• BIST 104.539
  • Altın 163,366
  • Dolar 3,9376
  • Euro 4,6999
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 3 °C
  • Adana 7 °C
  • Antalya 8 °C

İstanbul'dan bir turist geçti

İstanbul'dan bir turist geçti
Ülkemin içinde turistimize karşı yaşadığım mahcubiyetleri ben bilirim. Bu yazının mahiyeti bu çerçevedeki yaşadıklarımız olacaktır. Eldeki fener, kişisel gibi gözükse de huzmesi içimizi yani hizmet sektörümüzdeki insan sakatlıklarını aydınlatacaktır.

SAMİ GÜNAL

Turizm için en metaforik olan pragmatik tanım, “Altın yumurtlayan tavuk!” ya da “Bacasız sanayi!” tanımıdır. Hadi bir tanım da biz ekleyelim: Sarı altın!

Ağır bir turizm yazısı yazma niyetinde değilim.

İnsan kendi pratiğinden hareketle bu tavuğun nasıl kesildiğine mi veya bacanın nasıl yıkıldığına mı yansın? Bir de bunun yanında inanç temelli, sosyal hayatın saygısızca nasıl yozlaştırıldığına mı?

Turist dediğiniz bireyler ya da topluluklar, bir elinde sizden satın aldığı turistik maddi varlıkları taşıdığı valizle; öte yandan da yarattığınız memnuniyet çerçevesinde yüreğinde size ait hoşnutluklarla gönüllü olarak kültürel elçiniz ve ülkesindeki Fahri Baş Konsolos’unuz olma valiziyle döner.

Eğitimde ileri metotlar uygulayan bir Avrupa ülkesinde -titrini kendi tanımlamasıyla sıfatlandıralım- “Yerel Parlamenter” ve akademisyen olan bir hanım arkadaşım, ülkemizin insanına, doğasına ve tarihi yapısına olan hayranlığından dolayı yaz tatilini Türkiye’mizde geçirmek üzere, İstanbul’da üç haftalığına misafirim oldular.

Yediğimiz-içtiğimiz ve yaşadığımız hoşluklar bizim olsun…

Ülkemin içinde turistimize karşı yaşadığım mahcubiyetleri ben bilirim. Bu yazının mahiyeti bu çerçevedeki yaşadıklarımız olacaktır. Eldeki fener, kişisel gibi gözükse de huzmesi içimizi yani hizmet sektörümüzdeki insan sakatlıklarını aydınlatacaktır.

Turiste iki türlü yaklaşılmaktadır. Bir, yabancı oluşuna karşı toptancı bir yaklaşım, iki, cinsiyetine göre. Kadın turist olunca hizmet ve sokak sektörü ekstra rejim uygulamaktadır.

Cazibe yaratmanın ve turist çekmenin tek yolu; güzel ve geniş yolların ve ulaşım araçlarının ferah ve çeşitli olmasıyla birlikte konaklama mekânlarının da gerçekten çoğu Avrupa ülkelerinde olmadığı kadar modern, ferah olması hatta tecrübelerimden bilirim ki benzinliklerin ve mola yerlerinin onlarınkinden biraz da gereksizce geniş, süslü püslü olması değildir. (Ki tarım alanlarını katlediyoruz.) Bunlar yetmiyor. İnsanların ve hizmet sektörü elemanlarının daha saygın-saygılı ve hoşgörülü olması gerekiyor.

Turizm, öyle gelene hoş geldin, gidene güle güle, derim basitliğiyle organize edilemez.  

Amerikalı bir turist Anadolu topraklarını gezinirken doğal ihtiyaç yönünden sıkışmış. Ikına sıkına etrafına bakınmış tuvalet bulamamış. Tarlasında çift süren köylüye can havliyle tuvalet sorunca köylü,

- Yazı yaban senin, geç bir köşeye yap, demiş.

