• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 34 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 30 °C

Hovardalık yolunda yediğim darbeden Suriyeliler kurtardı

Hovardalık yolunda yediğim darbeden Suriyeliler kurtardı
İki yalnız erkeğin hovardalık macerası nasıl bitti?

SAMİ GÜNAL

Evvelsi gün bir arkadaşım telefon açtı,

-Ne yapıyorsun, dedi.

-Cunda Ada’sına gideceğim, hazırlık yapıyorum.

-Gitme! Pazartesiye, salıya gidersin.

-Neden?

-Tekirdağ’a gideceğiz.

-Hayırdır, köfte yemeye mi gideceğiz?

-Hayır, telefonun son iki numarasını almaya gideceğiz.

-Aslanım, ne numarası, böyle saçmalık mı olur, son iki numarayı göle mi düşürdün?

-Ha işte gölün kenarındaki ilçeye gideceğiz.

-Hangi ilçe?

-Esenyurt.

-Bu senin bildiğin Esenyurt, Tekirdağ’ın ilçesi mi oluyor yani?

-Heee!

-Yok, ben gitmem! Eğer, İstanbul’un ilçesi olduğunu bilseydin giderdim.

-Neee, Esenyurt, İstanbul sınırlarında mı? Google haritasına baktım, Tekirdağ’a daha yakındı. Bak işte, zaten seni adres konusunda yardımcı olursun diye götürüyorum. Gelirsen bir ufak ödül de sana var.

-Ne tür bir ödül bu Çino’m?

-Olum, tamamlayacağım telefon numarasının sahibi bir kadın doktor. Beraberinde çalıştığı, tam sana göre kızıl saçlı, yeşil gözlü, hafiften balık bir hemşire illaki vardır.

-Aslanım, her zamanki gibi laf fukaralığı yapmadan şu hovardalık pazılını bir tamamla bakim!

-Yok,boşu boşuna bana telefonda çene yaptırtma. Cunda’ya de gidersin, yerinde kaçmıyor; benimle geleceksen buluştuğumuzda anlatırım. Hem arkadaş arkadaşın hovardalık yolunda çiğ tavuk yiyeni değil miydi?

-Amanın, yıkılsın Cunda! İşin ucunda hemşire var. İki gün geç gideyim!

Hovardalık ateşiyle cumartesiden, pazartesiyi iple zor çekip yola koyulduk. Hakikaten Esenyurt diye Tekirdağ’a mı geldik ne? Git git bitmiyor. Yedi araç değiştirdik. İstanbul’un en uç Trakya sınırı. Yol uzun. Hadi anlat şu hikâyeyi de pazılı tamamlayalım, dedim.

-Ben İzmir’deyken Bornova Büyük Park’ın içinde bir gazino vardı. Her akşam aktar dönder, “Masa üstünde şamdan / Gene kaldın akşamdan” diye bir baygın müzik parçasını çalıp duruyorlardı. Tiryakilik yarattı her gece ordayım. Eksiksiz her akşam da yan tarafımdaki aynı masaya bir güzel kadın gelip oturuyordu. Tanışmıyorduk ama alışkanlık yarattı. Birimizin birazcık gecikmesi olsa huzursuzlukla yola bakmaya başlamıştık. Zamanla selamlaşmaya, derken konuşmaya başladık.

O doktormuş. Bense bir dergide,ölmüş eşek fiyatına editörlük üstlenip, geceleri de öylesine avarelik yapıyordum. Muhabbetimiz artık ileri safhada ama birbirimizden telefon almayı akıl dahi edemedik. Daha doğrusu fırsat olmadı. O yoğun çalışan bir doktor, bense yazıları okumaktan öğle yemeğini dahi unutan bir editör… İkimizin de iş arasında konuşma lüksü yok ki telefon ihtiyacımız akla düşsün.

Gel zaman, ölmüş eşeği diriltmek üzere İstanbul’da büyük bir günlük gazetenin haftalık dergi editörlüğüne geçtim. Ekmek uğruna sevgilimden ayrı düşeceğim. Çok alıştırdım razı olmayacak, söylemeden ansızın ayrılacağım. Biliyorum ki bana göre, parktaki son gecemizde telefonunu istedim. Demesin mi ki,

-Bunca zamandır telefonumu merak etmeyen adamı cezalandıracağım. Al sana numara, dedi.

Heyhat! Baktım, hakikatten ceza. Son iki numara yok.

-E bu eksik, dedim.

