• BIST 104.918
  • Altın 147,092
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 26 °C

İngiliz akademisyenden Erdoğan'a açık mektup

'Tarih sizi acımasız bir şekilde yargılayacak. İyi düşünün ve doğru hareket edin, çok geç olmadan. '

" Tarih sizi acımasız bir şekilde yargılayacak. İyi düşünün ve doğru hareket edin, çok geç olmadan. "

" Türkiyeli eşi olan Britanyalı biri olarak sizin kariyerinizi ilgiyle, ama son yıllarda da gittikçe artan endişeyle izlemekteyim."

"Sevdiğiniz ve benim de her geçen gün daha da çok sevdiğim bu ülke bir felaketin eşiğinde duruyor."

"Şu anki düşünce sisteminizi şekillendirirken Assad’ın kötü yönetiminden hiç mi ders almadınız?"

"Modern dönemdeki politik liderliğin problemleri politikanın kendisi kadar eski; ben de size sadece Platon’u, Cicero’yu, Machiavelli’yi, Burke’ü ve Weber’i okumanızı önerebilirim, ama, tabii, zamanınız çok az."

"Sorumluluk etiğine ihtiyacınız var ve inanç etiğine dayalı eylemi bırakmalısınız."

"Sizin yurttaşınız olmak ve sizinle aynı yasalara uymak için ‘kardeşiniz’ mi olmam gerekiyor?"

 

İrfan Taştemur / Londra

Warwick Üniversitesi'nde Politik ve Sosyal Teori dersleri veren Prof. Charles Turner, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a açık bir mektup yazdı. Prof Turner, Erdoğan'dan bir cevap alamadığı 15 Eylül tarihli mektubunu ABC internet gazetesi okurları ile paylaştı.

Türkiye siyaseti için de önemli dersler içeren mektubun tamamını yayınlıyoruz.

"Sayın Cumhurbaşkanı,

Türkiye için oldukça zor ve tehlikeli olan bu dönemde devletin başındakinin rolü de oldukça zordur. Farklı tavsiyelerde bulunan insanlarla çevrelenmiş olarak elzem kararlar vermek durumundasınız ve muhtemelen suları daha da bulanıklaştıran farklı bir sese – hele bir de bu ses yabancı olunca – pek de ihtiyacınız yok. Yine de sesimi duymanızı istiyorum. Türkiyeli bir eşi olan Britanyalı biri olarak sizin kariyerinizi ilgiyle, ama son yıllarda da gittikçe artan endişeyle izlemekteyim. İstanbul belediye başkanı olarak, utanç verici bir biçimde göz ardı edilmiş bu muhteşem şehir için gerekli bazı değişiklikleri gerçekleştirdiniz ve İstanbul’un ulaşım ağı belediye başkanı olarak yaptığınız çalışmalara tanıklık ediyor; başbakanlığınız süresince şahit olduğumuz  ekonomik dinamizmden gurur duyabilirsiniz. 

Ancak bazı alanlarda bu kadar başarılı olamadınız.  Kültür ve eğitim politikanız bunlardan biri: dinsel bağlılığınız daha pragmatik meselelerin önüne geçmiş durumda ve halkın parasının oldukça hatırı sayılır bir kısmı camii yapımına ve İmam Hatip okullarına ayrılıyor, öte yandan seküler okullar ve devlet tiyatroları yok edilmekte. Bunun sonucu da, kültürel çeşitlilik ya da çoğulculuk değil tabii, onun yerine kültürel bölünme, ki bu da Haziran 2013’teki Gezi Parkı protestolarıyla kendisini ifşa etti. Yine de, sizin kültür politikalarınızdan zarar görmüş insanlar oldukça becerikli ve önlerine koyduğunuz bariyerleri aşmak için farklı yollar bulmaya devam ediyorlar ve edecekler de. 

'Hiç mi ders almadınız?'

Ancak, en çok da başarısızlığa uğradığınız alan dış politika ve bu başarısızlığınız şimdi iç güvenliğe yaklaşımınızda etkisini gösteriyor. Sonuç ise, sevdiğiniz ve benim de her geçen gün daha da çok sevdiğim bu ülke bir felaketin eşiğinde duruyor. Bu felaket gerçekleşirse bu sadece sizin hatanız olmayacak tabii – tek başına dışardan gelen baskı bile oldukça fazla – ama ülkedeki en güçlü pozisyona sahip biri olarak Suriye’deki düşmanınız Bashar al Assad’in başaramadığını ya da yapmadığını yapmak, başka bir deyişle, bu felaketi durdurmak sizin elinizde. Şu anki düşünce sisteminizi şekillendirirken Assad’ın kötü yönetiminden hiç mi ders almadınız? Olası bir felaketi önlemek için o ünlü enerjinizi seferber etmelisiniz ama her şeyden önce şu anki durumun talep ettiği şekilde içinizdeki devlet adamlığı sıfatlarınızı keşfetmelisiniz. Hastalığınızın sizi yavaşlattığı söyleniyor ve öyle de gözüküyor ama bu konuda benim yapabileceğim bir şey yok. Devlet adamlığına gelince, sadece elimden geleni yapabileceğimi söyleyebilirim.   