El mahkûm def-i hacet eyleyince ne tuvalet kâğıdı, ne de su-sabun! Amerikalı kızgınlık içinde,

- Siz de yok organizasyon! demiş. Bizim köylü,

- Organizasyon içinde olan bir memleket olsaydık siz, bizim değil; biz, sizin memleketin içine ederdik, demiş.

Nereden başlasam acaba?

Canımı ziyadesiyle sıkan erkeksi zevzekliklerden mi başlasam?

Çocukluğumda yaşadığım Anadolu kentine bir turist gelmeye görsün. Kendilerinden başka yabancı insan görmemenin merakı içinde çarşıda turistlerin peşlerinde miting kalabalığı gibi ben diyeyim yüz, siz diyesiniz beş yüz adam merakla toplaşırdı. Abartmıyorum! Şortlu mortlu kadın turist olması coşkuyu daha da arttırırdı.

Yabancı kültürlere yabancı kalınmasından ve “Alamancıların” Avrupa’daki kadın-erkek ilişkilerini kendi geleneksel ve inançsal süzgeçlerinden abartılı geçirerek anlatmalarının etkisiyle, kendi kültüründeki kadınlara medeni bir selam dahi veremeyenler, Avrupalı kadınların daha kolay elde edildiği kuruntusu ve hevesine kapılırlardı.

Çok ünlü bir ozanımızın İtalyan kökenli bir eşi olmuştu. Yukarıda anlattığım zihniyet çerçevesinde, ozanımızın çok ünlü anlı şanlı sanatçı dostları İtalyan gelinimize “kolay elde edilir” mantığıyla yaklaşmışlar ve tarihte yerini alan aile faciasına yol açmışlardır. Bu münferit olay afaki değil, edebi eserlerde yer alarak tarihe mal olmuştur. 

Bendenizin “yabancı misafirimle” benim bir hesap üzerine birlikteliğim olabileceği var sayımıyla, “yabancı gelin” muamelesi yapılmaya heves edilmiştir. Söyle, bize de bir tane getirsin, zevzekliği yapılmıştır. Neyse ki misafirimizin titri ürkmelerine sebep olmuştur.

Zevzekliğin bini bin para. Bize getir, yarım saat İngilizcemizi geliştirelim hevesinden tutun da destursuz elektronik-klasik adres talebine kadar… Tabii ki bu zevzekliklerin sahipleri, tanışlarımız olması sebebiyle kaş göz ağartmalarımızla tatlı şekilde savuşturuldu. Avrupalı insanlara ticari mantıkla yaklaşılmaktan vazgeçilmelidir.

Eh, söz konusu olan turistik faaliyet olunca yeme-içme, eğlenme, gezme faslı esas aktivite olmuş oluyor. Esnaf kan ağlıyor. Avrupa’yla ve komşularımızla olan dış politikanın etkisi ve terör belasından dolayı sokak ve mekânlar bom boş. Ortalıkta bir biz, üç beş de Arap turist.

Bari hizmet sektörümüzdeki kalite yerinde durmuş olsa!

Anlı şanlı Çiçek Pasajı’ndan, Nevi Zade’ye, oradan Fransız Sokağı’na… Geçiniz Kumkapı’ya... Garsonlarımızın ısrar tacizkârlığına ve menüyü gözümüze sokmaya çalışarak, yetmedi kolumuza girip çekiştirmecesine bir takım ucuz pazarlıklara girişmelerinin misafirleri ürkütmelerine ne demeli? Tabii çaktırmadan medeni olmaya davet ederek hızla uzaklaşmaya çalışırken bize yetişememiş olan diğer garsonların arkadan bağırarak, “Abi, bizim menünün nesini beğenmedin, öksüz bırakma be, bir baksaydın!” demesi, benim zembereğimi boşalttı. Geçelim…

Kumkapı’da tacizcilerin elinde bizi kurtaran ve “Beyefendi, ben Tunceliliyim. Biz demokrat insanlarız, zorlama olmaz, sizi dinlendirmek istiyorum…” diyerek gönlümüzü ve de hakkıyla parasını kazanan şef garson “Hıdır” dostumuza buradan teşekkürler.    

