• BIST 108.953
  • Altın 144,354
  • Dolar 3,4810
  • Euro 4,1079
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 26 °C

İlk kütüphane M.Ö. 195 yılında açılan Hatay'da kütüphane kültürü

İlk kütüphane M.Ö. 195 yılında açılan Hatay'da kütüphane kültürü
Müslüm Kabadayı, Hatay'da kütüphane kültürünü yazdı.

Müslüm Kabadayı
Dünyanın en önemli mozaik müzesinin bulunduğu Hatay’da kitap ve kütüphanenin serüveni de çok ilginçtir. Bu konuyla ilgili önemli bir kaynak, 2001’de Mustafa Kemal Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Dairesi tarafından 68 sayfa olarak yayınlanan "Hatay'ın Tarihçesi ve Eski Antakya Kütüphaneleri" adlı yapıttır.

Bu yayında yer alan bilgilerden önemli kesitler şöyledir: "Antakya'da ilk ‘Umumi Kütüphane’ Kral Antiochus I döneminde kurulmuş (M.Ö. 195), ilk kütüphaneci olarak şair ve fikir adamı Euphorion atanmıştır. Bundan sonra Roma döneminde Antakya'da kütüphane namına tek olay, sadece İskenderiye piskoposu iken 361 yılında öldürülen George'un kurduğu kitaplığı aynı yıl imparator Julian'ın Antakya'ya getirtmesi ve koruma altına almasıdır. Bu kitaplık da kısa süre sonra bir ayaklanma sırasında yakılıp yıkılmıştır." (s. 40)

"1516 yılında Osmanlı hakimiyeti altına girdiğinde, uzun zamandan beri bu havalide Türk kültürü ve idaresi hakim olduğundan, idari yapıda önemli bir değişiklik olmadı. Zaman içinde Antakya 'da yeni medreseler kuruldu. 17. yüzyılda yedi yerde cami ve mescitler içinde din bilgileri veriliyordu. Üç yerde seb'a, aşere ve takrib konularını öğreten darülkuralları, kırk kadar da mekteb-i sıbyanı vardı. Bu dönemlerde Antakya'da çok sayıda güçlü alim, şair, tarihçi yetişmiş, hatta sadece burada yetişen tarihçilerin eserleriyle Antakya'da "İslam Darül'ulumu" adı altında bir kütüphane bile kurulmuştu. Ne yazık ki 18. asır başlarında Antakya'da meydana gelen bir depremde bu kıymetli eserlerin büyük bir kısmı enkaz altında kalmış ve kurtarılabilen 200'den fazla kitabı da daha sonra Mısırlı İbrahim Paşa Mısır'a götürmüştür." (s. 40,41)

Camilerde toplanan kitaplar

"Antakya'da kitapların toplandığı başlıca merkezler büyük camilerdi.. Öldüğünde, günah olduğu inancıyla, kitaplarının kapalı kalmasını istemeyen kişiler onları hocaların da telkiniyle çuvala doldurup camiye götürerek hediye ediyor, bu yolla camilerde bir hayli kitap toplanmış oluyordu. Bu camilerin başlıcaları Habib-iNeccar Camii ve Medresesi, Habib-i Neccar'ın karşısındaki Zincirli Medrese (930'lu yıllarda yıkıldı.) Yeni Cami ve Medresesi, Ulu Cami ve Medresesi, Nakip Camii ve Medresesi ile Meydan Camii Medresesi’dir. Bugün buralarda Kur'an-ı Kerim dışında kitap bulunmamaktadır.." (s. 41)