Modern dönemdeki politik liderliğin problemleri politikanın kendisi kadar eski; ben de size sadece Platon’u, Cicero’yu, Machiavelli’yi, Burke’ü ve Weber’i okumanızı önerebilirim, ama, tabii, zamanınız çok az. Weber’in kötümserliği pek de hoşunuza gitmeyebilir zaten; sonuçta bir keresinde "Bilimsel ve politik problemler arasındaki fark politik problemlerin çözümünün olmamasıdır" demişti ve siz de çözümler insanısınız. Ancak Weber politik bir liderin takınabileceği iki tavır arasında bir ayrım yapar, ki buna kulak vermek isteyebileceğinizi düşünüyorum: inanç etiği ve sorumluluk etiği. İlkini takip ederseniz, bir konuda ne yapacağınıza o konuyla ilgili inançlarınız doğrultusunda karar verirsiniz ve düşünmeden ilerlersiniz; ikincisini takip ederseniz, hala tutkuyla bir şeylere inanıyor olabilirsiniz ama dünyanın mükemmel olmadığını çünkü diğer insanların sizinkilerden farklı, ama bir o kadar da samimi tutkuları olduğunu fark ederek, eylemden önce eyleminizin olası sonuçları hakkında düşünürsünüz. Şu an, her zamankinden daha fazla sorumluluk etiğine ihtiyacınız var ve inanç etiğine dayanarak eylemi bırakmalısınız.       

Çünkü her ne kadar Müslüman kardeşlik ilkelerine ya da İslamiyet’in Sünni versiyonuna inanıyor olsanız da, her ne kadar alkolü sevmeseniz de, ülkenizdeki her Türkiye vatandaşı Sünni değil, hatta kimisi Müslüman da değil, kimisi alkolü seviyor. Her Türkiye vatandaşı etnik olarak Türk değil. Siz tabii ki de bunu biliyorsunuz ve geçmişte, Türk-Kürt ilişkilerini düzeltmek için Kemalistlerden daha iyi çabalar sergilediniz. Ama şu an Edmund Burke’ün politik temsil hakkında söylediklerini unutma tehlikesine düşüyorsunuz: bir politikacı parlamentoya seçildiği zaman, o politikacının görevi bütün vatandaşlara, kendisine oy vermiş olsun olmasın, eşit bir şekilde hizmet etmektir. Burke, ancak bu şekilde bir politikacının, özellikle de politik liderin, belli grupların, özellikle de kendisini destekleyenlerin, olumsuz etkilerinden özgürleşebileceğine, böylece de ülkesi için bağımsız ve bilge yargılarda bulunabileceğine inanmaktadır.   

Şüphesiz şu an tam da bunu yapıyor olduğunuzu iddia edeceksinizdir, ülkeyi, küçük ama güçlü terörist gruplarına karşı birleştirmek istediğinizi 
söyleyeceksinizdir. Maalesef, ne ben ne de başka birçok kişi bunu böyle görüyor.  

Yaptığınız açıklamalar birleştirici olmak yerine bölücü, ayrıca bütün halka değil, en ateşli destekçilerinize hitap ediyorsunuz. Bu anlamda ‘kardeşlik’ dili özellikle talihsiz çünkü bir yakınlık ve samimiyet derecesini ima etmekte, ama böyle bir samimiyetten söz etmek mümkün değil ve dahası böyle bir talebin olmaması gerekir: Sizin yurttaşınız olmak ve sizinle aynı yasalara uymak için ‘kardeşiniz’ mi olmam gerekiyor?  Daha da kötüsü, belli bir partinin kazanacağını umut ettiğiniz bir seçim sonucuna cevaben – ki bu başlı başına kısıtlı yürütme yetkisi olan bir devlet başkanı için tuhaf bir tavır – bir koalisyon kurulmasını engellemek için elinizden gelen her şeyi yaptınız. Hatta, açıkça bir partinin ezici parlamenter çoklukla seçilip parlamentoya girmesinin çok daha iyi olacağını söylediniz.  Dahası bunu olası alternatif bir senaryo uğruna yaptınız, ki bu senaryo Türkiye’deki yeni politika için bir model oluşturabilecek bir senaryoydu, maço duruş yerine, uzlaşma ve alıp vermeye dayalı bir model. Bu alternatifi en iyi şekilde temsil edebilecek parti tabii ki de HDP idi, Kürtlerin partisi olarak  bilinmesine rağmen oldukça geniş bir kitleden oy alan parti.   

