• BIST 103.912
  • Altın 161,198
  • Dolar 3,9233
  • Euro 4,6062
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 4 °C
  • Adana 13 °C
  • Antalya 12 °C

HKP'li kadınlardan 'harem' açıklaması

HKP'li kadınlardan 'harem' açıklaması
'Harem denen okulun enkazında kalmak.'

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın 'Harem bir okuldur' sözlerine HKP'li kadınlardan tepki geldi. HKP'li kadınların açıklaması şu şekilde; 

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz günlerde Först Leydi Emine Erdoğan, “Artık yeni bir kavşaktayız. Türkiye’nin 90 yıllık enkazını kaldırdık. Fakat enkazın altından büyük meseleler çıktı” sözleriyle kocası Recep Tayyip Erdoğan gibi Cumhuriyet tarihine ve değerlerine dil uzatmıştı.

Kamuoyunda Först Leydi’nin bu sözlerinin etkisi ve tartışması sürerken bu sefer kendisinin yeni bir çıkışıyla karşılaştık.

Bu seferki çıkışı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın düzenlediği “Tarihimize İz Bırakan Valide Sultanlar” programından geldi. Hanımefendi bu programda:

“Dün ne olduğumuz gelecekte ne olabileceğimize dair bize fikirler verir” diyerek “6 asırlık imparatorluk tarihinde kadınların bıraktığı izler de biz kadınlar için ilham kaynağıdır” şeklinde konuştu. Konuşmasının devamı aşağıdaki gibidir:

“HAREM OKULDUR

“Osmanlı hanedanının kadın üyeleri ve harem her zaman ilgi çekici bir konu olmuştur. Oryantalistler bir takım hayali tasvirlerle zihinlerde Osmanlı kadınlarına dair olumsuz algılar üretmişlerdir. Nitekim eserlerine baktığımızda çoğu kez dünya zevklerine ve iktidar hırsına müptela kadınlarla karşılaşırız. Oysa harem, Osmanlı hanedan üyeleri için daha çok bir okuldur. Kadınların hayata hazırlandıkları, hayır faaliyetlerini örgütledikleri bir eğitim yuvasıdır. Bu yuvanın başında da valide sultanlar yer alır.”

Her defasında Osmanlı Devletine olan özlemlerini dile getiren ve bu yönde uygulamalarda bulunan AKP’gillerin bu tür çıkışlarını bizler yadırgamıyoruz. Çünkü onlar temsil ettikleri Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının çıkarlarının gerektirdiklerini yapıyorlar. Tıpkı akrebin sokmasının doğası gereği olduğu gibi…

Şimdi Hanımefendinin sarf ettiği o incilere gelmeden önce haremle ilgili belli başlı bilgiler verip olayı netçe ortaya koyalım.

Sözcük anlamı “yasak mekân” olan harem, birkaç bin yıllık bir süreçte, Doğu’da Akdeniz uygarlıkları ortamında kazandığı zengin kültürle Osmanlı yaşamına da erken dönemde girmiştir. Zamanla saltanat sarayının en önemli dairesi olma özelliğini İstanbul’un fethinden sonra ve Bizans sarayı geleneklerinden de etkilenerek 16. yüzyıla doğru kazanmıştır.

Harem yasak mekân olduğu kadar, Osmanlı’da padişah sarayının da hakkında en az bilgi sahibi olunan yeridir. Bu gizemli olduğu iddia edilen yerle ilgili bilgiler, saray arşivindeki harem teşkilatıyla ilgili harcama, tamirat vb. belgelerden, Topkapı Sarayı’ndaki mekânın fiziki özelliklerinden, vakanüvislerin tarihlerine sızan olaylardan, yabancı seyyah ve elçilerin anlatılarından oluşmaktadır. (Demek ki sadece oryantalistlerden bir şeyler öğrenmiyoruz.)

Doğu ülkelerinde “perde”, “zenane” denilen haremin, Osmanlı Sarayı’ndaki resmi adı Darüssade-i Şerife (Kutlu Mutluluk Evi), halk dilinde de Harem Dairesi idi. İlginçtir ki Topkapı Sarayı Hareminde bazı kapılar için de perde adı kullanılmıştır. Tıpkı Hindistan saraylarının harem dairelerine “perde” denilmesi gibi…

Tarih kitaplarından öğreniyoruz ki Saray-ı Hümayun Haremi, odaları, daireleri, koğuşları, hamamları, revir, hazine, kitaplık ve mescidi, taşlıkları; bunlar için oluşturulmuş örgütleriyle başlı başına bir kurumdur. Tahttaki padişahla annesi valide sultanın, hasekilerin, şehzadelerin, sultanların (padişah kızlarının), cariye ve harem ağalarının olduğu bir yer. Peki, Hanımefendinin iddia ettiği gibi bu yer bir okul muydu?

