• BIST 106.846
  • Altın 144,081
  • Dolar 3,5290
  • Euro 4,1310
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 33 °C
  • Adana 34 °C
  • Antalya 31 °C

İktidarın muhalefet siyaseti ve İslam Tarihinden örnekler

İktidarın muhalefet siyaseti ve İslam Tarihinden örnekler
Peygamberin en yakın arkadaşları eleştirilip, sorgu sual edilirken bugün Erdoğan’ı eleştirmek “haşa” diyerek reddedilmekte ve mutlak bir itaatle ona olan bağlılığın önemi vurgulanmakta.

Aydın TONGA
Binali Yıldırım’ın görevi devraldığı kongrede yaşananlar her açıdan sorgulanmaya muhtaç bir görüntü arz etmektedir. Zira bu kongre ile Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisi üzerindeki “mutlak hakimiyetini” ilan etmiş dahası kendisine yönelik “arızi” sesleri bile bertaraf edeceğini cümle aleme duyurmuştur. İşin vahimi ise her ne kadar sözünü ettiğimiz cümle alem bu duruma veryansın etse de AKP teşkilatı, vekilleri ve ez cümle iktidar yanlısı medya bu durumu içine sindirebilmiş, “tek hakim” olarak Erdoğan’ı kabul etmişlerdir.

Aktif siyaset içerisinde yer almayan belki bundan dolayı da AKP’nin uyguladığı kimi politikalara itiraz eden ve kimi söylemleri eleştiren vekillerin ihanetle, haddi aşmakla olmadı “paralel” suçlamasıyla aforoz edilmeye çalışıldığı bu yeni dönem, İktidar partisinin iyiden iyiye Erdoğan’la özdeşleştiği ve ona itaat etmeyenin Partide barınamayacağı bir dönem olarak tarihe geçecektir.

Muhalefetin olmadığı, farklı söylemlerin ancak kapı dışında kendine yer bulabileceği bu dönem siyasal, sosyolojik ve psikolojik etkileri bakımından oldukça sorunlu bir noktaya işaret etmektedir. Çünkü kendi içerisinde demokrasiyi içselleştiremeyen, lideri adeta “kutsallaştıran” görevden azletme gibi saltanat dönemi uygulamalarını meşrulaştıran bir siyasal yapı en az kendisi kadar ülkeye de zarar verecek, demokratik anlayışı sekteye uğratacaktır. Bakın İktidar partisinin sözcülüğün de üstelenen Numan Kurtulmuş konu bağlamında geçmişte neler söylemiş: “Demokrasi sadece dört yıldan dört yıla ya da beş yıldan beş yıla oylama rejimi değildir. Demokrasi; halkı ilgilendiren her konuda, halkın görüşünün alınmasıdır. Böyle görmek lazım bu demokrasinin ileri formudur.”[1] Ne yazık ki, bu sözlerin sahibi şimdilerde liderin mesajını el pençe divan durarak ayakta dinleyen koronun içerisinde yer almakta, Erdoğan’ın vazgeçilmez önemini anlatmak için bütün gücüyle çalışmakta.

Meselenin güncel tarafı basın ve kamuoyunda yeteri kadar tartışılacaktır diye düşünüyoruz. Biz bu noktada İslam tarihinin özellikle ilk dönemlerinde “muhalif karakterli” söylemlerin varlığına değinmek istiyoruz. Öncelikle şunu baştan ifade edelim ki, İslam tarihinde gerek iktidar çatışmaları üzerinden olsun gerekse de felsefi, itikadı düşünce ayrılıkları üzerinden olsun muhalif İslami söylemler bahsi geçen tarihte bir biçimde yerini almıştır. Dahası İslam Peygamberi bile yer yer arkadaşlarından görüş almış ötesi görüşlerini sahabenin önerileri doğrultusunda değiştirdiği bile vuku bulmuştur. Bu noktada ikinci halife Ömer’in, İslam peygamberi üzerindeki ağırlığı başka bir yazıda ele alınacak kadar önemli ve anlamlıdır.[2]

Hz. Muhammed’in ölümü ile birlikte muhalif söylemlerin baş gösterdiği İslam tarihinde halife seçimleri başta olmak üzere pek çok konuda görüş ayrılığı baş göstermiş ve zamanla bu görüş ayrılıkları şiddetli çatışmaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Örneğin Peygamberin kızı Fatıma, ilk halife Ebubekir’e biat etmemiş ve ölene kadar da bu duruşundan vazgeçmemiştir. Benzer biçimde Halife Ali’nin de, Ebubekir ve Ömer’in halifeliklerine karşı hoşnutsuzluğu tarihi kayıtlarda yer alan bir vakıadır. Halife Ebubekir döneminde ortaya çıkan isyanların önemli bir nedeni, dönemin Müslümanlarının zekat karşısında olan muhalif tutumları idi. Öyle ki Mekke, Medine ve Taif dışında yer alan Müslümanların çoğu “Müslüman olduklarını ama zekat vermeyeceklerini” söylüyorlardı. Halife her ne kadar bu isyanları kanlı bir biçimde bastırsa da, isyancılar ölene kadar iddialarının arkasında durmuşlardır. 

