• BIST 109.024
  • Altın 151,143
  • Dolar 3,6591
  • Euro 4,3237
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 31 °C
  • Antalya 27 °C

İslamcılığın iktidarla imtihanı: 15 Temmuz ilk değil, son olacak mı?

İslamcılığın iktidarla imtihanı: 15 Temmuz ilk değil, son olacak mı?
Hangi tarihten, hangi hatadan bahsediyorsunuz siz?

Aydın TONGA

“Fethullahçı Örgütün” kendi “İslami yorumunu” referans alarak hareket ettiği, ortalama zekaya sahip bir insanın kavrayabileceği açıklıkta bir hakikattir. Örgütün kitle tabanı, söylemleri ve yaslandığı dini külliyat bu durumun en açık kanıtıdır. Bununla birlikte bir diğer hakikat de örgütün İslam dinini temsil edemeyeceği, sadece kendi zaviyesinden İslam dinini tanımladığı ve bu doğrultuda siyasallaştığı ve örgütlendiği gerçeğidir. Dolayısıyla 15 Temmuz kanlı darbe girişimi örgütün din anlayışı ve siyaset mantığı üzerinden sorgulanmalıdır. Öncelikli olan budur çünkü.

Öyle ki “İslam Dünyası”nda iktidarı din adına ele geçirmek gibi bir problem sadece bugünün değil yüzyılların sorunudur. Ve bugün sadece Fethullahçı Örgüt değil dünyanın farklı bölgelerinde savaş veren eli kanlı nice “İslamcı Örgüt” de bu doğrultuda hareket etmektedir.

Fakat gelin görün ki, bu nesnel gerçeklik dahi özümsenebilmiş değil. Elbette siyasal İslamcılar bu hakikati biliyor ama bu tartışma hali onlar için zülfü yare dokunmak olacağından bu konulara pek eğilmek istemiyorlar. Dolayısıyla 15 Temmuz kanlı darbesi çoğu yerde, “Cumhuriyet dönemi politikaları bu darbe girişimine zemin hazırladı” söyleminden hareket edilerek tartışılıyor. Sözüm ona Cumhuriyet döneminde vuku bulan baskı ve zulümler Fethullahçı Örgütü ve onun kanlı kalkışmasını ortaya çıkarmış. Tabi meseleye böyle yaklaşınca hemen tarihe dönüp işe yarayacak olguları toplamak ve buradan bir teori yaratmak kolay oluyor. Neticede siz ne İslamcı Örgütlerin ve onların dayandığı mezheplerin iktidar perspektifini sorguluyorsunuz ne de meselenin tarihsel sürekliliğine vurgu yapma gereği duyuyorsunuz. Fakat hemen şunu söyleyelim ki, bu tez daha ortaya konduğu anda çürümeye muhtaçtır. Çünkü darbe ya da isyanlar bugün üzerinden sınırlandırılacak veya anlaşılacak bir sorun değildir; İslam tarihi bunun örnekleri ile doludur nitekim. Dileyen tarihin bu karanlık sayfalarına ayrıntıları ile bakabilir. Biz bu yazıda sadece Türkiye tarihine eğileceğiz ve iktidar odaklı bağnaz din anlayışının yarattığı kimi yüz karası örnekleri aktarmaya çalışacağız.

Başlayalım.

Bakın tarih 1993 değil, Madımak oteli kuşatılmamış henüz. On yıldan daha uzun bir süre öncesinde yine Sivas’da insanlar diri diri yakılmaya çalışılıyor; yıl 1978 ve yer Alevilerin yoğunlukla ikamet ettiği Alibaba mahallesi. Saldırılar sonrasında 12 kişi yaşamını kaybederken 200’den fazla kişi de yaralanıyor. Ve Milli Gazete o günü manşetlerine şöyle taşıyor: “Sivas’ta Bayram böyle geçti”,  9 ölü 100 yaralı”.[1]

Devam edelim.

