• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 32 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 28 °C

İnsan arkeolojisinde bir dip arayışı

İnsan arkeolojisinde bir dip arayışı
“Bir toplumun temel belirleyeni nedir?” sorusu ile ilgili bugüne dek milyonlarca sayfa yazılmıştır. Bir toplumu incelemek için toplumsal ilişkiler çeşitli başlıklara bölünmüştür. Siyaset, kültür, hukuk, adalet vs."

Bu kitabın temel iddiası şudur: insan davranışlarını, insan aklını, insani durumları incelerken, insanın evrimsel sürecini, milyonlarca yıllık evrimsel sürecinden getirdiklerini dikkate almak zorunludur. İnsanın evrim sürecini dikkate almadan, evrimin insan türü üzerindeki birikimini incelemeden verilen yanıtlar başarısız kalmaya mahkûmdur.

Taylan Kara

“Bir toplumun temel belirleyeni nedir?” sorusu ile ilgili bugüne dek milyonlarca sayfa yazılmıştır. Bir toplumu incelemek için toplumsal ilişkiler çeşitli başlıklara bölünmüştür. Siyaset, kültür, hukuk, adalet vs.

Ama hangisi daha öncedir?

Bu konuları ele alırken en yaygın bakış, bu başlıkların üstyapı- altyapı olarak sınıflandırılmasıdır. Klasik Marksist görüş, kabaca hukuk, kültür, siyaset gibi kavramları “üstyapı” olarak adlandırırken, ekonomi ve üretim ilişkilerini alt yapı olarak tanımlar. Birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde oluşu belirtilse de Marksist bakışta en azından diğer bakışlara göre ayrıksı olan, altyapıya yaptığı vurgudur. Toplum incelemesinde Marksizm’in getirdiği yenilik, kurumlarını incelerken birçok başlığın temeline iktisadı ve üretim ilişkilerini koymasıdır.

Kaan Arslanoğlu’nun Evrimci Açıdan Din Psikoloji Siyaset kitabı, esasen daha önceki “Evrim açısından devrim”, “Politik psikiyatri- yanılmanın gerçekliği 2” gibi kitaplarla aynı konuları benzer bir perspektifle ele almaktadır.

Bu kitabın temel iddiası şudur: insan davranışlarını, insan aklını, insani durumu incelerken, insanın evrimsel sürecini, milyonlarca yıllık evrimsel sürecinden getirdiklerini dikkate almak zorunludur. İnsanın evrim sürecini dikkate almadan, evrimin insan türü üzerindeki birikimini incelemeden verilen yanıtlar başarısız olmaya mahkûmdur.

“Altyapı”nın da altında ne var?

Bu kitaptaki bakış açısı, bu yapıları inkâr etmez; ancak bu üstyapı ve altyapı başlıklarının altına başka bir kavram yerleştirir: “dipyapı”. “Dipyapı” sözcüğü kitapta geçmemesine rağmen, kitabın çizdiği çerçeveye, işaret ettiği şeye en uygun kavramın “dipyapı” olduğunu düşünüyorum. Bu sözcüğü, bu vesileyle kitabın yazarı Kaan Arslanoğlu’na öneriyorum.

K.Arslanoğlu özetle şunu söylemektedir:

“Salt kültür, iktisat, ekonomi vs üzerinden insanı ve toplumları anlayamazsınız.  Üst yapı: kültür, alt yapı: üretim ilişkileri ve iktisat ise,  "daha da alt bir yapı"da vardır: DİP YAPI... Bu "dip yapı"yı da dikkate almak zorundasınız.” 

Biyoloji sadece biyoloji midir?

Toplumsal süreçleri anlayabilmek için birçok görüş vardır; bu bakış açıları da belli pencerelere, yöntemlere dayanır.  Bu kitabı ayrıksı kılan en önemli özelliği, bu tarihi olguları ve insan davranışlarını açıklarken, iktisat, kültür, ideolojinin yanı sıra biyolojiyi, özellikle de evrimsel biyolojiyi dikkate almasıdır. İnsan, her canlı gibi uzun bir evrimsel sürecin bir sonucu ise insan davranışları, insan aklı, kısacası insana ait olan her şey de evrimsel sürecin sonunda ortaya çıkmıştır.  “Kolumuz niçin iki tanedir?”, “kalbimiz niçin dört odacıklıdır?” gibi soruları, evrimsel biyoloji son derece büyük bir kesinlikle yanıtlayabilir. Evrimsel biyolojinin bu açıklamaları hemen hemen hiçbir zaman garipsenmez. Oysa

“insanların çoğu niçin dinlere inanır?”