Biraz daha ayrıntıya girelim.

Bakalım iddia edilen bu okula hangi öğrenciler kabul ediliyordu?

Harem şunlardan oluşuyordu:

* Osmanlı Devletinin hâkim olduğu coğrafyadan getirilenler,

* Yapılan savaşlardan ganimet olarak alınan kadınlar (çoğunluğunu gayrimüslim halklardan tutsak edilen kadınlar oluşturuyordu. Askerler ve komutanlar padişahın gözüne girmek için savaşlarda ele geçirilen güzel genç kızları (bakire olmaları şart idi) padişaha getirip sunarlar, karşılığında iyi para veya devlet içinde iyi para kazanacakları bir mevki /kat alırlardı)

* İstanbul esir pazarlarına getirilen Rus, Leh, Macar, Fransız, İtalyan, Rum, Gürcü, Çerkez kölelerin en güzelleri,

* Eyalet valilerince rüşvet ve hediye olarak gönderilen köle kızlar,

*İstanbul esir pazarları üzerinde denetim yetkisi olan Gümrük eminleri tarafından saraya takdim edilen müstesna esir kızlar.

Bütün bu kişilerin olduğu yerde büyük bir hiyerarşi de vardı.

Şimdi de onu görelim:

*Valide Sultan: Padişahın annesi. Haremi yönetir. Padişah öldüğü zaman o da dışlanırdı.

*Haseki Sultan/Kadın Efendi: Oğul annesi, tek oğlu padişahlığa gelemez ya da ölürse o da dışlanırdı.

Müslümanlıkta 4 kadından fazlası ile evlenmek kabul edilmez. Kadın Efendiler bu yasağı delmek için ortaya çıkmış bir çözümdür. Bunlar padişahın kendilerinden çocuk sahibi olduğu cariyeleridir. Padişahların nikâhlı eşleri değildirler. Aynı anda en çok 8 kadın efendi olduğu tespit edilmiştir.

Padişahın ilk kadınına Baş Kadın Efendi denirdi. Diğerleri de İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci ve sekizinci Kadın Efendi diye anılırlardı. Baş kadın ve diğer Kadın Efendilere özel daireler ve emirlerine cariyeler ve kalfalar verilirdi. Kadın Efendilerden birisi vefat ederse veya Padişah’tan ayrılırsa, yerlerine Padişahın tercih ettiği ikballerden biri, Kızlar Ağasının sunuşuyla Kadın Efendi olurdu. Kadın Efendiye bir berat verilirdi.

Kadın Efendiler zamanla devlet işlerine karışmışlardır. Hürrem, Safiye, Kösem ve Turhan sultanların etkileri bilinmektedir. Kanunî Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra Padişahların ordularının başına geçerek sefere gitmeyişlerinde ve saraya kapanıp kalmalarında Kadın Efendilerin de önemli rolü olmuştur.

*Haseki Kadın; Kız annesi, Padişahın karısı olan dört hanım gözde. Padişah öldüğünde yeniden evlenebilirdi.

*İkbal ya da hasodalık (şanslı kız; padişah gözdesi); Padişahların kadın efendilerden sonra gelen, karı-koca hayatı yaşadıkları, has odalık, peyk veya gözde tabir edilen, ilişkide bulundukları, ancak genellikle çocuk sahibi olamayan veya gebe kalıp ve sonradan çocuk vermeyen cariyelerdir. İkbal çocuk doğurduğunda kadın efendi oluyordu.

*Gözde ya da gedikli; Harem okulunun ayrıcalıklı mezunları

*Cariye; Padişahla aralarında köle-sahip ilişkisi vardı ve kölelerle cinsel ilişkiye girmek Müslümanlığa göre yasak değildi. Bu durumda hesaba göre en çok 4 kadınla evli olmak şartı çiğnenmiyordu.

*Eğitimine yeni başlananlar; sanat eğitimi verilir; şarkı söyleme dans etme gibi. Ayrıca Türkçe, farsça ve din dersleri alırlardı. Çok az bir bölümü mezun olabiliyordu geri kalanlar subaylarla evlenirdi.