"1284-1326 (1867-1908) yılları arasında yayınlanan Halep Riayeti Salnamelerinde bağımsız bir kütüphaneden söz edilmemekle birlikte, şehirde mevcut kurumlar sayılırken 1895-1900 arasında 27 medrese ve kütüphane, 1901'den sonra "30 medrese ve 5 kütüphane" kaydı bulunmaktadır. Burada kastedilen kütüphaneler, medreselerin bünyesinde bulunan kütüphanelerdir. Bunlardan Meydan Camii, Yeni Cami ve Nakib Camii Medreselerinde kütüphane bölümlerini bugün de görmek mümkündür. Antakya'da bir cami ve medrese bünyesinde olmakla birlikte gerek kitap sayısı, gerekse işleyişi yönünden bağımsız kütüphane özelliği gösteren tek kütüphane Abdurrauf Efendi Kütüphanesi’dir. 1290 (1873-1874) yılında kurulan bu kütüphanenin kurucusu olarak Mehmet Efendi adında bir şahıs gösterilmiştir.

Müderris Abdurrauf Efendi'nin kütüphanesi, Abdullah Ağa adında bir şahsın yaptırdığı Nakib Camii'nin avlusunda bulunuyordu. Tonoz örtülü ve çatısı kiremitle kaplı olan bu taş yapılı özel oda bugün de mevcuttur. Sağlığında camiye vakfedilen ve sahibinin kendi yazdığı eserler de dahil olmak üzere 1000 kadar kitabın bulunduğu bilinen bu zengin kütüphanede kitaplar raflara, dolaplara ve pencere boşluklarına yerleştirilmişti. Kitapların büyük çoğunluğu elyazması ve Arapça idi. Kütüphaneden dışarıya kitap çıkarılmaz, buradaki kitapları inceleme yeterliliğine sahip belli kişiler özel izinle yararlanabilirdi."

Çeçen kökenli olup Antakya’da öğretmenlik yapan Abdurrauf Efendi’nin kütüphaneyi kurduğu yıllarda Antakya Rüştiyesi’nin kurucu müdürü olan Hoca Bekir Efendi, öğrencilerinin ve halkın yararlanması amacıyla bu kütüphanenin zenginleşmesine katkıda bulunur. Bu Kafkas kökenli iki eğitimci ve kütüphaneci, Hoca Bekir Efendi’nin öğretmen kızı Havva Hanım’la Abdurrauf Efendi’nin oğlu Mehmet Vefa’nın evlenmeleriyle akraba olurlar. 9 Haziran 2012’de www.insanokur.org’da yayınlanan “Kitap Üstüne Kitap Koyanlardan: Hoca Bekir Efendi” başlıklı yazımdan bir bölümü buraya aktarmakta yarar görüyorum.

19. Yüzyılda bir kütüphaneci Bekir Efendi

Antakya Halk Kütüphanesi’nin müdürlüğünü yapan Bülent Nakip, şu bilgiyi vermektedir: “Antakya Kütüphanesi’ne adı verilen Bekir Efendi, 1824 yılında Kayseri’nin İncesu ilçesinde doğmuş, Muallim Mektebi’ni (Öğretmen Okulu) pekiyi derece ile bitirmiş zeki ve çalışkan bir kişiydi. 1850’li yıllarda Antakya’ya geldi. 1870’li yıllarda Rüştiye’yi (Ortaokul) bizzat kurarak 25 yıl kadar bu okulda ‘muallim-i evvellik’ (başöğretmenlik) yaptı. Antakya’da eğitimin gelişmesi konusunda büyük hizmetleri oldu. Yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Arapça ve Farsça dillerini çok iyi biliyordu. Pozitif bilimleri de öğrenmişti. Milli duyguları çok güçlü olduğundan, Fransızlar Hatay’ı işgal ettiği zaman dayanamayarak 1921 yılında Antakya’yı terk edip Urfa’ya gidecek, 1925 yılında Birecik ilçesinde vefatına kadar orada yaşayacaktı. Antakya’da ‘Mektep Hocası’ sıfatıyla tanınan Bekir Efendi öldüğü zaman 101 yaşındaydı. Babası gibi oğlu (Nadir Bilge) ve kızı (Havva Hanım) da öğretmendi. 60 yıl fiilen öğretmenlik yapmış, 84 yaşında emekli olmuştu.” 