Kapalı Çarşı’sız turistik gezi mi olurmuş! Geziniyoruz… Haliyle hanımefendilerin her daim gözdesi olan takıcılara uğruyoruz.

Pek anlamam ama imitasyon olduğunu kavradığım turkuaza boyanmış parmağa geçirilen bir teneke parça üzerinde bilgi almaya koyulduk. Esnafımız, bıktırıcı derecede o yüzüğün nasıl enerjiler alıp verdiğini, şanslar ve kısmetler kapısı açtığını anlatmaya koyulurken ben, esnafın hesap kurnazlığını hesap ettiğim için tenekenin fotoğrafını çekip bu işlerden anlayan bir tanıdığıma pas ettim.

Cevap geldi ki, teneke üzerine minicik yapıştırılan boncukların turkuaza boyanmış, bir ürünün imitasyonu olan bir şey ve fiyatının da değersiz olduğunu söylüyordu.

Esnafımız aldı eline hesap makinasını, sizin için şu indirim, bu indirim şeklinde bir buçuk dakikayı bulan tuşlamalar sonunda 375 lira deyince vedalaştık. İyi mi ettim? Esnafın, benim olan arkadaşım için, “Benim turistimi niye kaçırıyorsun?” diye bana sıvanmaya kalkışmasına ne diyeceksiniz?

Eh, İstanbul’un değişik iki yerine konumlanmış, İstanbul’u 360 derece seyir eyleme teraslarına çıkmamak olur mu? Olmaz! İstanbul en güzel hangi saatte seyredilmeli? E tabii ki akşam güneşinin kızıllığında elbette.

Dayandık Galata Kulesi’ne. Hoop çıkamazsınız! Neden? Yaz günü Saat 20.30’da kapanıyor. Turistsiz kentte turiste kaç taktiği bu olsa gerek. İnadına tekrar gittik erkence. Maksat memleket kazansın! İçerideki, paramızla kimi unsurların zorla ve eksik seyrettirildiği yanlış turistik simülasyon densizliğine değinmek istemiyorum yazı politikleşir.

Levent’te, Türkiye’nin en yüksek binasındaki seyir terasına çıktık, başka rezalet karşıladı bizi. Teras alanında bir inşaat düzenlemesi ve demir doğrama faaliyeti ki evlere şenlik. Şenlikli bir şey yok, tehlike var. Ayağınız takılıp da bir tökezleseniz sendeleyip cama boca olup hoop 261 metreden paraşütsüz aşağıya ineceksiniz. Asansör görevlisinin tüm misafirlere nezaketsizliğini yazmayayım; tacizkârlıklardan sıkılmaya başladım.

Anadolu Kavağı’nda hiçbir uyarı levhası olmaksızın turistik kalenin Boğaz’a nazır teras kısmının kapatılmasını uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. O iki kilometrelik yokuşu kan ter içinde boşu boşuna çıktığınızla kalıyorsunuz. Turiste zorla, sahiden yok bizde organizasyon demenin Arapçasını öğretiyorsunuz.

Ne deseniz terse çekilecek. Bu memlekette gayrimüslimler ve turistler, seferiler yok mu? Sarıyer’den, Rumeli Kavağı’na kadar Boğaz’a nazır yol üstünde misafire şarap sunacak bir mekân bulamadık. Kimsenin, vah vah ne eksiklikmiş, deme densizliğine hakkı yoktur. Onlar da bize, neden içmiyorsunuz demiyorlar. Karşılıklı hakları gözetmeliyiz.

Anadolu Feneri’ndeki restoranın balık ızgarasının bakımsızlığından dolayı midemize pas karışmasından mütevellit rahatsızlığımızı, memleketin ali menfaatlerine ve milli bütünlüğüne zarar vereceği için anlatmak zararlı olabilir.

