• BIST 102.488
  • Altın 200,756
  • Dolar 4,8421
  • Euro 5,6715
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 28 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 31 °C

İşçiler OHAL'den endişeli: En az suç bizim, en çok yükü biz çekiyoruz

İşçiler OHAL'den endişeli: En az suç bizim, en çok yükü biz çekiyoruz
Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde farklı fabrikalarda çalışan işçiler darbe girişimi ve OHAL hakkında konuştu.

15 Temmuz’dan sonra tüm ülke gündemi darbe girişimine ve ardından ilan edilen OHAL’e  kilitlendi. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçilerin de gündemi darbe girişimi ve OHAL.

Evrensel'den Erdal Saran'ın haberine göre, darbelerin karşısında olduklarını söyleyen işçiler, OHAL konusunda da endişeli. Olağan zamanlarda bile hak talepleri ve örgütlenme konusunda sorunlar yaşadıklarını anlatan işçiler, OHAL koşullarında bütün haklarının ellerinden alınabileceğini belirtiyor. İşçiler, darbelerin de OHAL’in de sorumlusunun işçiler olmadığını ama en çok yükü kendilerinin çektiğini söylüyor.

8 senedir Arçelik’te çalışan metal işçisi, darbeyi atari oyunu gibi izlediğini, yaşananlara halen inanamadığını söyleyerek başlıyor söze. Bütün işçi arkadaşlarının darbenin karşısında olduğunu söyleyen işçi, bu ülkenin darbe yapılarak karanlığa sürüklenmesini istemediğini belirtti. Sonrasında arkadaşları ile çok konuştuklarını anlatan işçi, “Hiç kimse darbe taraftarı değil. Darbe başarılı olsa kim bilir kaç kişinin hayatı kararırdı” dedi.

‘OHAL UZUN SÜRERSE BASKI ARACINA DÖNÜŞÜR’

Bir başka Arçelik işçisi ise “Darbeye kesinlikle karşıyım. Sonrasında rütbesiz erlere yapılanlara da karşıyım. Orada hiçbir şeyden haberi olmayan, hepimizin akrabası, kardeşi tanıdığı olabilir. Erlerin linç edilmelerini içim kan ağlayarak izledim” diyor. OHAL ilanına ilişkin görüşlerini sorduğumuz işçi, “Birçok işçi tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyor. Yaşamamış çünkü. Hep kulaktan dolma bilgiler. Zaten fabrikada her konu böyle tartışılır. Herkes birilerinden bir yerlerden bir şey duyar, bir şey izler, ona inanır ve herkes birbirini ona ikna etmeye çalışır. Benim anladığım hükümet darbeye karışan ya da destek olan hatta olması muhtemel herkesi devletten temizlemek ve cezalandırmak için bu OHAL’i çıkarttı. Ancak uzun sürerse her konuda baskı aracına dönüşebilir. Adı üstünde olağanüstü hal. Neden yıllarca olağan olmayan yasalarla yönetilelim. Bir kaç ayda temizlik yapılıp kaldırılmalı” diyor.

‘OHAL OLMADIĞINDA BİLE SIKINTI YAŞIYORUZ’

Kafaoğlu, Arıkan Kriko, NSK, Candy Grup, Renta Metal fabrikalarında çalışan işçilerle de darbe sonrası fabrikalarındaki tartışmaları konuştuk. NSK armatürde çalışan bir işçi, “Darbe olsaydı biz herhalde batarya sıkmaya devam edecektik iş yerinde” diyerek sözlerine başlıyor.  “Darbeyi hep kitaplardan, yaşı 50 ve üzeri olan abilerimiz, ablalarımızdan duyardık. Ama bu sefer canlı olarak televizyondan izleme fırsatı bize denk geldi. Tabii bir girişim olarak kalıp gerçekleşmemiş olması hepimizi mutlu etti. Darbe gerçekleşseydi bugüne kadar duyduğumuz o kötü hikayelerin hepsi gerçekleşmiş olacaktı. Daha fazla kişinin canına ve malına kastedilecekti” diyor. Darbenin engellenmiş olmasının sevindirici olduğunu ancak OHAL’le ilgili endişeleri olduğunu dile getiren işçi, “OHAL kararının demokratik olduğunu söylemek çok gerçekçi değil. Biz OHAL olmadığı zamanlarda bile örgütlenme sıkıntısı yaşıyoruz. NSK’de aylardır yeter sayımız olduğu halde yasal sorunlar yüzünden sözleşmeye oturamıyoruz. Çalışma hayatımızda hak mücadelemizi bir o kadar zorluklarla ilerletirken, OHAL koşullarında neredeyse haklarımızın, bu mücadelenin ortadan kalktığını söylesek abartmış olmayız. Kaldı ki OHAL açıklaması yapılalı daha 24 saat geçmeden İstanbul’da iş ve ekmekleri için direnen kardeşlerimize OHAL bahane edilerek çadır açtırılmamıştır. Demokrasinin yeniden tesisi için kötü yolların kullanılması yanlıştır. Dilerim en kısa zamanda OHAL kaldırılıp, demokrasinin gerçekten işlediği bir duruma geçiş yaparız. Ancak o zaman işçi kardeşlerim haklarını gerçek anlamıyla savunabilir ve kazandığımız haklarımız ancak gerçek bir demokraside güvence altında olur” şeklinde konuşuyor.

