• BIST 105.026
  • Altın 162,799
  • Dolar 3,9202
  • Euro 4,6444
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 12 °C
  • Adana 11 °C
  • Antalya 14 °C

İnsan aklının hazine odaları: Kütüphaneler

İnsan aklının hazine odaları: Kütüphaneler
Günümüzde kütüphaneler, kitapların hem memleketi hem de mezarı olmuştur. Bütün ülkelerde eğitim başta olmak üzere insanların basın-yayın araçlarından, sanat ve edebiyat eserlerinden yararlanma haklarının eşitçe sağlanması ve geliştirilmesi şarttır.

Müslüm Kabadayı

Kitap

Anamca ulu

Ekmekçe lokma lokma

Suca yudum yudum

Kenarında yitirdim dünyayı

Ortasında buldum

Ali Yüce

Kitap, hem yaşamın kaydedildiği bir araç hem de insan yaşamını değiştiren, geliştiren bir kaldıraçtır. Yaşamın kaydedilmesi kitaplardan önce de vardı, sözlü anlatım-resim-heykel-müzikle… “Değiştiren ve geliştiren kaldıraç” özelliği ise dikkatle üzerinde durulmayı hak ediyor.

“Bir kitap beni değiştirebilir mi diyorsan, elindeki kitaba bak; bir zamanlar o odundu.” Bu söz, odunun nesne olmaktan çıkıp kitaplaşarak özne haline gelmesinden hareketle, bu kitabı özümleyen insanın da değişmeye başlayacağını vurgulamaktadır. Yani insan da “odun” olmaktan, başka etkenler yanında en çok kitaplarla kurtulmaktadır. İnsanın kitapla etkileşimini de Maksim Gorki, şöyle betimlemektedir: “Kitapları seviniz. Onlar yaşamınızı daha çekici bir hale sokacak, size dostça hizmet edecek düşüncelerin, duyguların ve olguların dolaşık ve gürültülü karmaşasında yolunuzu bulmanıza yardım ederek kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek, yüreği ve aklı dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.”

Çivi ve hiyeroglif yazılarla başlayan tablet ve papirüs kütüphaneciliği, Mezopotamya’da M.Ö. 526’da Ninova’da ve M.Ö. 3. yüzyılda İskenderiye’de kurulan kütüphanelerle yaygınlaşmıştır. Ne yazık ki tarihte yakılıp yıkılan, yağmalanan ilk kütüphaneler de bunlar olmuştur. Özellikle İskenderiye Kütüphanesi’ndeki çok zengin kitapların yok edilmesiyle insanlığın kültür hazinelerinden önemli bir bölüm yok edilmiştir. Babillerin Asur kütüphanelerini yağmalamasıyla başlayan bu zulüm, Moğollar ve Alman Nazilerinin kitapları yakmalarıyla yakın tarihe kadar sürmüştür. Yangın ya da deprem nedeniyle de yok olan kütüphaneler de az değildir.

“Eylül 1923’teki Büyük Kanto depremi, Tokyo Kraliyet Üniversitesi’nde bulunan, 19. yüzyıldaki kırsal Japonya’nın hemen hemen bütün kayıtları dahil 700 binden fazla cildin yanmasına neden oldu. 1943’te Lima’da çıkan büyük yangın Peru Ulusal Kütüphanesi’ni tamamen yok etti, birçoğu İspanyol fethi ile ilgili 40 bin el yazması ve 100 bin cilt kaybedildi. Leningrad’daki Bilim Akademisi’nin kitaplığındaki 300 bin kadar kitabı yok eden ve üç buçuk milyondan fazla kitabın hasar görmesine neden olan 1988 Şubat’ındaki yangının ise son yıllarda yaşanan en büyük kütüphane felaketi olduğunu söyleyebiliriz.“[1]

