• BIST 110.248
  • Altın 155,510
  • Dolar 3,8333
  • Euro 4,5307
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 18 °C

İkinci 'Yetmez Ama Evet' vakası

İkinci 'Yetmez Ama Evet' vakası
Cemaat kalemşörlerinin, ‘Erdoğan’ın Ergenekon’a teslim olduğu ve derin devletin esiri haline geldiği’ne dair ibareleri söz konusu. Bu algının 2.bir ‘Yetmez Ama Evet’ten öte bir düşünce olmadığı kanaatindeyim.

Çağlar Ezikoğlu
Akademisyenlerin barış çağrısına ilişkin geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım yazımda[1], başta ‘Yetmez Ama Evet’çi liberal zevat ve Gülen Cemaati mensupları tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştı. Yazının temelinde bildiriye imza atan isimlerin, AKP’nin otoriterleşmesindeki katkıları ile birlikte, bu bildiriye karşı acımasızca saldıran Erdoğan ve AKP hükümetinin saldırılarından mağduriyet nemalanmaya kalkan Cemaat’e yönelik eleştiriler vardı. Öte yandan ise bildirinin içeriği ile birlikte, aylardır bu zevat tarafından dillendirilen bir algı daha var: O da şiddetin kaynağı olarak iki aktörü göstermek, ‘devlet ve hükümet’. Bu algının devamında ise, özellikle Cemaat kalemşörlerinin, ‘Erdoğan’ın Ergenekon’a teslim olduğu ve derin devletin esiri haline geldiği’ne dair ibareleri söz konusu. Bu algının 2.bir ‘Yetmez Ama Evet’ten öte bir düşünce olmadığı kanaatindeyim. Ama esas tehlike, bu süreçten bir şekilde çıkıldıktan sonra, AKP iktidarının ‘bizi derin devletçiler de kandırdı’ diyerek işin içinden sıyrılma imkanının yine bu kullanışlı liberaller tarafından bahşediliyor oluşudur.

Devlet=Erdoğan

Devlet kuramlarına ilişkin burada sayfalarca teorik bilgiler verebilirim ama Türkiye örneği için bu kadar uzun uzadıya felsefi bir açıklama düzlemine girmenin gerekli olduğunu düşünmüyorum. Özellikle AKP’nin 2007’den sonraki serüvenin adım adım ‘tek adam’ rejimine gidişi süresince, devlet-iktidar bütünleşmesindeki o çizgiyi tamamen sıfırladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda 2016 yılında hala AKP’nin dışında iktidar alanını düzenleyebilecek herhangi bir gücün olduğuna inanmak en basit ifadeyle ya büyük bir saflıktır ya da algı manipülasyonu çabasıdır.

Akademisyenlerin bildirisindeki ‘devlet’ şiddeti vurgusu üzerinden, sanki Erdoğan dışında 90’lı yılların devlet algısının harekete geçtiğini ima etmek kamuoyunu yanıltmaktan başka bir şeye hizmet etmiyor. Birçok liberal, faşizmin üçlü sacayağından bahsederken, ‘ordu-din-milliyetçilik’ üçlemesinin tamamlandığını söylüyor. Dünyadaki faşizm örnekleri görüntüleri itibariyle her ne kadar birbirine benzerse benzesin, özleri itibariyle ciddi farklılıklar barındırmaktadır. En büyük birleştirici gücü ‘din’ haline gelen Erdoğan’ın tek adam rejimi serüveni ise klasik darbe zihniyeti ile açıklanmaktan oldukça uzak. Hele ki bu din olgusunu bağımsız bir erk olarak kabul eden bir ‘ordu’ ve ‘ulusalcı’ cenah olduğuna inanmak daha da vahim.

Erdoğan rejiminin adım adım hesaplayarak, her Yüksek Askeri Şura’da farklı adımlarla askeri komuta kademesini değiştirerek, şu anki Genelkurmay Başkanı’nın önünün açılmasının bile yıllar öncesinden bizatihi iktidar tarafından hesaplanarak belirlenmesi söz konusu iken, bağımsız olarak hareket ettiği düşünülen bir ‘ordu’dan bahsetmek abesle iştigaldir.

