ağustos  1945; Sabah 08:00 sularında Hiroşima radyosu B29 tipi bir bombardıman uçağının Hiroşima’ya yaklaştığını duyurdu ve 08:15’te Enola Gay yarıçapı 0,7 metre boyu 3 metre olan Little Boy (Küçük Çocuk) lakaplı tarihin ilk atom bombasını Hiroşima üzerine bıraktı. Yaklaşık 45 saniye sonra bomba Shima Hastanesi’nin 570 metre yukarısında infilak etti. Çapı 230 metre, sıcaklığı 4000°C olan bir alev topu saniyede 440 metre hızla her yöne doğru genişlemeye başladı. 30 saniyede 12 kilometrelik bir alana yayılan bu şok dalgaları, patlamadan 8 dakika sonra 9000 metre yükseklikte o artık herkesin bildiği mantar bulutu oluşturdu.

On binlerce Japon'un hayatını kaybettiği bu saldırıdan sonra, Japonya’da hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Amerikan savaş aygıtı cehenneme çevirdi Japonya’yı.

Nükleer silah şimdiye dek insanlığa karşı iki kez kullanıldı. Bugünkü bombalara göre küçük (12-13 kiloton gücünde) bir atom bombası 6 Ağustos 1945  saat 08:15’te atıldı Hiroşima’ya. Bombayı atan B-29’da görevli havacı Robert Lewis Hiroşima’nın yokoluşunu: “Aman tanrım, biz ne yaptık?” diye not düşüyordu seyir defterine…

Ve üç gün sonra...Şafağın sökmesiyle Nagazaki. 11:02’de gözleri kör eden bir ışık, kulakları sağır eden bir patlama...Nagazaki cehennemi...İkinci atom bombasının (20 kiloton gücünde) Nagazaki’de kaç kişinin ölümüne sebep olduğu bugün hala tam olarak bilinemiyor.Bombaların atılışından sonraki 5 yıl içinde ölenlerin sayısının Hiroşima’da 200-250 bin Nagazaki’de ise 150 bin’e ulaştığı tahmin ediliyor.Hiroşima’ya atılan “Little Boy” adlı uranyum ve Nagazaki’ye atılan “Fat Man” adlı ilk plütonyum bombası taş taş üstünde bırakmadı. Bedenleri asfalta kazınan insanlar, katliamın“başarı”sını simgeliyordu…

Nükleer felaketi yaşamış olmanın psikolojik etkileri ise hala sürmekte. Nagazaki gazisi Yoshiaki Fukahori : “Bazıları kurtulanların ölenlerden daha şanslı olduğunu söylüyor ama gerçekten öyle mi?..Karım da kurbanlardan biri ve ağır hasta..Benim çocuklarım, sağlıklı çocukların anne ve babası olabilecekler mi?..Ailemin üçüncü kuşağı yaşayacak mı?” derken, kendisi de bir anne olan ABD Eski Dışişleri BakanıMadeline Albright  Hiroşima’da ölen çocuklarla Irak’ta ölenleri karşılaştıran gazeteciye “Bu bedele değdiğine inanıyoruz” diye yanıt verebilmekte…

Bütün bunların temelinde, insancıl bir vicdani huzuru ve dayanışmayı öneren doğu kültür ve felsefesi ile emperyalizmle birlikte batının kendi özgün felsefi temellerini yadsıyıp, çürüterek tüm insanlığa bulaştırmaya çalıştığı pragmatist-kolaycı-faydacı, benmerkezci  pop kültürü karşıtlığı var…

Bakın bu konuda De Gaulle ne diyor: : "Akdeniz´in diğer tarafında gelişme yolunda olan ülkeler ve bu ülkelerin bir medeniyeti, kültürü, insancıllığı ve bizim endüstrileşmiş toplumlarımızda kaybolma sürecine girmiş insani ilişkiler vardır. Eğer biz büyük medeniyetlerin beşiği olan Akdeniz´in çevresinde Amerikan modeline benzemeyen ve insanın araç değil amaç olacağı endüstriyel bir medeniyet kurmak istiyorsak, kültürümüzü çok geniş bir şekilde onların tamamına açmamız gerekir.”(1)

Yıl 2017, 6 Ağustos… Yine bu kavanoz dipli dünyanın bir çok köşesinde akıllara almaz, vicdanlara sığmaz oyunlarla milyonlarca çocuk, insan ölmekte… Ülkeler, uygarlıklar haritalardan silinmekte...

Ne için? Ağızlarından salyalar akıtan aç kurtların doymak bilmez iştihalarını tatmin etmek için…

Peki biz neresindeyiz bu cehennemin??? Ahi Evran’ların, Mevlana’ların, Yunus’ların, Hacı Bektaş Veli’lerin felsefeleriyle yoğrulmuş, kurucusunun “yurtta barış, dünyada barış” vasiyetini bıraktığı  bir ülkenin, bir kültürün varisi olarak soruyor muyuz kendimize?

 Bir yanda malum dış güçlerin de katkılarıyla sürüklenmekte olduğumuz iç savaş…

Öte yanda akıl almaz hatalarla dolup taşan bölge politikaları nedeni ile 3-5 milyon Suriyeli sığınmacı, ABD-PKK’nın insafına terk edilmiş güney sınırı, şimdi de Hatay-Altınözü’nün burnunun dibindeki barut fıçısı İdlib…

Bütün bunlara karşılık “hem suçlu hem güçlülerin” günah keçisi haline getirilmiş, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayan ve bu durumun sosyo-ekonomik faturasını ödeyen Türkiye…  

Ah bir düşünebilsek, sorgulayabilseydik  ne durumlara düşürüldüğümüzü…

(1)Michel LELONG; İslamla Yüzleşen Batı, Ufuk Yayınları, 2006           

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)