Gündüz gün ortası, herkesin gözleri önünde “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” nidalarıyla insanların ateşe verildiği günlere daha çok var. Bu kez yer Kahramanmaraş, saldırganlar yine şuursuzca dört bir tarafa saldıran bağnaz, gözü dönmüş kimseler. Alevi ve “sol” kimliği ile bilinen mahalleler yine kuşatma altında. Sonuç ise korkunç; 150 ölü, yüzlerce yaralı ve 200’ün üzerinde yakılan ev... Dönemin Hergün gazetesi ise katliamı sayfalarında şöyle görür: ‘Komünistler kardeş savaşını Kahramanmaraş’ta başlattı, ölü sayısı 200’e yaklaştı, olaylar dün de sürdü; sokaklardan cesetler toplanıyor, hastanelerde yer yok, doktor yardımı istendi, şehirde yiyecek, yakıt ve ilaç sıkıntısı başladı, askeri birlikler güvenliği sağlama çalışıyor.’[2]

Oysa aynı günlerde Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız cuma vaazında şu "öğütleri" veriyordur: "Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP'li Sünni imansızları temizleyeceğiz."[3] Üstelik tahrik düzeyi yüksek sloganlarla evleri basılan insanlar Alevi ya da “sol” görüşe mensup insanlardır. Katledilenlerin çok büyük bir kısmı da böyledir. Dönemin savcısı Dündar Saner da yaşanan katliamın boyutunu şöyle ifade eder: “Küçük çocukların ve yaşlı adamların üzerine gaz dökülerek yakılmış, insanlık dışı olaylar işlenmiştir. Toplu katliam olayları, toplu halde ceset bulunmasıyla doğrulanmaktadır. Ölü sayısının resmi miktarı aşarak iki yüzü aşacağını tahmin ediyorum."[4]

Maraş Katliamından iki yıl sonra bu kez korkunç bağnaz saldırıları Çorum’da görürüz. Bu olaylarda da 57 insan yaşamını kaybeder, 300’e yakın insan yaralanırken yine 300’e yakın ev ve işyeri tahrip edilir. Failler de mağdurlarda aynıdır elbet. O günlerde yayınlanan bir bildiri de saldırganların kimliğini ve amaçlarını açıkça ortaya koyar. O bildiri de şunlar yazmaktadır: "Müslüman namusuna sahip çık 19 Mayıs gösterileri adı altında yine namus bacılarımızın iffet ve hayasına kahpece ve haince saldıracak bir gün geliyor. Yüreklerimizi parçalıyor, içimize kan akıtılıyor. Yine Müslüman evlâdı kan ağlamaya kafir düzen tarafından soyularak, en müstehcen ve kepaze kılıkta teşhir edilecektir...Ne mutlu canı ile, kanı ile, malı ile CİHAD edenlere”[5] Bu gerçekliğe rağmen Tercüman gazetesi saldırıları “milliyetçi” bir vekilin gözünden aktarmayı tercih eder: Ve o vekil şöyle konuşur anılan gazeteye: “Olayları komünist çevrelerin tezgâhladı mezhep kışkırtıcılığı ve bölücülük temelinde Çorum’da devlete baş kaldırılmıştır” [6] Utanç günleri böyle devam etmektedir.

İktidar odaklı din anlayışının sonucu olarak ortaya çıkan son saldırı/katliam örneğini de Madımak kuşatması üzerinden vermek istiyoruz. Pir Sultan Abdal şenliklerine davetli olarak 1993 yılında Sivas’a gelen aydın, sanatçı ve yazarlar, Madımak otelinde topluca yakılmak istenmiş ve bu yangında 35 kişi katledilirken, iki saldırgan da yaşamını kaybetmiştir. Caniler oteli yakarken “bu cehennem ateşi” demeyi de ihmal etmemiştir elbet. Olayın hemen akabinde ise İBDA-C çizgisine yakın bir dergide şu satırlar kaleme alınmıştır: "Kendinen zuhur" şeklinde ortaya çıkan şanlı Sivas kıyamından alınacak ne çok ders var herkes için! Biz sadece çok azının altını çizebildik! Sivas'taki "Cuma’da ani zuhur"dan, son olarak altını çizmek istediğimiz husus şu: Halk, hakkına sahip çıkıyor ve 70 yıldır kendisine hayatı zindan eden işgalci laiklere karşı "kısas"ın hayat veren soluğuna sığınıyor! Artık TC'de hayat, yalnız Müslümanlar için zor olmayacak, işgalci laikler için de zor olacak! Sivas, sadece küçük bir haber! Herkes safını doğru seçmekle mükellef! Bizden söylemesi!”[7]

Onlar bunu hep söylediler. Ve Türkiye ölçeğinde bile bağnaz iktidar odaklı kitleler söylem ve eylemleri ile varlıklarını her zaman en acı biçimde hissettirdiler. Onun için bugün kalkıp “Cumhuriyet Dönemi” hatalı politikalarından bahsetmek hiç inandırıcı olmuyor.  Çünkü karşıtını “kafir” olarak kodlayıp öldürülmesine fetva veren toprakların üzerinde yaşıyoruz biz. Çünkü biz bugün hala katliam fetvası verenleri “hayırla” yad ediyoruz. Bu durum da kim, kimin hatasından, ayıbından, günahından bahsetmeli.!