Aynı şekilde aldığı oy herhangi bir Twitter fenomenin takipçi sayısına bile yetişemeyen bir siyasi parti genel Başkanı Perinçek’in Erdoğan’ı esir aldığını düşünme bir Cemaat mensubunun hayal dünyasını süsleyebilir. Lakin bu algı manipülasyonun, Erdoğan rejiminin olası bir güç kaybı neticesinde sermayenin ve Batı’nın kullanışlı bir dostu olan AKP’nin temize çıkarılması adına bir ‘ön alma’ girişimi olduğu kanaatindeyim. Şu açık bir gerçektir ki, insanları sosyal medyada birbirlerini ihbar ettirecek kadar ülkeyi tamamen kontrol eden bir liderin dışında herhangi bir erkin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Devletin her bir hücresine nüfuz eden bir siyasi iktidarın olduğu rejimlerde, iktidar dışında bir devlet gücü hayal edemezsiniz. Ancak devletin ‘tek adam’ rejimine dönüştüğünü gözlemleyebilirsiniz ki, Türkiye örneği de bunun açık bir tezahürüdür.

Ne Milliyetçilik, Ne Ordu, Tek Harcı Var bu Rejimin: Din

Güneydoğu’da gerçekleşenler hemen hemen herkesin aklına 90’ları getirse de, artık Türkiye’de ‘derin devlet’ yapılanmasını oluşturabilecek sadece ve sadece tek bir güç vardır. Kaldı ki bu güç kendi ‘derin devlet’ini oluşturmak hususunda yıllardır çalışıyor.

Bu derin devlet 90’lardaki zorla İstiklal Marşı okutmak gibi milliyetçi nüanslar yerine, bölgedeki operasyonlara katılan bazı görevlilerin ‘tekbir’ çekmesi veya mehter marşı dinlettirmesi gibi yöntemlere başvuruyor. Bu tek adam rejiminin harcının artık ‘din’ olgusu üzerine kurulduğunu kabul etmek gerekir. Türkiye’de muhalefetin önündeki en büyük mücadele alanlarından birisi artık ‘muhafazakar’ otoriterleşmeye karşı mücadele etmektir. Elbette mücadele alanını buraya çekmek istemeyenler olacaktır. Kendilerini her ne kadar ‘ılımlı’ olarak Batı’ya lanse ettirse de, dini bir topluluk olan Fethullah Gülen Cemaati’nin böyle bir mücadeleye girmek istememesi gayet doğal. Devlet içindeki güç savaşının bir aktörünün o gücü ele geçirirken ‘dini’ öğeleri kullandığını unutmadık. Dolayısıyla Cemaat’in bu yaşananları dönüp dolaşıp ‘Ergenekon’a’ bağlaması, olası bir iktidar değişikliğinde başa gelecek muhafazakar partiye veya belki de AKP’den türeyecek bir partiye tekrardan nüfuz edebilme gayretinden ibarettir.

‘Yetmez Ama Evet’çi’ liberaller ise, AKP’nin hazırladığı 2010 Anayasa değişiklikleri süreçlerinde olduğu gibi kendi statülerini ve konumlarını yeniden aynı şekilde kazanma ve iktidarları kontrol etme şansına sahip olmak gayesinde, Erdoğan’ın ‘devletleştiği’ yalanını söylemekten geri durmuyorlar. Erdoğan rejimi 12 Eylül dönemi veya 90’ların ‘devlet’ algısından çok daha ileri bir noktaya taşımıştır.

Bahse konu zamanlar ‘klasik devlet ideolojisi’ üzerinden çokça açıklamaya müsait olsa da, günümüzdeki devlet veya derin yapılar bırakın Erdoğan’ı esir etmeyi, onun esiri olarak muhafazakar bir otoriter yapının kuruluşunda önemli bir rol oynamaya devam ediyor.

Eğer bu iş ‘Ergenekon, derin devlet vb.’ jargonlarla sulandırmaya devam edilirse ve meselenin devlet aygıtından ziyade Erdoğan liderliğinde partiden ‘tek adam’ rejimine dönüşümü olduğu kabul edilirse, belki muhalefete yeni mücadele alanları açılmış olur.

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

[1] http://www.diken.com.tr/akillikten-musveddelige-giden-yol-ve-bazi-cemaatcilerin-ikiyuzlulugu/

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)