-İşte cezalandıracağım dedim ya, son iki numarayı bulduğun zaman ilişkimiz telefon aşamasına erişecek, fena mı ilgili adam!

Nerden bilsindi ki ansızın göç edeceğimi ve her gece alıştığı bu adamı bir daha göremeyeceğini!

İçimden, öyle mi, hadi kim kime erişemeyecek görürsün, deyip yine rutine binmiş gece vedamızı yaptık. Yanak yanağı bırakıp birden şefkatli bir sarılma yaptım. İşkilli bir şekilde 'hayrola' dedi. Hüznümü görmesin diye hızla yanından ayrıldım.

İstanbul’da vaktim de bol. Bolluk yüreğimi daraltıyor. Zaman boşluğunda onu düşünür oldum.O gündür, bugündür o son iki numaranın peşindeydim.

-E, buldun mu?

-Dün, gazetede bir haber! “Yürek sıkışmasına ferahlık” çaresini bir kadın doktorumuz buldu. Heyecanla okudum ki a! Esenyurt bilmem ne özel hastanesinde Uzman Dr. Leyla… Evet evet! Bu benim bıraktığım Leyla’m.

-Şimdi pazılı tamamladın mı aşk hedercisi Sami Efendi?

-E adresini tespit ettin, tamam da kadını yüz üstü bıraktın, kendini nasıl affettireceksin?

-Olum, direk ben geldim, deyip boynuma sarıltamam, espritüel yaklaşacağım. Zekice bir espri planladım, atmosfer yumuşayacaktır. Karşılık verirse yola devam demektir.

-Eee! Esprin neymiş? Sakın, “Bende de ferahlatılacak mangal gibi bir yürek var.” demeyesin. Sonra yüreğine darboğaz bir kelepçe takar ha!

Yine her zamanki filozofik edasını takınmak için gözlerini kısıp, kafayı da hafifçe yukarı kaldırarak yüzüme alaycı alaycı bakıp,

-Sen ne anlarsın, anlasan şimdi elinde hiç yoktan birisi olurdu. Bu hemşireyi de mundar edeceğinden kuşkum yok.

-Aman Aslanım, ne tür saçmalık yaparsan yap, şu hemşireye ulaşana kadar razıyım. Hadi ne diyeceğini söyle.

-Direk karşısına çıkacağım, o şaşıracak, sendeleyecek... Sadece son iki numarayı almaya geldim, deyip susacağım. Ayrıca bir sürprizim daha var. 

?..

Kaplumbağa misali sırt çantasız gezemeyen bir adamdır bu Çino. Çantasını hızla açtı, içinde yedi yüz elli gramlık bir kavanoz reçel çıkartmasın mı?

-Bu ne Çino! Oldu olacak bunun çökeleği nerede? Romantizmde açtığın bu yeni çığır beni hadım edecek, hey allam ya!

-Hadi oradan beceriksiz nane, nezaketsiz ve jestsiz romantizm mi olurmuş? Sıradan bir reçel sunumu olsa hakikaten çok kıroca olurdu, kendimi o pozisyona düşürür müyüm hiç? Bu, anca dağların doruklarında bulunan bir yaban meyvesinden yapılma ve tam organik…

-?..!..

Neyse, vardık varacağımız yere. Bu arada biz, yola çıkmazdan önce hastane santralini Dr. Leyla’nın hastası gibi aramıştık, mesai saatini de öğrenmiş olduk. Kırk beş dakika kadar evvel yetiştik. İkimizde de bir telaş ve heyecan var. Hastane önünde bir aşağı bir yukarı volta atıyoruz.

Komplekse kapıldım. Kendi kendime hey beceriksiz, şu Çino’nun hovardalık taktiklerine ve centilmenliğine bak! Senin neren eksik biraz feyz al, alamazsan da taklit yeteneğin de mi yok, dedim.

Hemen kendimi biçimledim. Önce şu kirli sakalı bir sinekkaydı yaptırtmalı, sonra da bir çiçek almalı deyip, karşıdaki çiçekçiden bir demet beyaz papatyayı sardırdım. Şimdi sıra berbere geldi.

Etrafa bakındık, karşıda salonu kocaman olan, lüks görünümlü bir berbere hızla daldık. Oh, içerisinin konforu da yüksek, klima püfür püfür… Fakat o da ne? İçeride bir tek Türkçe konuşan yok. Yedi koltuklu berber ve aşağı yukarı çırak, patron… On iki personel. Bunların Suriyeli olduklarını anladım. Ustalıkları konusunda tabii önyargılıyım. Kendimi tekrar dışarı atsam mı derken, içlerinden birisi Türkçe, “Buyur abi!” sürprizi yaptı.