‘NE DARBE NE DE OHAL YASALARI OLMALI’

Kafaoğlu’da çalışan kadın işçiler ise bazı arkadaşlarının darbe gecesi ve sonrasında gerçekleşen mitinglere gittiğini, ekonomik koşullardan bunalan bazı işçilerin ise hiçbir şeyle ilgilenmediklerini anlatıyorlar. Bir kadın işçi şunları söylüyor; “15 Temmuz’da önce şaşkınlık sonra da endişeye, korkuya büründük. Neler oluyor diye düşünürken beynimiz yandı resmen. Böyle darbe mi olur? Bu bir oyun mu yoksa? Gerçekten darbe olduğu, ülkenin demokrasisine, istikrarına darbe yapılmak istendiği söylendi önce. Sonra halk alanlara çağrıldı ‘Demokrasi Nöbeti’ tutmaya. Sokağa çıkan halkın sayesinde darbe girişimi engellendi sözde. Demokrasi kazandı, bayram ilan edildi onca insanın ölümü üzerine. Peki bu olağanüstü hal neyin nesi? Olağanüstü hal durumlarında demokrasiden söz edilebilir mi? Olağanüstü hal ilanından sonra ilk yapılan şey direnişteki işçilerin çadırlarına saldırmak oldu. Halkı ilgilendiren bütün meseleler arka planda kalıverdi. Ne darbe ne baskıcı OHAL yasaları olmalı. Demokrasi ve insanca yaşayacak iş koşulları olmalı.”

‘OĞLANI EN UCUZ ÖZEL OKULA YAZDIRDIK, KAPANDI’

Arıkan Kriko’da çalışan işçiler de yaşananları kaygıyla izlediklerini belirtiyor. Fabrikalarında son 15 gündür başka konu konuşulmadığını söyleyen 45 yaşındaki Arıkan metal işçisi, “Yahu darbe oldu, OHAL oldu. Ben diyorum ki kendi kendime patatese, soğana zam gelir mi? Enflasyon kesin alır başını gider diyorum. Sonra dönüp kendime diyorum ki; Be kendini bilmez, her gün insanlar ölüyor, her gün çocuklar ölüyor, sen anca patates soğan düşün! Ama düşünme de ne yap? Evde onca kişi senden ekmek beklerken düşünme de ne yap” diyor.
Büyük oğlunu özel okula verdiklerini anlatan işçi, “Öyle durumumuz el verdiği için değil, mecburiyetten. Herkes mahallesinde okuyacak dediler, bizim mahallede sadece imam hatip ortaokulu var. Ama ben çocuğumu oraya göndermek istemiyorum. Mecbur yazdırdık en ucuz özel okula. O da darbeyle birlikte kapatılmış şimdi. Akrabalarda ikametgah göstersek, orada oturuyor desek, e ikametgah işlemleri durmuş OHAL yüzünden. Gece kafamı yastığa koyuyorum ama gözüme uyku girmiyor. Herkes her şeyi yapıyor yapmasına da olan yine sana bana oluyor işte” diyor.