Yakılıp yıkılma, deprem, sel gibi nedenler yanında günümüzde “kütüphanelerin dibe vurması”na yol açacak temel sorunlardan biri, devletlerin ve kuruluşların kütüphanelerin mali kaynaklarını kesmeleridir. Örneğin, İngiltere’deki muhafazakar yönetimin yaptığı kesintiler nedeniyle 400 kütüphanenin kapılarını kapatmak zorunda kaldığı biliniyor. Diğer yandan Amerikan kütüphanelerinin yüzde 15’inin son birkaç aydır okurlara hizmet verdikleri saatleri sınırladığı, geri kalan kütüphanelerin yaşama tutunabilmek için özel kaynaklardan destek aradıkları ortada.[2]

Bütün bunlar, bir bakıma kitap halkının itibarıyla oynanmasıdır. Bu nedenle kütüphaneler, kitapların hem memleketi hem de mezarı olmuştur. Bu acı tablo, aslında kültürlerin gömülmesine işaret ettiği kadar toplumsal hafızanın da silindiğini göstermektedir.

Parktaki fikir ülkesi

Taşınabilir bilgisayar, cep telefonları, IPad vs. ile kendini ortaya koyan iletişim teknolojilerinin hegemonyası karşısında kütüphanelerin geçmiş yüzyılların kültürel birikimi ile kullanıcıları arasında köprü görevi yaptığı dönemin sona erdiğini düşünenlerin de çoğaldığı günümüzde, kütüphanelerin işlevini öne çıkaran çok güzel örnekler de var. Bunlardan biri, Almanya’nın Köln kentindeki şehir parkında okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak amacıyla oluşturulan ve geçen yıl ”Fikir Ülkesi” ödülüne değer görülen kütüphanedir.

“Köln şehir parkındaki küçük, yeşil ahşap kulübede hizmet veren Mini Bibliothek (Mini Bib) yani küçük kulübe, Köln Şehir Kütüphanesi’nin bir şubesi. Okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak için özgün bir proje olarak hayata geçirilen kütüphanede, ne kitaplar, ne de kitapları okumak için ödünç alanlar kaydediliyor. Okuyucu dilediği kitabı alıyor ve sadece kitabın ait olduğu kategoriye bir çizik atılıyor. İsim, adres ve benzeri bilgilere ihtiyaç yok. Kitaplar; çocuk, edebiyat ve uzmanlık kitapları olmak üzere 3 kategoriye ayrılıyor. Kütüphaneye giren veya çıkan her kitap için ilgili kategorideki çizikler sayılabiliyor. Mini Bib ile ilgili bilgi veren gönüllü kütüphaneci Karin Odening, önünde duran defterdeki çentikleri göstererek, günde 10 ile 30 kitabın ödünç alındığı bu küçük kütüphanede mevcut tek kayıt sisteminin nasıl işlediğini anlattı.”[3]

ABD’deki e-kitap kütüphanesi

Son yıllarda kütüphanecilikle ilgili önemli tartışma konularından biri de e-kitaplardan oluşan kütüphanelerdir. Örneğin ABD’nin Teksas eyaletinin San Antonio kentine bağlı Bexar’da açılan “BiblioTech” adlı dijital kütüphanede kitaplar raflarda değil, elektronik ortamda. Kütüphanenin kataloğunda 10 bin e-kitap var. Birkaç yıl önce açılan ve 7 bin üyesi bulunan kütüphaneyle birlikte, genel olarak e-kitap okurluğuyla ilgili araştırmalar da çoğalmaya başlamıştır. Özellikle akşamları ve uykuya geçmeden önce e-kitap okuyanlarla matbu kitap okuyanların karşılaştırıldığı araştırmayı yürüten ekibin başındaki uzman Profesör Charles Czeisler’in şu ifadesi, Türkiye’deki öğrencilerde de son zamanlarda görülen sorunların önemli bir nedenini açıklıyor: “Çoğu e-kitap okuyucudaki ışık doğrudan kişinin gözlerine yansıyor. Fakat kâğıt baskı kitap okuyanlar veya orijinal Kindle okuyanlar ise yalnızca kitabın sayfalarından yansıyan ışığa maruz kalıyor.Kan örnekleri, e-kitap okuyanlarda uyku hormonu melatonin üretiminin azaldığını gösterdi.”[4]