Bu bilgilendirmenin bir cümlesinde değişiklik yapmaya ihtiyaç var; torunlarının verdiği bilgiye göre, Hoca Bekir Efendi 1921’de Antakya’dan Urfa’ya değil, oğlu Nadir Bey, kızı Havva Hanım ve torunu Şahap’la önce Adana’ya giderler.

Antakya’daki kütüphane kültürü çok eskilere dayanır. Roma döneminde Antakya’da ilk kütüphaneyi bir şairin kurduğu bilinir. Süryanilerin kurduğu ve zengin kütüphanesiyle tanınan Antakya Akademisi önemlidir. Burada dönemin önde gelen düşünür, hatip ve öğretmeni Libiyanus’un aktivitesi ayrıca incelenmeye değerdir. Kavimler kavşağında bulunan Antakya, bu birikimini zaman zaman gündeme gelen büyük depremler ve savaşlar nedeniyle yitirmek durumunda kalmıştır.

Spor kulübünün kurduğu halk kütüphanesi

19. yüzyılın ikinci yarısında Antakya’ya gelen Hoca Bekir Efendi de, Rauf Efendi’yle birlikte öğrencileri başta olmak üzere halkın yararlandığı bir kütüphane kurmaya başlar. Kendisi 1921’de Antakya’dan ayrılıp 1925’te Birecik’te öldükten sonra 1926’da “Gençspor” adıyla bir gençlik kulübü kurulur. Bu kulüp 1931’de “Halk Kütüphanesi” kurarak kısa sürede halkın yoğun ilgisini toplar. Giderek işgal karşıtı bir odak haline gelince de Fransızların tepkisini çeker. Kütüphaneyi spor kulübünün açamayacağı iddiasıyla kapatırlar. Bunun üzerine kulüp başkanı Sıtkı Nakip’in önerisiyle Antakya’nın eğitimine ve kitap ihtiyacının giderilmesine yönelik büyük emek verdiği için “Hoca Bekir Efendi Kütüphanesi”ne dönüştürürler. 1938’de kurulan Hatay Devleti döneminde “Milli Kütüphane” olarak hizmet veren bu yapı, 1940’ta “Antakya Umumi Kütüphanesi”ne dönüştürülür.

2005’ten beri Cemil Meriç İl Halk Kütüphanesi olarak faaliyette bulunan binadaki kitaplardan yaklaşık 500 tanesinin Hoca Bekir Kütüphanesi döneminden kaldığı belirtilmektedir.

1940'tan sonra Hatay'da kurulan Halkevi kütüphaneleri içinde en zengini, Antakya Halkevi Kütüphanesi'dir. Antakya Halkevi adına çıkarılan “Hatay” dergisi de şair-yazarlar yanında dönemin öğretmenlerinin halkı aydınlatmasına katkıda bulunur. Ne yazık ki Halkevi ve halk odalarında biriken binlerce kitap, 1951-52 yıllarında dağıtılmıştır. Bunların bir kısmı Antakya ve İskenderun Halk Kütüphanelerine intikal etmiştir. Daha sonra Hatay'da Merkez Çocuk Kütüphanesi, Kırıkhan, Dörtyol, Samandağ, Reyhanlı, Altınözü, Belen, Erzin, Hassa, İskenderun, Yayladağı, Kumlu İlçe Halk Kütüphaneleri ile Akbez, Aktepe, Ardıçlı (Hassa), Payas, Kuzuculu, Yeşilköy (Dörtyol), Tavla (Samandağ), Serinyol (Antakya), Karaağaç, Nardüzü (İskenderun) Belde Halk Kütüphaneleri hizmete açılmıştır. Ne yazık ki Belde Halk Kütüphanelerinin ömrü kısa olmuş ve belediyelerin lağvedilmesiyle bunlar da kapanmıştır. Bu olumsuzluğa karşın, duyarlı insanların çabasıyla kurulan ya da kurulması amaçlanan kütüphaneler de söz konusudur Hatay’da. Bunlardan ikisini örnek vermek istiyorum.  

