• BIST 89.931
  • Altın 145,423
  • Dolar 3,5968
  • Euro 3,9078
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 15 °C
  • Adana 19 °C
  • Antalya 17 °C

Hocam, bize öğrettiklerinizi bu kadar ucuza mı satacaktınız?

Doğan YURDAKUL

68'lerde öğrencilik yıllarımızda kendisinden çok şey öğrendiğimiz, kitaplarından feyz aldığımız, bu yüzden adını anmaktan "hicap ettiğim" bir hocamızın Hürriyet gazetesinde bir röportajı çıktı. Röportaj sayfaya sığmamıştı, “yetmediyse diye” devamı için Hürriyet'in internet sitesine gönderme yapılıyordu.

Röportajı okudukça gözlerim yerinden uğradı. Hocamız bilimselliği bir kenara bırakmıştı. Hiçbir soruya derinliği olan bir yanıt vermiyordu. Tarih söz konusu olunca tarihsel dedikoduları referans gösteriyordu. Her türlü “popüler” akıma teslim olmuştu. Herhangi bir mahalle kahvesinin bir müdavimiyle röportaj yapsanız ondan alacağınız yanıtları veriyordu.

Okuyucuyu sıkma pahasına bazı uzun alıntılar yapacağım için özür diliyorum. Çünkü, “Röportajın içinden bazı yerleri cımbızla almışsın” suçlamasına karşı önlem alıyorum. Doğrudur, bir yazı kendi bütünlüğü içinde ele alınmalıdır. Ama, öğrencinin de hocasının yanlışlarını bir bütünlük içinde ele alması gerektiğini düşünüyorum.

“UTANMADIM”

En son söz etmem gerekeni en başa almak zorundayım: 

Röportajın ortalarında kendisine soruluyor:

- Bazı çevrelerin sizi ‘Fethullahçı’ ilan etmesinin temel sebebi Abant Platformu’ndaki çalışmalarınız oldu.

Yanıt- Evet, ben 3-5 sene bu Fethullahçıların Abant Platformu’nun eşbaşkanlığını yaptım. Benden önce eski Bakan Mehmet Aydın vardı. Bizim yaptığımız Türkiye sorunları üzerine en geniş bir gruptan temsilcilerle tartışmaktı. Bundan hiçbir zaman utanmadım.

Bu saptamayı başa aldım, çünkü temel bir kez “utanmama” üzerine kurulunca, ondan sonra söyleyeceklerinizin hepsini o temel üstüne oturtabilirsiniz.  

“LAİKÇİ” KİMDİR HOCAM? SİMİTÇİ MİDİR? OTELCİ Mİ?

Geliyoruz hocamızın laiklik kavramını açıklamasına.

Hocamıza CHP’nin nerede yanlış yaptığıyla ilgili bir soru soruluyor.

Yanıtın içinde şu “analiz” var: “Bunun sebeplerini belki erken Cumhuriyet yıllarında aramak lazım. O zaman Türkiye’de halka zorlanan laikçi siyaset öyle bir tepki yaratmış ki onun dalgaları bizi bugünlere taşıdı. Bunun üstesinden gelinemez.”

Şaşırmayın, bu sözcük 80 yaşındaki bir siyaset bilimcinin ağzından çıkıyor: “laikçi!”

Laiklik alınıp satılan bir mal mıdır ki hocam, ona sahip çıkanlar “laikçi” olsunlar?  Siz bize Fransız Devrimini öğrettiniz, şimdi onu bu kadar ucuza mı satacaktınız?

Hocanın bu sözlerine röportajcı da inanamamış olmalı ki, bir daha soruyor:

- Biraz önce şöyle bir ifade kullandınız: ‘Türkiye’de halka zorlanan laikçi siyaset öyle bir tepki yaratmış ki onun dalgaları bizi bugünlere taşıdı. Bunun üstesinden gelinemez’. Bunu AK Parti’nin o tepki üzerinden siyaset yapıp başarılı olmasının önüne geçilemez manasında mı söylüyorsunuz?

Yanıt: Evet, öyle gözüküyor.

Ardından müthiş “derinlikli” bir laiklik tanımı geliyor: “Aslında laiklik kişiye özgü bir nitelik değildir. Toplum ve devlet için var ya da yok denebilir. Kişi ya mümindir ya münkirdir. Laik olmak demek devlette laiklik politikasının uygulanmasını isteme yanlısı olmak demek olabilir. Yoksa ben laikim deyince ben dinsizim manası çıkmaz. Ben dindarım manası da çıkmaz. Hatta belki sahiden mümin olmak laik olmaya da engeldir.”

Bu mudur hocam?

“Olabilir de, olmayabilir de” midir? Bizlere bilimi böyle mi öğretmiştiniz?