Bakın Osmanlı İmparatorluğu’nun en “kudretli” Şeyhülislamlarından Ebu Suud kendisine sorulan sorulara nasıl cevap veriyor:

Soru: Kızılbaş topluluğunun, dine göre topluca öldürülmesi helal midir? Bunları öldürenler gazi, bu öldürme sırasında ölenlerde şehit olur mu?

Cevap: Kızılbaşların topluca öldürülmeleri elbette dinimize göre helaldir. Bu, en büyük kutsal savaştır. Bu yolda ölmek de şehitliğin en ulusudur.

Soru: Kızılbaşların öldürülmesi, İslam sultanına (Osmanlı Padişahı) düşmanlık besledikleri için mi şarttır, yoksa başka nedenleri var mıdır?

Cevap: Bunlar hem sultana isyan ederler, hem de dinsizdirler.[8]

İşte bugün dahi Ebu Suud büyük bir saygınlıkla anılıyor ve onunla aynı suça iştirak eden padişahlar el üstünde tutuluyorsa, durum düşünmek lazım; tarihte kim hatalı idi, “Fethullahçı Kalkışmayı” Cumhuriyet dönemi politikaları mı yarattı, yoksa bu tarihe bağnaz din yorumu ve eylemleri ile mi geldik; herkes elini vicdanına koyarak sorgulamalı önce. Emin olunuz bunu yapmadığımız takdirde ne bağnaz, despot din yorumu ile yüzleşebilir ne de bu kanlı hareketlerin önüne geçebiliriz. Fakat bizim gördüğümüz şu ki, “muhafazakar mahalle” bu tarihle hiç yüzleşmedi, eğer öyle olmuş olsaydı Necip Fazıl tarafından kaleme alınan şu satırları mahkum eder, böyle bir metnin “insanlık suçu” olduğunu ifade ederdi.  Bakın o satırlarda neler yazılı: “Allah ve Sevgilisinin düşmanlarını, bütün ölüleri ve dirileri, bütün soyları ve sopları, bütün cinsleri ve şubeleriyle en küçük af ve ihmale terketmeyi, bizzat Allah ve Sevgilisine en büyük ihanet sayacağız! Bunları, çürümüş ataları ve henüz doğmamış torunlarına kadar kezzapta eritmeyi ve Allah ve Sevgilisi düşmanlığına karşı, yarın Allah imkan verecek olursa, vatan ormanlarının yetmiyeceği kadar idam sehpası kurmayı, bu sehpalarda asırlık ihanetlerin bütün cesetlerini, manalarını, eserlerini ve tesirlerini sallandırmayı ve karşılarında tarihin henüz bir eşini kaydetmediği şehrayinler tertiplemeyi, İslami merhametin hakikatı adına şimdiden taahhüt ediyoruz.”[9]

Hata mı, yüzleşme mi, hesaplaşma mı diyordunuz. Buyurun ilk sınavımız Necip Fazıl Kısakürek olsun o zaman.!

Dipnotlar:

[1] Feza Erdendoğdu, TÜRKİYE BASININDA 1978-1980 YILLARINDA YAŞANAN ALEVİ KATLİAMLARINA DAİR MANŞET HABERLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI ÜZERİNE BİR İNCELEME, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2014

[2] A.g.e

[3] http://bianet.org/bianet/siyaset/111379-30-yil-once-maras-katliaminda-neler-olmustu

[4] Aydın Tonga, Bu yaşananlardan ders alınsaydı AKP'li Külünk o sözleri söyleyebilir miydi

Oda tv.

[5] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/76477/Corum_da_Alevilerin_katledilisinin_34._yili.html

[6] Feza Erdendoğdu, a.g.e

[7] Faruk AKINCI Taraf, l Ağustos 1993)

[8] Aydın Tonga, Derin İslam, Doğu Kitabevi, 2015

[9] Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu, sayı 49.1951

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)