Elektronik ortamın yoğun ve uzun süreli kullanımıyla ilgili sağlık sorunlarının artması yanında gerçek toplumsal ilişkilerin azalması nedeniyle ciddi psikolojik sıkıntıların ağırlaştığı biliniyor artık. Teknolojinin verimli ve sağlıklı kullanımının sağlanması, devletlerin ve yurttaşların en önemli görevlerinden biri olmuştur günümüzde. Bu açıdan okullar, teknoloji eğitiminde bilimselliğe ve sağlığa özen göstermelidir. Ne yazık ki Türkiye’de “fatih projesi” gibi teknoloji çöplüğüne dönüşen uygulamalar, sorunun sermayedarları desteklemekle ilgili olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’de okuma oranları

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından birkaç yıl önce yayınlanan Türkiye Okuma Kültürü Haritası’nda yapılan bir araştırma üzerinden ortaya çıkan veriler, ülkemizin gerçeğini ortaya koymaktadır. En çok okunan basılı materyal kitap (%47,11), ikinci gazete (%34.45), üçüncü dergi (4,78). Hiç okumayanların oranı %12,70. Basılı materyal (kitap, gazete vs) okuyanlar %82,32, elektronik ortamda (internet) okuyanlar %12,96. Derginin bir okuma aracı olarak görülmediğini tespit edebiliriz. Gazetenin kitaptan sonra gelmesi ise dikkate değer.

Katılımcıların %31,32’si hiç kitap okumadığını, %43,91’i yılda 1-10 kitap okuduğunu söylemiş. Araştırmacıların bu konudaki yorumu ise ilginç: ‘Hiç kitap okumama ve yılda 10 kitaptan az okuma oranları dikkate alındığında katılımcıların %75’inin okumadığı söylenebilir.’ En çok kitap okuyan yaş grubu 12 kitapla 7-14, hiç kitap okumayanlar ise 65 ve üzeri yaş grubunda. En çok okuyanların 7-14 yaş grubu olması çocukların kitap okumadığı tezini çürütüyor. Tabii ne okuduklarına da bakmalıyız, bu yaş grubunun öğrenci olduğu yardımcı ders kitapları hariç yılda en az beş ders kitabı okudukları hatırlanmalı.”[5]

Okumamak yalnızca Türkiye’deki genç nesillerin sorunu değil! TheNationalLiteracyTrust’ın (Ulusal Okur-Yazarlık Birliği) yaptığı bir araştırmaya göre İngiltere’de 4 milyon çocuk (tüm çocukların üçte biri) tek bir kitaba bile sahip değil. Kitap sahibi olmayan çocukların sayısı 2005 yılından beri yüzde 10 artmış.[6] Bu veri de göstermektedir ki, bütün ülkelerde eğitim başta olmak üzere insanların basın-yayın araçlarından, sanat ve edebiyat eserlerinden yararlanma haklarının eşitçe sağlanması ve geliştirilmesi şarttır.

[1] James Raven, Kayıp Kütüphaneler--Antikiteden Günümüze Yok Olan Koleksiyonlar

[2]  http://haber.sol.org.tr/yazarlar/asli-kayabal/kutuphaneler-dibe-mi-vuruyor-42722

[3]www.cumhuriyet.com.tr, 22 Mart 2012

[4]http://www.bbc.co.uk/turkce, 23 Aralık 2014

[5] Metin Celâl, 22 Mayıs 2011 tarihli Cumhuriyet Kitap

[6]http://sabitfikir.com/haber/okuyamam-anne

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)