Yeniköy mekânlarının birinde, koca kadehin dibinde tükürük hacmindeki kırmızı şarabın, beyaz şarap yerine ikame edilmeye kalkışılmasını Aziz Nesin yazsın isterdim.

Kısa keselim! Şimdi okuyucular, adam durmadan yediğini içtiğini anlatıyor demesinler. Turist turistse, gezme ve yemeden-içmeden başka ne faaliyeti olabilir? Kongre turizmi de olsa, sanatsal turizm de olsa, iş turizmi de olsa, sağlık turizmi de olsa sonuçta öne çıkan ve iz bırakan aktivitelerin öne çıkanı, yeme içme ve hizmet karşılığı olacaktır. Mide ve keyif turizmi döviz kapınızı kapatabilir. O derece önemlidir.

Bir de sosyo psikolojik ve eğitimsel bir gözleme yer verelim. Şişli’de Cumhuriyet gazetesi önünde, içinde hasta olan bir ambulans bas bas bağırıyor. Kimse yol vermiyor. Yol veren olsa öbür uyanık sürücüler ambulanstan önce dalıyorlar ambulans yine hareket edemiyor. Turistimiz saçını başını yoluyor bu nasıl anlayış diye. En sonunda dayanamadı trafik polisliğine kalkışacaktı engel oldum. Dur! Dil bilmiyorsun diş bilmiyorsun… Neyi düzelteceksin? Geçen günlerde bir trafik memuru Vali geçiyor diye ambulansın yolunu kesmiş. Meraklısı internette bulabilir. Eğitimci turistimizden eğitim notumuzu da aldık.

Bir yazar arkadaşım bunları “kadın turist” ağzından günce olarak yazsana, dedi. Bir kere bu yazıya başlamış oldum, önceden uyarmalıydın, belki denerim, dedim ama günce tarzına adapte olamadım. Geliyorum finale.

Gece Sultanahmet’i tavaf eyledikten sonra Aksaray güzergâhına indireyim dedim. Pertevniyal Lisesi durağından Taksim’e çıkacağız.

Misafirim yapı itibariyle albenili, İskandinav güzeli olduğu her halinden belli ve kimin ölçüsüne göre sayılacaksa omuzdan tümden ve kısmi olarak dekolte elbiseli.

Ramazan ayı olmasının ne mahsuru var? Dinimiz hoşgörü-barış ve gayrimüslimlere saygı dini değil mi? Herkesin dini kendine. Dolmuşa el kaldırdık. Duraktaki diğer tek yolcuyu aldı ve bizi almadı. İkinci dolmuş geldi karanlıkta yavaşladı, otomatik kapıyı açtı, durumu fark etti, bana ters surat yapıp, arkada gelene binersiniz, diyerek gaza bastı.

Ağlamadım desem de inanmayın. Bana başka araç mı yok? Ona ağlamadım. “Beyler beyler bu vatana nasıl kıydınız?” diye ağladım. Kör inancın sirayet ettiği noktalara bakar mısınız?

Maçı bitirelim.

Bir taşla iki kuş vurmak istedim. İstanbul’un Plajlı bir merkez ilçesinde görüşmem olacak. Misafirimi plaja bırakayım dedim. Merkeze yakın olsun diye yakın güzergâhtaki plajlardan birine bırakacağım. Yerli esnaftan birisi bize tanıtım yaptı. Şu plajda ipini koparanlar olur, bunda taşkalacılar olur. Madem birlikte girmeyeceksiniz, hanım da yabancı, en iyisi siz Kadınlar Plajı’na bırakın, dedi ve uydum.

Misafirim yüzmüş, acıkmış. Dışarı çıkıp turistik merkezi ilçemizin merkezinde yemek yiyecek ve kahve içecek. Kapıda plaj görevlisi, hoop çıkamazsın!.. Deyip, kadını resmen alıkoyuyorlar. Neden? Ramazan ayındayız bu kıyafetle çıkamazsınız. Kıyafet dediği, benimle gelirken üzerinde bulunan sokak gezintisine uygun şort ve kapalı gömlekten ibaret. Ben eminim ki o turistik merkez olan köy halkı bir yobazlık sergilemezdi. Orada böyle bir şey görülmüş ve duyulmuş bir şey değildi. Çünkü turiste alışkınlar ve gelişkin bir ilçe içerisindeydi. Sorun, esnafın “ahlak polisliğine” teşvik edilmesiydi.