Ve şimdi PKK tarafından uygulanan yenilenmiş şiddet kampanyasında bütün çabalarınızı PKK üzerine yoğunlaştırmak yerine, PKK ile özgür bir seçimde %13 oy almış politik bir parti arasında ilişki kurmak üzerine yoğunlaştırıyorsunuz. 

'Alklol silahtan daha mı tehlikeli?'

Yaptığınız açıklamaların direk sonucunu görmek çok rahat: 8 Eylül akşamı, barış ve toplumsal adaleti isteyen ve açıkça kendisini PKK’den ayıran HDP’nin binalarına sırf HDP 6.5 milyon oy kazandığı diye milliyetçi holiganlar tarafından saldırılar düzenlendi, görevi bütün yurttaşları ve onların mallarını korumak olan polis olaya seyirci kaldı. Hayatlarında kimseye zarar vermemiş ve diğer Türk vatandaşları gibi yurtları için aynı şeyleri isteyen ve hatta çocukları ve kardeşleri Türk ordusunda hizmet eden Kürtler ise tüm yurtta aşağılandı, dövüldü ve bazı durumlarda öldürüldü. Sonuç tehlikeli bir kutuplaşma, gerilimin artması ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, ama sadece o bölgelerde değil, insanların, polisin yapması gerekeni yapmaması sonucu, kendilerini silahla korumaya girişmeleri. 

Ortalama bir yurttaşın yıllık alkol tüketimi 1.5 litreyken bu kadar çok alkolü yasaklanma üzerine konuşmanız benim için hala bir muamma. Neden dükkanlarda satılan silahlar hakkında konuşmuyorsunuz? Alkol silahtan daha mı tehlikeli? 

 Yurttaşlarınız tarafından teşvik edilen saldırılar hakkında konuşabilir, bu kadar zor bir zamanda birbirimizden nefret etmek yerine, bir araya gelmemiz gerektiğini söyleyebilirdiniz, ama yapmadınız. Suruç katliamında da Kıbrıs ziyaretinizi kısa kesebilir ve yaşamını yitirenler için duyduğunuz üzüntüyü belirtebilirdiniz. Belki de yaşamını yitiren bu kişiler politik açıdan naiflerdi, kimbilir belki de sizi sevmiyorlardı, ama yine de sizin yurttaşlarınızdı ve kendilerinden daha az şanslı olan insanlara yardım etmek için bir araya gelmişlerdi. Onlar için bir günlük milli yas ilan edebilirdiniz, yaşamları bu gencecik yaşta sona ermişler için. Bu yüceliğiniz ve ılımlılığınızla Türkiye’deki ve yurt dışındaki herkesi etkileyebilirdiniz. Ama yapmadınız, üstelik adalet sisteminin bir parçası olarak insanların başını kesen Suudi Arabistan kralı öldüğünde 3 gün milli yas ilan etmiştiniz.  

"CAMERON VE OBAMA BUNLARI TEHLİKE OLARAK ALGILAMAZ"

Ve şimdi bir şehirde sokağa çıkma yasağı var, dünyanın gerisiyle ilişkisi kesilmiş halde. Hükümet bölgenin kontrolünü güvenlik güçlerine bırakmış durumda, mümkün olduğu kadar objektif bir biçimde haber yapmak isteyen yabancı gazeteciler bölgeden çıkarıldı ve 17 yaşında bir çocuk ‘Cumhurbaşkanına hakaret etti’ gerekçesiyle 11 ay hapis cezası aldı. Şunun farkında olmayabilirsiniz (ki başka ülkelerin kendilerini yönetmesi konusunda yaptığınız açıklamalar pek de farkında olmadığınızı gösteriyor): sizin hakaret dediğiniz, ki karikatürler de öyle, gelişmekte olan demokrasilerin bir parçası. David Cameron ya da Barack Obama gibi liderler bunları göreceli olarak ufak tehlikeler olarak görebilir ama hiçbir şekilde otoritelerine bir tehdit olarak görmüyorlar. Onların neden böyle gördüğü, sizin ise görmediğiniz hakkında sadece spekülasyonda bulunabilirim. 

Belki de Machiavelli’in cumhuriyetin korunmasını kendi ruhlarının korunmasının üstüne koyan politikacıları övmesinden bir şeyler öğrenmişlerdir. 

İşte yapmanız gereken tam da bu. Eğer bunda başarısız olursanız tarih sizi acımasız bir şekilde yargılayacak. İyi düşünün ve doğru hareket edin, çok geç olmadan.  

 Charles Turner

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)