“insanlardaki milliyetçi düşüncenin kaynağı nedir?”

“insan niçin diktatörlerin peşinden gider?”

gibi sorular da esasen biraz önceki sorular kadar evrimsel biyolojinin ilgi alanı içerisinde olan sorulardır. Az önceki sorulardan daha karmaşık olmaları, daha fazla etkenden etkileniyor olmaları, bu soruların niteliğini, önceki sorularla aynı sınıfta sorular olmaları gerçeğini değiştirmez. Eğer insan, evrimsel sürecin bir ürünü ise, kalbi gibi, kolu gibi, beyni gibi, aklı da, bilinci de, eğilimleri de evrimsel sürecin bir ürünüdür.

Oysa çok sık görülen yaklaşım, bu son sayılanların evrimsel biyolojinin dışına itilmiş olmasıdır.

Sanki insanın sosyalliği ve toplumsal ölçekteki davranışları onun oluşma süreci dışında tepeden indirilmiş, başka bir mekanizma ile insana aniden dışarıdan verilmiş gibi,sıra bu süreçleri incelemeye geldiğinde evrimsel biyoloji bilgisi yok sayılmaktadır. Bu konuları evrim sürecinin dışına atmak, bilim dışı bir tutumdur.

İnsanın fiziksel yapısı, biyolojik durumu,organları nasıl evrim sürecinin bir ürünü ise, aklı da, bilinci de, bilişsel süreçleri de evrimsel süreçlerle gelişmiştir; bunların da üzerinde, geçirdiği uzun evrimsel süreçlerin izleri vardır. İnsan aklını, bilincini doğru anlamak istiyorsak evrimsel biyoloji bilgisini yok sayamayız. Evrimsel biyoloji bilgisi olmadan bu süreçleri doğru anlamanın olanağı yoktur. Herşeyden önce bunu anlamak gerekir.

İki kültürün yeniden buluşması olanaklı mıdır?

C. P. Snow meşhur “İki kültür” adlı kitabında on yıllardır sosyal bilimler ile doğa bilimleri arasında olan ve giderek daha da artan mesafeyi tanımlamıştı. Giderek artan bu mesafenin gerek sosyal bilimlerde gerekse doğa bilimlerinde birçok etkisi olmuştur. Ancak bana göre sosyal bilimlerdeki en büyük sonuçlarından bir tanesi, sosyal bilimlerdeki “dil etkinliğinin”artması, felsefenin adeta bir “dil performansı” haline gelmeye başlamasıdır.

Bunun en açık örneklerini Alan Sokal’ın “Son Moda Saçmalar Postmodern Aydınların Bilimi Kötüye Kullanmaları” adlı kitabında bulabilirsiniz. Kitaptaki örneklere bakarsanız doğa bilimlerindeki kavramların gelişigüzel ve yanlış kullanımı ile adeta bir “saçmalıklar panayırı” görürsünüz.

Bu açıdan bakıldığında Kaan Arslanoğu’nun “Evrimci açıdan din psikoloji siyaset” kitabı, Snow’un tanımladığı doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasındaki mesafenin ortasında durmaktadır.

Alışılageldik yaklaşım, başlıklara, sosyal bilimlerle ilgili olduğunda sosyal bilimlerin içinden bakmaktır.  Bu bakış açısına göre evrim kuramı, doğa bilimlerinin, biyolojinin, tekniğin konusudur ve etkinliği o alanla sınırlıdır. Oysa evrim perspektifinden bakıldığında, bu konularla ilgili yepyeni kavrayışlar ortaya çıkmaktadır. Kitap, doğa bilimlerini yok sayarak yapılan sosyal bilime karşı bütünlüklü bir yaklaşım göstermekte, bu mesafeyi belirsizleştirmekte, yok etmektedir.