Halife Osman döneminde, iktidara karşı söylemlerin dozu ise gün geçtikçe büyümüş ve maalesef kanlı olaylar yaşanmıştır. Öyle ki, Halife Osman günlerce süren kuşatmanın sonrasında Müslümanlarca öldürülmüştür. Bu elbette istenen bir sonuç değildir. Fakat bizim burada altını çizdiğimiz nokta dönemin muhalefetinin şiddeti ve görünürlüğüdür. Yine anılan halife döneminde Peygamberin yakın arkadaşlarından Ebuzer, Halife Osman’a karşı sözünü esirgememiş adeta muhalif bir basın gibi konuşmaktan çekinmemiştir. Halife Ali’nin yakın dostlarından Ammar b.Yasir de, Osman’a karşı Ebuzer gibi hareket etmiş ve onu tenkit etmekten geri durmamıştır.

Halife Ali dönemi, farklı saiklerle de olsa, muhalif hareketlerin eksik olmadığı bir dönemdir. Öyle ki, Halife Ali’ye karşı savaşanların başında Peygamberin en yakınında bulunan kimseler vardır. Talha, Zübeyr ve Peygamberin eşi Aişe bu kimselerdendir. Tarihe Cemel Vakası diye geçen ve Ali ile bahsi geçen isimler arasında yaşanan savaşta on bin kişi yaşamını kaybetmiştir. Bir yıl sonrasında Ali’ye savaş açan ise Muaviye’dir. Yine bu savaşta da onbinlerce kişi yaşamını kaybetmiştir. Döneme damgasını vuran bir diğer muhalif grup ise Haricilerdir. Onlar da görüşleri ile Halife Ali ve Muaviye’den ayrılmışlar ve başta din anlayışları olmak üzere siyaset ve iktidar söylemlerine varana kadar bir dizi muhalif düşünceye imza atmışlardır.

Yaklaşık otuz yıllık bir dönemi kapsayan dört halife döneminden sonra Emeviler, Abbasiler ve onu takip devletlerde de “Müslümanlar” “halifelere” karşı eleştirilerini açıkça dile getirmişler ve tüm, baskı, işkence ve katliamlara rağmen susmamışlardır.

Bu noktada bir hadisenin altını çizmek istiyoruz; Muaviye ile birlikte kendini Allah’ın Halifesi ilan eden devlet yöneticileri/halifeler, bütün muhalif söylemleri, oldukça tehlikeli bir biçimde yaratıcıya yönelik söylemler gibi değerlendirmişler ve muhalif kimseleri açıkça “kafir” vb sıfatlarla düşman ilan etmişlerdir. Abbasi Halifelerinden Ebu Ca’fer el Mansur bu durumu şöyle ifade etmiştir: “Ey İnsanlar! Ben yeryüzündeki Sultanullahım. Sizi O’nun yardımı ve desteği ile yönetirim. Ben O’nun fey’inin –ganimet- bekçisiyim. O’nun iradesi ile harekt ederim. O’nun iradesi ile fey’i bölüştürürüm. O’nun izniyle veririm. Allah beni fey’e kilit yapmıştır.!”[3] İşte bu tehlikeli söylemler ve tiranlığın dayanağını oluşturan halife analizleri, İslam dünyasında muhalif hareketlere büyük zarar vermiş ve anılan dünyada demokratik hareketler gelişme olanağı bulamamıştır.

Ortadoğu ülkeleri ve genel olarak Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadığı ülkelerde katılımcı, demokratik ilkelerin olmadığı bilinen bir gerçektir. İşte bu gerçekliğe temel dayanak oluşturan esas unsurlardan biri de, iktidarın bırakın karşıt olarak kodladığı siyasal yapılara olana tahammülsüzlüğünü, kendi iç bileşenlerine bile söz hakkı tanımaması ve muhalif gördüğü İslami isim ve yapıları bile gözden çıkarmasıdır. Türkiye özelinde yaşananlar da ne yazık ki, bu tür bir tehlikeli gidişatı ortaya koymaktadır. Öyle ki bin yıldan daha uzun bir süre önce bile Peygamberin en yakın arkadaşları eleştirilip, sorgu sual edilirken bugün Erdoğan’ı eleştirmek “haşa” diyerek reddedilmekte ve mutlak bir itaatle ona olan bağlılığın önemi vurgulanmakta.     

[1]   Akif Çarkçı, Yerel Siyaset Üzerine Söyleşiler, Şehir yay.

[2]   Arif Tekin,  Nisa Suresindeki Hz. Ömer’in İzleri, Berfin Bahar, Ocak 2016

[3]   İlhami Güler, Politik Teoloji Yazıları, Ankara Okulu, 2010

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)