Birinci örnek, Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Hüseyin Güven tarafından Arsuz Belediyesi’nin de yer tahsisiyle Madenli Mahallesi’nde açılan kütüphanedir. Tek amacının halkın entelektüel düzeyini yükseltmek ve çocukları internet kafelerden uzaklaştırmak olduğunu belirten Hüseyin Güven’in, kütüphanenin işleviyle ilgili verdiği bilgi de önemli. “Kütüphaneyi açtığımız günden bu yana ailelerde bize destek gösterip çocuklarını kitap okumaları için kütüphaneye gönderiyorlar. Burası yalnız kütüphane olmayacak. Edebiyat söyleşileri, konferanslar gibi sosyal aktivitelerde yapacağız.”

Özgecen’ın katilinin minübüsünden kütüphane yapmak

İkinci örnek, topluma ve devlete mesajı bakımından etkileyici bir çabayı yansıtıyor. Mersin’de Özgecan Aslan’ın hunharca öldürüldüğü minibüs, Antakyalılar tarafından satın alınıp yakılmak istenmiş, bunu haber alan Samandağlı Ayhan Kara da bu aracı çocuk kütüphanesi biçiminde düzenleyip gezici kütüphane olarak hizmete sunmak istemiştir. 

Bu değerli örneklerin gerçekleştiği Hatay’da basılan kitap, dergi, gazete sayısı, nüfusuna oranla Türkiye ortalamasının çok üstündedir.Kütüphanelerinde bulunan kitap sayısı ve bu kitapların okunma oranı bakımından da önde gelen illerimizdendir Hatay. Örneğin,“Kırıkhan N. Ulviye Civelek Halk Kütüphanesi, 2014 yılı başlarından bu yana Türkiye genelinde kullanılmakta olan KOHA otomasyon programı istatistiklerinde 25 bin 731 adet ödünç verme sayısı ile Türkiye ilçeleri sıralamasında birinci olmuştur.”[1]

Antakya’da Hatay Devleti’nin kurulması ve 10 ay 20 gün sonra Türkiye’ye ilhak edilmesi sonrasında Antakya ve İskenderun’da etkin olan iki kitapçı aileden de söz etmekte yarar var. Antakya’da Barutçular, İskenderun’da Yenerler. Bunlar kitapçılık yanında gazete ve dergilerin Hataylı okurlara ulaşmasında da uzun yıllar katkıda bulunmuşlardır. Antakya’da Barutçular, 1943’ten beri halen iki kitabeviyle faaliyetlerine devam ederken, Yenerler faaliyetlerine bir süre önce son vermişlerdir. Hatay’ın en küçük ilçesi olduğu kadar Türkiye’nin en güneyinde bulunan Yayladağı’nda Osman Tolukan’ın yaklaşık 60 yıl önce başlattığı kitapçılığı, oğlu Metin Tolukan kırtasiyeyle birlikte sürdürmektedir.

Türkiye ölçeğinde eğitim, kültür ve sanata en çok önem veren iller arasında yer alan Hatay’ın yetiştirdiği büyük şair ve öğretmen Ali Yüce’nin kitapla ilgili bir şiiriyle kitapseverleri selamlıyorum.

KİTAP ULUDUR

Kitap

 Anamca ulu

 Ekmekçe lokma lokma

 Suca yudum yudum

 Kenarında yitirdim dünyayı

Ortasında buldum

Odundum eğirdi beni

İnsana çevirdi beni

 Geceyi onunla yıktım

 Kara girdim koynuna

Ak çıktım

[1] Milliyet.com.tr, 17 Aralık 2014

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)