Bana bir mesaj ve koşuşturuyorum.

Misafirimi kapıdan alıyorum ve küplere binmiş durumda,

-Bu; rezalet, skandal ve utanç verici bir durumdur. Bunu yazacağım!.. Memleketimizin ali menfaatleri için turistimiz bizim yönden milliyetçilik yaptı ve yazmaktan vazgeçti.

Öleydim daha iyiydi. Gel de ayıkla pirincin taşını!

Misafirim, kendi mantalitesi açısından haklı. Bir plaj görevlisi nasıl bir insanı alıkoyabilir ki? Olsa olsa arkadaşım tembihlemiştir, diye bu sefer ters açıdan düşünüyor ve bana kızıyor.

Ben bir kez daha,  “Beyler beyler bu vatana nasıl kıydınız?” diye ağlıyorum. Kör inancın sirayet ettiği noktalara bir daha bakar mısınız?

Canım efendim, yüzümüzü güldüren hizmetlerle tatlıya bağlayalım.

Sarıyer’de bir müzik dershanesi yöneticisi Filiz Abla’m var. Bir de onun aracılığıyla dostluğunu kazandığım komşusu Kuaför Gürsel Hanım var. Misafirimizin bakım ihtiyacı için onların misafirleri kıldım.

Hizmet mükemmelin mükemmeli ve hesap sudan ucuz olunca, ben misafirimle papaz oldum. Kuaför sonrası yemeğe çıktık. Yemek kavgayla geçti. Vay efendim,

-Ben, Sosyal Demokrat bir politikacıyım. Sen, nasıl olur da hak ettiklerinden daha az hizmet bedeli aldırtırsın bir emekçiye?

- Vallahi, ben müdahale etmedim. Gürsel Hanım fiyattan çok kaliteyi ön planda tutan bir zanaatkârdır. Eh, bir ikram da yapmıştır, hakkı kalmamıştır… Desem de paranın az değil normal olduğu konusunda pek inandırıcı olamadım.

Teşekkürler iyi insanlar Filiz Abla ve Gürsel Hanım. Ülkemizde Hıdırlar, Filizler, Gürseller az değil…

Emeğin ve emekçinin kıymetini ve hakkını bilen turistimize veda:

“Sen ülkemizden uzaklaşırken biz, yüreğimize bıraktığın iyilik tohumlarıyla ‘hoşça’ kalıyoruz.”

Yine gel!

Etiketler: ,
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
    • Utanmazlık!10 Kasım 2017 Cuma 18:20
    • Atatürk’e Hakaret Eden Fethullahçıları Korumayı Bırakın!09 Kasım 2017 Perşembe 19:59
    • Haddini Bil Fethullahçı Şaklaban Engin Ardıç Efendi!08 Kasım 2017 Çarşamba 13:51
    • Nazlıgül Üsteğmen kendini neden vurdu?06 Kasım 2017 Pazartesi 18:21
    • İyi Parti’nin İşlevi: Tarihi Tekerrür Ettirmek03 Kasım 2017 Cuma 17:19
    • İyi Parti alternatif mi?31 Ekim 2017 Salı 12:55
    • Cumhuriyet'e sol lazım!29 Ekim 2017 Pazar 12:51
    • Liyakat25 Ekim 2017 Çarşamba 10:12
    • Yok mu Fethullahçı Örgütün Sempatizanı Rasim’den Hesap Soracak?23 Ekim 2017 Pazartesi 18:23
    • Popülizm Etkisi Avusturya’yı da Sağa Taşıdı19 Ekim 2017 Perşembe 11:36
    • 123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)