Ne diyelim, insan bir kez egemenlere benzemeye başlayınca, Hoca da olsa, onların jargonuna alışıyor.

MARX, DARWİN, KAÇA SATILIYOR HOCAM?

Röportajcı, laiklik konusu üstünden “derinleşmeye” çalışıyor: 

- Siyaset bilimci şapkanızla yanıtlayın lütfen. Böyle bir şeye lüzum var mı peki... Dini inançların siyasal hayatın ana hattında olmasına?

Siyaset bilimci “şapkasıyla” verilen yanıt:

“Valla 19. yüzyılda bütün dünyada bu işin sonu geldi diye düşünülüyordu. Din denen efsaneler ortadan kalkacak, eli kulağında deniyordu. İşte Marx’lar, Darwin’ler falan. Ama 20. yüzyıla gelindiğinde büyük dünya savaşlarının ardından ne olduysa bütün dünyada bir dine sarılma yaşandı. Tabii Türkiye’de de yaşandı.”

Hocam, hangi “şapkanızla” yanıt verecekseniz, verin lütfen, biz 17- 18 yaşlarında Marx’ı, Engels’i sizlerden öğrendik, bize öğrettiklerinizi bu kadar ucuza mı satacaktınız?

ATATÜRK’Ü BU KADAR UCUZA MI SATACAKTINIZ?

O arada ne oluyorsa oluyor, laf birden Atatürk’e geliyor. Konuyla hiç ilgisi yokken röportajcı soruyor:

- Siz Atatürk’ün din konusundaki tavrını nasıl yorumluyorsunuz?

(Ben bu sorunun röportajcı tarafından mı sorulduğuna, yoksa Hoca’nın kendisine sorulmasını istediğinden mi kaynaklandığından emin değilim.)

Yanıt:

“Yabancı gazetecilerle falan konuşurken ‘Ben bütün dinlere karşıyım’ diyor. Dinin bir aldatmaca olduğunu düşünüyor. Arkadaşlarımla bazen tartışıyoruz. Ben onun ate olmayıp, ‘Bir yaradan vardır’a inandığını düşünüyorum. İsimler yanıltıcıdır, dinler yanlış aramalardır ama yine de bir yaradan vardır. Bu agnostiklikten daha öte bir şey, deizm. Atatürk’ün ateist değil, deist olduğunu düşünüyorum.”

“İnsan benim yaşıma gelince birtakım gözlemler yapmadan edemiyor. Mesela ben 40-50 yıl önce devlet büyüklerinin cumaya gitmeleri gibi bir şeyi düşünemezdim. Şimdi neredeyse gitmemek mümkün değil devlet büyükleri için. Böyle toplu iftarlar falan... Askerler bile camilere şehit cenazesi vesilesiyle topluca geliyorlar, topluca bayram namazı kılıyorlar. Bunlar düşünülebilecek şeyler değildi. Yasak mıydı yoksa bunu yapmaya lüzum mu görmüyorlardı?”

Hoca galiba doğru birşeyler söylemeye başladı diyorsunuz değil mi? Hayır! Sözünün sonunu bağlamak istediği başka bir yer var. Onu da az aşağıda söylüyor:

“AKP’nin ve Tayyip Bey’in onunla (Atatürk) karşılaştırılmasına dikkat etmek lazım. Tayyip Bey büyük bir itinayla İsmet Paşa’ya adamakıllı çatıyor ama Gazi Mustafa Kemal’e hiçbir zaman karşı çıkmaya yanaşmıyor. Atatürk dememeye de özen gösteriyor, Osmanlı’daki kodlarla konuşuyor… Hâlâ orada bir ağırlık olduğunu hissediyor, bence doğru olarak. Çünkü buraya dokulunca, ‘Gazilik falan laftır, o din düşmanı bir adamdır’ falan demesi lazım ki bu kabul edilebilecek bir şey değil. Türkiye’nin genel psikolojisinde kaldırılabilecek bir şey değil."

Hocam bir açıklasan da anlasak, takiyyenin adı ne zamandan beri “ağırlığını hissetmek” oldu? Hele şükür, Gazi Mustafa Kemal diyebilmişsin, onu da mı bu kadar ucuza satacaktın?

Bitiriyorum.

Hocam AKP için “daha 16 yıl iktidarda kalır” demişsiniz.

Bu söz, zaten, devrime olan bütün inancın yitirilip, “kaderciliğe” yelken açıldığının en açık ifadesidir.

Bir arkadaşımız, Hoca için “onun paltosunun altından çok siyasal tarihçi çıktı” demiş.

Şu paltonun altından çıkanları da o kadar ucuza satsan da biraz rahatlasak be Hocam!  

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.