• BIST 99.639
  • Altın 141,393
  • Dolar 3,5032
  • Euro 3,9191
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 29 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 28 °C

İç ve Dış Örgütlenme Açısından HAYIR

Deniz YILDIRIM

Üç hafta önceki yazıda iktidar bloğunda oluşan çatallanmaları ele almıştık. Bir bakıma Evet cephesinin sandıkta kendisini sayısal olarak test etmesinden önce siyasal olarak karşı karşıya olduğu ilk sonuçların dökümüydü.

Bugün Hayır cephesine de bakalım. Artık son bir aylık sürenin içindeyiz. Değerlendirme için şartlar mümkün.

Fakat önce geride kalan haftalarda Evet cephesi açısından bir değişiklik var mı? Bunu değerlendirelim.

Son haftanın gündemine bakmak yeterli. İç cephede koalisyonun referandumla dağılması ya da iç cepheyi oluşturan siyasetlerle tabanları arasındaki yarılma riski; iktidarı yeni arayışlara yöneltti.

Her dönem bir “iç düşman” yaratarak kazanmaya alışmış iktidar, bu kez bu “iç düşman” stratejisinin tutmadığının farkında. Öyleyse yapılacak olan belli: “dış düşman” yaratmak.

Tabanda kime karşı husumet yaratsın?

Mesela Suriye’de atılan her adımda sınır çizgisini belirleme yetkisini elinde tutan Rusya’ya karşı mı?

Mesela İsrail’e mi?

Mesela 6 müslüman ülkenin vatandaşlarının ülkeye girişini engelleyen vize düzenlemesinde ısrar eden; Halep’te cami vuran ABD’ye mi?

Hayır; hiçbiri değil. Yapamazlar, o yüzden konu başka.

Almanya, Hollanda, Avusturya. Aşırı sağın, ırkçılığın, İslam karşıtlığının yükseldiği yerleri seçim gündemleriyle etkilemek; gerilimi buraya taşımak; oy devşirmek. Bütün arayış bu.

Batı’da İslam’a toptan bir inanç olarak karşı çıkmanın siyaset haline gelmeye başlamasıyla İslam’ın bizzat kendisinin siyasallaştırılmasına dayalı tutumlar birbirini bütünlüyor. Siyasal İslam ile İslamofobi bugün birbirinin gündemlerini tamamlayan ikiz kardeşler statüsünde.

Diğer yandan sadece sandık da değil mesele.

16 Nisan’da “bu ülke Körfez sermayesiyle ayakta kalmaya çalışan, içeride ne var ne yoksa ipotek altına aldırıp borçlanan bir Ortadoğu diktatörlüğü olsun mu olmasın mı?” sorusuna yanıt vereceğiz. Bu nedenle Avrupa’ya dönük tutum sadece referandum stratejisi değil; aynı zamanda “Batı” ve “Batı’nın temsil ettiği söylenen değerler” üstünden bir başka hesaplaşmanın yansıması. Konu, referandum sonrasına da hazırlık.

Ortadoğululaşma gündemini, “Batı da çok farklı değil” algısının yerleştirilmesi bütünlüyor. Bu nedenle tabanda Batı-Avrupa karşıtlığının kışkırtılması, daha ileri bir bilince değil, daha geriye götürmeye dayalı bir bilince yaslanıyor. Emperyalizm, faşizm ya da ırkçılık karşıtlığı değil buradaki, Ortaçağlaşma ve Ortadoğululaşma gündemine dayanak olacak bir düşman “Batı imgesi” kuruluyor.

Ara toparlama yapalım öyleyse. Evet cephesi ne diyor?

Şöyle özetleyebiliriz artık:

“Eyyy Hollanda”,

“Bu anamuhalefet lideri denilen zat var ya”,

“Rotterdam oradaysa Bayburt burada”

“Hayır terördür terör”,

“Bunlar yol yapılsın istemiyor”.

Bu kadar. Anlatmamaya dayalı. İtiraf ettikleri tek gerçek; sundukları tek çözüm var. “Anlatmaya gerek yok” diyorlar özetle; tek adam vurgusunu kabul ediyorlar; “bütün gücü tek elde topluyoruz” diyorlar yine açık açık. Öyleyse “diktatörlük” vurgusundan kaçındıkları yok. Neden?

Nedeni belli. Daha önce de yazmıştık. Türkiye ilk kez bir seçime tüm tarafların üzerinde uzlaştığı bir gerçekle giriyor. O da “ülkenin kötüye gittiği” saptaması.