‘EN AZ SUÇ BİZİM, EN ÇOK YÜKÜ BİZ ÇEKİYORUZ’

Arıkan’da çalışan kadın işçi ise “Havaya uçan Millet Meclisi, köprülerde tanklar ve askerler, Ankara sokaklarında yerde hareketsiz yatan insan bedenleri... Peki bunlar olurken işçiler ne yapıyordu?” diye sorarak başlıyor sözlerine. Sorduğu sorunun cevabını yine kendisi veriyor; “Cumayı cumartesiye bağlayan gece evlerinde darbe girişimini izleyen işçiler cumartesi sabahı mesaiye zorlandılar. O sabah sokağa çıkmaya çekinen insanlar fabrikalara girmeye zorlandılar. Yetişmesi gereken işler vardı. Düşünmemeli, konuşmamalı, sorgulamamalıydılar. Sadece üretmeliydiler. Ben bir işçi olarak tüm bu yaşananlardan en az biz suçluyuz diyorum. Ama en çok yükün yine bizim üstümüze binmesine itiraz ediyorum.”

‘OHAL OLMALI AMA AYARI KAÇMAMALI’

Candy Grup’a bağlı fabrikalarda çalışan işçilerin bir kısmı ‘OHAL olmalı’ derken, bir kısmı da endişeyle yaklaşıyorlar olanlara. Genç bir metal işçisi, “Darbe iyi ki başarısız oldu, ben o gece motorumla çıktım şehir merkezinde tur attım. Eskişehir’de bir hareketlilik yoktu, ancak buradan İstanbul’da,Ankara’da şehit olan insanlara destek olmak için çıktık sokaklara. Olağanüstü hal Fransa’da da oldu. Bu kadar büyük bir kalkışmadan sonra olağan yasalarla nasıl temizlenecek bu pislik. Sadece bunlarla mücadele için kullanılmalı tabii ki o konuda ayarının kaçmaması gerektiğini düşünüyorum” diyor.

‘DARBE ENGELLENDİ, TEK ADAM YÖNETİMİ OLMASIN’

Bir başka işçi ise yaşananlara anlam vermekte zorlandığını söyleyerek, “Bence 15 Temmuz gecesi yaşananlar cinnet filmi gibiydi. Hayretle, korkuyla izledik. ‘Ya darbe olsaydı’ diyerek kafamı yastığa koydum. Bir an eski bildiklerim duyduklarım geldi aklıma. Çocuklarımız için gerçekten endişe duydum. Çok şükür darbe engellendi, ancak arkasından çıkan OHAL’in çok tehlikeli sonuçları olabilir. En ufak hak alma mücadelesi bu yasa çerçevesinde engellenebilir. Şimdi darbe engellemek adına tüm kurumlar Cumhurbaşkanına bağlanırsa bu da tek adam yönetimi olmaz mı? Anayasa tartışmaları var bu kapsamda her türlü hakkın özellikle işçi, emekçiler açısından korunduğu bir anayasa olmalı. Ülkemiz bir cinnet ortamına sürüklendi bir daha sokaklarda insanların öldüğü erlerin linç edildiği görüntüleri inşallah görmeyiz” diyor.

‘DEMOKRASİ VE HAKLAR İÇİN BİR ARAYA GELMEMİZ LAZIM’

ETİ bisküvi ve çikolata fabrikasında çalışan işçiler de fabrikalarında ve mahallelerinde 15 gündür darbe tartışmalarıyla kalkıp bu tartışmalarla yattıklarını söylüyor. Bir Eti işçisi  “Darbe gecesi su alayım dedim. Marketlerde su kalmamış. O derece insanlar paniklemiş. Askerin tanklarla yaptıklarını kabul etmek olanaksız. Benim tanıdığım bir kaç insan var. Bir kaç kere Cemaatin evinde sohbetlere gittikleri için korku içindeler. ‘Valla herkes gidiyordu, öyle bir iki gittik’ diye ürküyorlar şimdi. Kurunun yanında yaş da yanmaz umarım. Demokrasi ve haklar için bizlerin bir araya gelmesi lazım. Ama fabrikalarda insanlar bölünmüş, günlük kaygılarla boğuşmakta. Hal böyle olunca her türlü gerici cemaat örgütleniyor, güçleniyor. Sonra ülkenin başına böyle bela oluyor işte” diyor.

‘DARBE OLSA SENDİKAYI KAPATIRLARDI’

10 senedir Eti’de çalışan başka bir bir işçi ise darbe girişimini gerçekleştirdiği belirtilen cemaatçilerin nasıl olup da bu kadar güçlendiğinin sorgulanması gerektiğini söylüyor. Darbe girişimi gecesi kaygı herkeste vardı. Bizim burada, Eti’de eleştirsek de sendika var. Eğer darbe olsaydı onu kapatırlardı. İnsanların yaşantısı zaten kötü daha kötü olurdu bence” diyor.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)