*Haremağaları ve kadın hizmetkarlar: Müslümanların köle edilmesi yasak olduğundan hepsi yabancıydı. (Nilüfer Özcan Demir, www.journals.istanbul.edu.tr/iusoskon/article/download)

Görüldüğü üzere bir erkek evlat doğurmak yalnızca hanedanın devamı için değil, kadının geleceği için de yaşamsal önem taşıyordu, çünkü çocuğu padişah olan kadın, Kadın Efendi olarak yaşamaya devam edebiliyordu. Bu erkek evlatlar için de geçerliydi. Padişah olamayan şehzadeler, devlette ikilik yaratmamak için öldürülürdü. Bu bakımdan da Harem’de büyük bir mücadele vardı. Öyle ki, bir dönem harem kadınları devlet yönetiminde söz sahibi olmuşlardır. Son yıllarda meşhur olan Muhteşem Yüzyıl ve Kösem Sultan dizilerinde bu gerçekliği görebilirsiniz.

Ayrıca her padişah değiştiğinde haremdeki kadınlar da değişirdi. Onların sarayda barınmaları veya dışarıda dolaşmaları da mümkün değildi. Bazı dönemlerde bu cariyelerden bazıları ucuna taş bağlanmış bir çuvala konup Sarayburnu’ndan denize atılmıştır.

İşte Hanımefendi’nin okul diye tabir ettiği haremin kabaca tarifini ve özelliklerini verdik. Konu oldukça geniş… Haremde yaşanan trajik olayları, farklı halklardan getirilip devşirilen kadınların dramlarını varın siz düşünün.

Şimdi kendileri Kaç-ak Sarayda oturdukları için hayalini ve özlemini çektikleri bu okulu hayata mı geçirmek istiyorlar?

Tarih kitaplarından öğreniyoruz ki Osmanlı’nın yükselme, duraklama, gerileme ve sona yaklaştığı dönemlerde harem yaşamı daha da görünür olmuştur. Yoksa Osmanlı’nın ilk kuruluş yıllarındaki ilkel komünal özelliklerin olduğu dönemde bu kurum o kadar yaygın değil. Kadının cariye olarak görüldüğü dönem Osmanlı’nın sınıflı topluma sıçramasıyla hız kazanıyor.

Osmanlı devlet ve imparatorluk halini aldıkça Kadıncık Anayı (dolayısıyla Hatununu) kendi eşiti sayan Bektaşi anlayışından kadını köle/cariye gören anlayışa evriliyor.

Emevi İslamının etkisine girilmesiyle birlikte de artık Osmanlı’da kadının köle olarak sarayda kullanılması dini kisveye bürünüyor.

Bütün bunlardan şunu çıkarmak lazım. Evet iddia ettiği bu “okul” kadınları hayata hazırlıyordu. Ama hangi hayata? Hayatta kalabilmeleri için gerekli olan kıstasa yani padişahın gönlünü yapıp, bir erkek şehzade doğurmaya.

Biz kadınlar böyle “bir okul”a gitmeyi reddediyoruz. Bizler erkeğin dört eşinden biri, sayısız cariyesinden biri olmayı; dünyaya kara çarşafların, burkaların dehlizlerinden bakmayı, imam nikâhı ile yaşamayı, beyinlerimizi gerçek olmayan dini bilgilerle doldurmayı, kul hakkını gasp etmeyi, tüyü bitmemiş yetimin malını çalmayı, halklar arasına nifak sokmayı ve küplerimizi doldurmak için dini kullanmayı reddediyoruz. İstemiyoruz. Buna karşı mücadele veriyoruz.

Mücadelemiz de gerçek kardeşliği, hakkaniyeti ve adaleti kuracağımız, sınıfsız, sömürüsüz bir dünyayı kuracağımız ana kadar devam edecektir.

Son söz olarak şunu da belirtelim.

Hanımefendi şu anda Kaç-ak sarayda oturuyorsa bu her defasında AKP’gillerin dil uzattığı Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlanması sayesindedir. Eğer bugün tek eşli ve resmi nikâhı varsa yine bu Cumhuriyet devrimlerinin sayesindedir.

Ama şu da unutulmamalıdır:

Sırça saraylarda oturan gelmiş geçmiş tüm padişahlar, sultanlar ve diktatörler; haremleriyle birlikte, direnenlerin yarattığı sosyal ve siyasal enkazın altında kalmıştır.

GÜN GELECEK DEVRAN DÖNECEK DİRENENLER KAZANACAKTIR!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)