Evet cephesi bunu kabul ediyor ve bir çıkış reçetesi sunuyor: Diktatörlük.

Bu nedenle bunu gizlemeye değil, aksine görünür kılmaya çalıştıkları ya da bu suçlamayı boşa düşürmek gibi bir dertlerinin olmadığı aşikar. Yarı çaresizlik, tezsizlik; yarı kabullenme diyelim.

Buna karşın yerel teşkilatların bu projeyi ne kadar benimsediği, tabanlarında ne kadar heyecan yarattığı tartışmalı.

Sadece dün Ordu’da kıyıdan Sivas sınırına kadar yüksekteki 4 ayrı ilçeyi ziyaret etme şansı buldum. Tek bir referandum gündemi görmedim. Taşraya bu referandum ulaşmadı.

Ulaşmamasının bir nedeni de belli. Halkın yapay değil, gerçek krizleri var.

Bu gündemle kendi gündemi arasında örtüşme yok.

Mutfakta kriz var. Tarlada kriz var. İşsizlik almış yürümüş. Gençler ilçelerini terk edip İstanbul’a, inşaatta işçiliğe gitmiş.

Halkın sorunlarıyla iktidarın öncelikleri arasındaki mesafenin ilk kez bu kadar açıldığı bir dönem görüyoruz.

Ya diktatörlük? Yani “kötüye gidiş”e çare diye sunulması bu değişikliğin?

İnandırıcı değil. Evet, kırsal kesimde ve taşrada yine Evet oyları daha yüksek çıkacak. Bu tartışmasız. Fakat burada asıl belirleyici AKP seçmeninin ne kadarının bu projeyi heyecanla sahiplenerek sandığa gideceği olacak. Yani kırsalda Hayır kadar, AKP’li olup da sandığa gitmemeyi tercih edenler etkili olacak. Gözlemim bu.

Hayır’da Durum

Peki Hayır tutumunda durum nedir?

Hayır şimdiden Saray karşısında geniş bir halk hareketi karakteri kazandı. İçinde en geniş siyasal çeşitlilik, halk girişimleri ve sivil toplum var. Her kesimden, her anlayıştan yurttaş var. Evet’in tersine.

Bu çeşitlilik aynı zamanda sorumlulukla hareket ediyor. İç cepheyi zaafa uğratacak söylemlerden, karşılıklı saldırı ve sataşmalardan uzak duruyor. Hayır’da birleşmenin huzurlu, özgüvenli tutumu aynı zamanda Hayır’dan sonraki günler için de umut veriyor.

Diğer yandan Hayır’ın kamu kaynağı yok, televizyonlarda yer bulamıyor. Gittiği yerlerde etkinlikleri engelleniyor. Dolayısıyla Hayır imkanlar bakımından da tam anlamıyla bir Halk hareketi niteliği kazandı. İmeceyle, dayanışmayla, sınırlı imkanları birleştirerek.

Fakat bir başka sadeleştirme daha yapmamız gerekiyor. Olumlu yanlar kadar eksik yanlara da vurgu yapabilmek için.

İki başlıkta toplayalım: Hayır’ın iç örgütlenmesi ve Hayır’ın dış örgütlenmesi. Her ikisi de ayrı önem taşıyor.

Hayır’ın iç örgütlenmesi; Hayır diyenlerin belirli bir asgari program ve politik hat etrafında adım adım birleştirilmesini, bir karşı iktidar seçeneğinin bugünden oluşturulmasını hedeflemeli. Israrla yazdığım “kurucu meclis gibi örgütlenme” ve “halkçı-demokratik strateji” bu çerçevede anlam kazanıyor. Burada strateji ve kurucu siyasetin görünürleştirilmesi gerekiyor. Gramsci’nin “ulusal-halksal proje” dediği olgu buraya denk düşüyor. Bir tutumun kendisini ulusal olarak örgütlemesi hedefi; kendi kısmiliğini aşma stratejisi ve projesi. Mümkündür, ama yoktur.

Oysa Hayır’ın iç örgütlenmesi, Hayır’ın Türkiye’yi birleştirdiğini göstermeli; Hayır kendisini örgütlerken Türkiye’yi yeniden örgütlemeli. “Başka bir siyaset ve çıkış mümkündür” için referandumun zıtlık minderini kendisi kurabilmeli. İktidar bloğundaki iç çatlaklar ve iktidar bloğu ile halkın öncelikleri arasındaki mesafenin açılması olasılığı, buradan yeni bir Halkçılık stratejisiyle çıkmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Bu ise anlık taktik savrulmalarla değil, sağlam bir stratejik hat ile olur. Şimdilik ilerici siyasetler açısından ana zaaf budur, eksiklik budur. Bizden kaynaklı, bizim kanatta böyle bir makro alternatif-program-siyaset-stratejinin görünürleştirilmemesi, Evet cephesinin hala en büyük avantajıdır.

