• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 10 °C
  • Adana 20 °C
  • Antalya 13 °C

İdeolojinin yüce rehberi

'Mutsuz kalabalıkların intikamını alma vakti geliyor'

Çağdaş Gökbel
Sıradan insanların çokta enteresan olmayan hikayelerini hep gözden kaçırırız. Kişisel ihtiyaçlarımız doğrultusunda bize hep uzak olanı arzularız. İmkansız nesne ya da psikanalist bilimdeki adı ile küçük öteki (Objet petit a): Aslında gerçekte var olmayan bir fantezi nesnesi ya da ulaşılmak hiç istenmeyen ama sürekli ulaşılmak istenen şey. Yaşadığımız sorunların nedenlerini bilimsel olarak tahlil edebilmek için pek çok disiplinle girift ilişkiler kurmak zorundayız.

İktisat, İletişim veya Psikanalist disiplin toplumu anlamlandırma çabamızda belki de bu üçlü sacayağını es geçtiğimiz için bugün derin bir çıkmazdayız. Çıkmak istediğimiz ise kanımca şüpheli bir durum. Türkiye de iktidara muhalif görünen hareketler bunun açık birer örneği durumundadır. İdeoloji ile donanmış bir güce karşı, ideolojisizliği savunmak olarak özetlenebilir bu durum. Genel olarak bir hatanın içerisinde olduğumuzu kabul etmek zorundayız. İktidarı bir kenara bırakırsak, iktidarın karşısında konumlanan güçlerin birer karikatür olduğunu görmekte zorlanmamalıyız.

Neden zorlanmamalıyız; iç savaş durumunu yaşayan bir ülkenin medya marifeti ile memleketin bir yerinde yaşanan olaylara kayıtsız kalması çok normal. Çünkü bireylere kendi siyasi ideolojisini aktarmakla yükümlü sözde muhalif taraf işini yapmıyor. Yıllardır muhalefette olan partilerin herhangi bir ideolojilerinin olmadığını görmeliyiz. Bugün Türkiye’de muhalefet için iktidar bir fantezi nesnesi halini almış durumdadır. İktidar olmayı istiyoruz, ama aslında iktidar olmak istemiyoruz. Kişisel olarak Mecliste temsili bulunan tüm bu yapıların ülkeye çözüm getirmeyeceğine inanıyorum. Çevremdeki insanlara biraz olsun dikkatle baktığımda ise tümünün yoksunluk krizinde olduğunu görüyorum. Mutluluğa, cinselliğe, paylaşıma, adalete ve pek çok şeye duyulan bir yoksunluk hali içerisindeyiz toplum olarak. Gezi olaylarında siyaseti istemedik, başkansız, bayraksız eğlenceli bir ortamı talep ettik hep birlikte.

Neticede olaylara katılan geniş bir kesim çekildiğinde, geriye mevziiyi korumaya çalışan bir grup Don Kişot kaldı. Geriye çekilenlere, evlerine koşan insanlara kızmamak gerekir. Binlerce parçaya bölünmüş, bireylere ideolojiyi taşıması gereken güçlerin bayrağı, pankartı sorun edip ideolojiden kaçındığı bir yığın deneyi yaşadık. Bu olayların akabinde bir grup sanatçı tarafından kurulan ideolojisiz gezi partisinin artık adını dahi anmıyoruz.

BATI YAKASINDA HERŞEY YOLUNDA

Bugün ülkenin batısında yaşayan ve ruhu tüketim ideolojisinin esiri olmuş bireylerin kısacası; depolitize olmuş geniş bir kesimin acısını yaşıyoruz hep birlikte. Doğu’da yaşanan olayların aklı başında bir insanın bile çözmesi zorken, diğerlerinin acıyla empati kurmasını beklemek ve suçlayıcı olmak mızıkçılık yapmaktır. Bireylerin bilinç dünyasını kontrol eden bir yapıyla karşı karşıya iken bunun gerçekçi bir yorumunu yapmaktan halen daha çok uzağız.

İnsanlar elindekini kaybetmek istemiyor ve hatta daha fazlasını elde etmenin türlü yollarını arıyor. Toplumun vicdani konulardaki hassasiyeti çökmüş durumda.

Müzikli bir hikayeye benzetiyorum bireyin hezeyanlarını. Müzik kutusuna mahkum edilmiş milyonların arasında yürüyoruz. Son çıkan akıllı telefonu almak; yıllardır görülmeyen bir dostla kavuşmak kadar mutluluk veriyor. Dozu böylesine yüksek bir mutluluğun etkisi de sınırlı oluyor.

Tüketim ideolojisinin sihiri bu doyumsuzluk. Sevgililer ve çabuk değiştirilen katlanılmayan katlanma zorunluluğu taşımadığınız aşklar birer metadır artık gözünüzde. Ülkenin bir yerinde bombalar düşerken siz çekilir televizyonun başına ya da bir bar taburesinde oturup yudumlarken içkinizi vicdanen en ufak rahatsızlık hissetmezsiniz.

Nasıl ki bu kış soğuğunda yanınızdan titreyerek geçen çocuğa karşı sorumluluk hissetmiyorsanız kilometrelerce ötede patlayan bombalar sizi asla etkilemeyecektir. Bilmem ne dizisindeki son model arabalara ve lüks evlere öykünüp fantezi dünyanızı oradaki güzel kadınlarla ya da yakışıklı erkeklerle oyalarken bombalar mahallenize kadar düşmedikçe ayılamayacaksınız.

Sınıfsal bir çatışmadır yoksunluk, kısacası maddi temellidir. Mutluluğu parayla yakalarsınız. Tıpkı parayla satın aldığınız diğer şeyler gibi. Öyle sandığımız kadar basit kurallarla işlemiyor oyun. Kültür metalaşır, bedenler metalaşır ve yüce aşk alınır satılır bir nesneye indirgenirken katı olan her şey buharlaşır.

Güçlüler kazanırken, zayıflar çarkın dişlilerinde inlemeye devam edecektir. Henüz daha kötüsünü görmedik. Şimdi en kötüsüne hazırlanmanın zamanıdır. Mutsuz kalabalıkların intikamını alma vakti geliyor. İdeolojinin girmediği bireyleri ayıltamadığı karanlık sokakları tecavüzcüler ve katiller doldurmaya devam edecek.

Bizler kim bilir kaç kez daha toplum namına idamlar isteyip rüyalarımızda adaleti sağlayacağız.

Dizilerdeki vasat senaryoları gerçek hayatlarımıza uygulamaya devam edeceğiz.

Dev bir sevgi karşıtı kadın lejyonuyla karşı karşıyayız. Daha çok çocuk ve daha çok kadın ölmeye devam edecek. Görevini yapmakla yükümlü bir yığın siyasi muhalifte toplumun ideolojiden korktuğunu bahane edip, birilerine başsağlığı dileyerek asla yaranamayacağı kaba ideolojilerin önünde çaresizlikten secde etmeye devam edecek.

Sınıfsal eşitliği; sadece ekmeği değil sevginin ya da cinselliğinde eşit bölüşümünü savunan yüce ideolojinin rehberliğini kaybettiğimizden beri ölmeye ve öldürmeye devam edeceğiz.

Bknz: İdeolojinin Yüce Nesnesi (Slavoj Zizek- Metis Yayınları)

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
    • 123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)