-Oh be! Çöldeki vaha gibisin. Buldum seni, sen tıraş et beni.

Klasik, berbere teslimiyet muhabbetine başladık. Urfalıymış. Askerde yeni gelmiş. Elini tekrar yavaş yavaş mesleğe alıştıracakmış. Bu arada buluşma saatimiz yaklaştıkça benim heyecan ve telaşım artıyor. Ne de olsa işin ucunda av var. Heyecanım berberimize de geçti, elini hafiften titrer gibi hissediyorum.

Muhabbet eşliğinde sabunlama faslından tıraşlama safhasına geçtik. Birazcık sert sürtünme gibi bir durum var ama olsun, diyorum… Haart diye jileti şakak kemiğim üzerine oturtmasın mı!.. Yanak, çene, boğaz altım… Derken en sonunda dudağımda inceden bir sızı hissetmeyeyim mi! Off, bittim anam!

-Arkadaş! Emin misin usta olduğuna? Lütfen çekilir misin?

Dedikten sonra önyargılı yaklaştığım Suriyelinin gözlerine bakmaya başladım. O da zaten benim yüzüme jiletin her oturuşunda havaya hoplayışımı seyredermiş. Aynı dili bilmesek de benim pamuk tarlasına dönmüş suratım her şeyi anlatıyordu ve imdadıma yetişti.

Şimdi o işkenceden sonra bu Suriyelinin maharetini ve el yumuşaklığını anlatmaya kalkışsam bu sayfa yetmez. Ahdettim, Tekirdağ kadar uzaktan da olsa o Suriyeli ustaya tekrar gideceğim bir kereliğine. Hayatımı, daha doğrusu suratımı kurtardı ya. Bir minnet seferini hak etti Suriyeli usta.

Berber salonundan çıktık ama elimdeki beyaz papatyayla suratım uyum içinde. Sanki gezinti halindeki bir pamuk tarlası gibiyim. Her halde anlaşılmıştır, benim hovardalık katına çıkamayıp da cildiye servisine yattığım. Yatmasam da müstakbel sevgilimin karşısına çıkmayacağım şaftı parçalanmış bu suratla! Ona 'hu huu, talibiniz Pamuk Dede geldi' mi, diyeceğim? Arkadaşım Çino başımda bana küfür edip duruyor.

-Seni gidi bostan tarlasının ağası, senin hangi işinin sonunu gördük ki? Umurumda değil, senin suratının ortasına oturayım! Buraya geliş amacım acil servise girmek değildi, her şeyi sarı pancar salçası ettin, sıvadın!

-Bırak beni, sen amacına doğru yol al, dedim.

O, yukarı katta karşılaşmadayken benim sarıklar içinde tedavim bitti ve aşağı giriş kapısı önünde bunu bekliyorum. Yolda gelip geçenler benim suratımı yadırgamıyor. Nasıl olsa hastane önüdür. Hastane içinde olur böyle vakıalar der gibi yüz ekşiterek önümden sıra sıra geçiyorlar.

Uzun sürmedi, bizim romantik hasta elektro şoktan çıkar gibi yanıma boynu bükük döndü.

-N’oldu Çino?

-Valla aradan yıllar geçmiş yekten beni tanıyamadı. Hasta zannedip, sizin neyiniz var, diye sordu. Ben de bişeyim yok, eksik olan son iki rakamı almaya gelmiştim… Ama onunda bir önemi kalmadı. Şimdi de ben, telefon numaranızın öndeki diğer rakamları unuttum, deyip çıktım.

İkimizin de durumu perişan!..

Sırtta organik yaban meyvesi reçeli, elde papatya demeti, suratta pamuk sergeni…

Etraf muhafazakâr bir atmosfer görüntüsü içinde ama bizim erkek erkeğe bir atraksiyona ihtiyacımız var.

O, bana, reçeli sundu; ben, ona bir demet papatyayı.

Yolda geçen bir çember sakallı,

-Tüüh Allah belanızı versin sizin! Kıyamet, işte bu tutiler* yüzünden koparsa kopacak.

Darbesiz yeni hovardalık maceralarında görüşmek üzere…

*Tuti: Kadın ismi-Papağan türünden bir kuş-Konuşmayı seven

Etiketler:
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)