Hayır’ın iç örgütlenmesinin yapılmaması, Hayır kazansa bile tıpkı 7 Haziran sonrasında olduğu gibi, örgütlü kuvvetin (Saray rejimi) zora dayanarak yeniden inisiyatifi ele geçirmesi sonucunu doğurabilir.

Bu aşamada Hayır’ın iç örgütlenmesinde en büyük hatalardan birisi de; siyasetlerin Hayır’ı büyütmek yerine zaten Hayır diyecek kesimler içinde kendilerini örgütleme yarışına girmeleri, önceliklerini buna göre belirlemeleri olur. Partinin il-ilçe başkanlığını ziyarete, aynı çevreden gelen insanlara panel-konferansa ya da emekçi, yoksul mahallelerin dışında kalan bölgelerde yürütülecek görünürlük çalışmalarına sıkışmak: Hayır’ın iç örgütlenmesi dediğimiz olguda anlaşılması gereken en son şey bunlar olmalıdır.

Hayır’ın Dış Örgütlenmesi

Bir de Hayır’ın dış örgütlenmesi var. Burada iç örgütlenmede belirlenen stratejiye göre dışa doğru genişleme siyaseti izlenir. Fakat şu anda iç örgütlenmede strateji belirsizdir. Dışa doğru genişleme tam da bu nedenle Evet diyecek ya da kararsız olan seçmene ancak onların ideolojik-siyasal duyarlılıklarıyla, diliyle hitap etme gibi bir tutumu beraberinde getiriyor. Kendisini başka bir ülke, başka bir yönetim, başka bir çıkış, gerçek bir huzur ve halkın asıl kurtuluşu gibi gösterecek bir süreç olarak referandum kampanyasını örgütleyecek stratejiden yoksunluk; kendisini anlatmak yerine; kendisi olmayarak anlatmak yolunu seçiyor. Kazandırsaydı, Ekmel Bey şu anda Cumhurbaşkanı’ydı.

Hayır’ın dış örgütlenmesi kuşkusuz ki zor. Fakat bu zorluklar bizden değil; karşı tarafın sahip olduğu imkanlardan kaynaklanıyor. Devlet gücü, maddi güç, zor gücü. Bu sayede dışa doğru genişletici örgütlenme sınırlı kalıyor. Bizden kaynaklı zaaflar ise; geniş halk seferberliği, gönüllü etkinliği olarak Hayır kampanyasının geleneksel dil ve kalıpların dışına çıkmakta zorlanması; semboller ve kelimeler üstünden kendisini yeniden üretmesi, birebir öğrenmek ve anlatmak ilişkisinden çok, karşımızdaki vatandaşı pasif bir alıcı gibi görmek şeklinde özetlenebilir. Sürüyor.

Oysa bugün “Halk İçin, Halk İçinde” bir tutumla halkı yeniden dinleme, öğrenme, iktidar bloğu ile halkın öncelikleri arasındaki kopukluklardan yararlanarak yeni bir dil, strateji ve siyaset geliştirmek için şartlar hiç olmadığı kadar uygun. Uzun süre sonra her kesimden yurttaşın “kendisi gibi olmayan”ı dinleme, anlama, öğrenme açlığı içinde olduğunu görüyorum. Bu bir arayıştır. Aradığı ise hep duydukları değildir. Ne iktidarın diliyle, ne de bizden hep duyduğu dille konuşmak çare değildir.

Kalan bir ayda ne yapmalı?

Hayır’ın iç politik örgütlenmesi, alternatif bir makro stratejinin görünürleştirilmesi şart. Karşı tarafın kötü gidişe karşı önerdiği iyi kötü bir çaresi var: dikta.

Biz ise şu anda birçok kriz alanı yaşanırken (ekonomi, dış politika, iç politika) bu krizlerden çıkış için bir yol öneren ve HAYIR’ı bu çerçevede de örgütleyen değil; daha ziyade sadece karşıtlık zemininde kalarak, krizli alanlarda “mevcudu savunan” konumundayız.

Hayır kaybederse bu yüzden kaybedecek.

Hayır kazanır da sonrasında yeniden inisiyatifi yitirirse bu yüzden olacak.

Not: Merak edenler “Nasıl Kaybederiz?” başlıklı yazıma tekrar bakabilir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)