Bu kitap, C.P. Snow’un 60’lı yıllarda vurguladığı o mesafenin kapatılmasına karşı önemli bir katkıdır. Yazarın ele aldığı konular, din, psikoloji, siyaset, devrim gibi tamamen sosyal bilimlerin etkinlik alanı olsa da baktığı yer evrim kuramıdır.

Evrim teorisi cehaleti

Kitapta uzun uzun, teknik gibi görünen, sosyal bilimlerin alışılageldik literatürünü okumaya alışmış okurların yabancı olduğu bilimsel incelemelerden örnekler verilmektedir. Bunların her biri ayrı ayrı tartışılabilir. Kitabın üslubu son derece akıcı ve herkes tarafından kolayca okunabilir. Ancak bu kitabı gerçekten hakkıyla okumak isteyenlerin birçok “ön kitap” okuması gerekmektedir. Ülkemiz okurları arasında “evrim cehaleti” çok sık rastlanan, sıradan bir durum olup, bu evrim cehaleti, her hangi bir bilim konusundan çok daha derindir. Evrim kuramı ile ilgili sorun, sadece “bilgisizlik” değil, aynı zamanda “yanlış bilgi”lerdir. Kişisel gözlemim şudur ki evrim kuramı hakkında bilinenlerin %90’ı yanlış bilgidir. “Evrimi biliyorum” diyenlerin büyük bir çoğunluğu, evrim kuramının en temel görüşlerini bile yanlış bilmektedir.

Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, Genel görecelik, Maxwell denklemleri… Sıradan bir okur bunları da bilmez, ancak çoğunlukla bu konuları bildiğini de iddia etmez. Ancak konu evrim kuramına gelince hemen herkes bülbül kesilir; yalan yanlış bilgiler, zırvalıklar havada uçuşur. İşin tuhafı evrim kuramını, Darwin’i savunanların bir kısmı dahi, bugün artık tarihsel değeri dışında hiçbir geçerliliği olmayan Lamarck’ın görüşünü savunduklarından habersizdir.

Kısacası evrim kuramı konusunda bugün için yaygın durum ne yazık ki “bilmiyorlar, bilmediklerini de bilmiyorlar” durumudur.

Bir entelektüel “din”i olarak psikanaliz

Bu kitapta bir diğer önemli bulduğum şey, Freud ve psikanalize getirdiği ağır ve kesinlikle haklı bulduğum eleştirilerdir.  Freud ve psikanaliz eleştirisi kitabın yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır.

Freud bakışı ve literatürünün edebiyatta, sanatta, entelektüel dünyadaki bu baskınlığını dikkate aldığımızda bu eleştiriler son derece yerinde ve gereklidir. Bu denli kanıtsız ve bu denli bilimdışı bir yaklaşımın entelektüel dünyada ve özellikle de sol camiadaki anlaşılmaz prestiji, benzerleriyle karşılaştırılamayacak itibarı, yazarın bu konuya onlarca sayfa ayırmasına neden olmuştur. Yazar, hiç kıvırtmadan, hiçbir diplomatik dil kullanmadan psikanalize açıkça cephe almaktadır. Özellikle sol cenahta bu türden bir “safsata temizliği” yapmak çok önemli bir iştir.

Kitaptaki görüşlere katılıp katılmamanız bir yana kitabın bıraktığı son izlenim şudur: evrimsel biyoloji, sadece biyolojinin teknik bir konusu değil, bir “sosyal bilimler” konusudur aynı zamanda. Din, milliyetçilik, inançlar, diktatörlük, siyaset vs gibi konuları anlamak isteyen kişi, evrimsel biyolojiyi bilmek zorundadır.  Kitabı okuyan okurlar, bu cümleye şaşıranları ikna edecek sayfalarca kanıt bulacaklardır.  İçeriği bir yana sadece bu perspektif bile bu kitabı önemsemeye fazlasıyla yeter. İnsan araştırmasına merak duyanlar, bu kitapta tartışılacak ve üzerinde düşünülecek çok şey bulacaklardır. 

0000000683740-1.jpg

 

Evrimci Açıdan Din Psikoloji Siyaset, Kaan Arslanoğlu, İthaki Yayınları 2016

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)