• BIST 101.892
  • Altın 189,041
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 25 °C
  • Antalya 25 °C

İstifa yetmez, suç varsa yargılanmalılar

Deniz YILDIRIM

Karşımızda sıradan bir parti varmış gibi davranma oyunumuzda bir hafta daha geride kaldı. Oysa sıradan bir parti yok; kendisini yeni devlet olarak örgütlemeye çalışan özelleşmiş bir iktidar grubu var. Parti-devleti de değil; partinin belirleyici değil, belirlenen olduğu bir süreç.

Kim belirliyor? Elbette Saray. Saray Rejimi kitabımızda da anlattığımız üzere, devlet, siyaset, ittifaklar ve bunun yanında da partiler bu süreçte belirleyen değil, belirlenen. AKP de bundan muaf değil. Bugün AKP’li eski Başbakan Davutoğlu’na MHP’li genel başkan yardımcısı “sen iktidarı yıpratmak mı istiyorsun?” sorusu sorabiliyor; AKP adına tek konuşmayı “liderimiz ne derse odur” açıklamasıyla HADEP eski genel başkan yardımcısı Metiner yapabiliyor. Dava, parti, gelenek, ahde vefa. Geçiniz; ittifaklar düzleminden bakarsanız da AKP yok, Saray belirliyor.

Bunun en açık kanıtı, son haftalarda “metal yorgunluğu” tartışmasıyla başlayan ve belediye başkanlarının istifa ettirilmesiyle - istifaya zorlanmasıyla devam eden süreçte yaşananlar.

Şu ana kadar Topbaş ile birlikte Düzce ve Niğde belediye başkanları istifa etti. İstifa ettirilen il ve ilçe başkanlarını söylemiyorum bile. Saymayı bıraktık.

İstifası istenen Ankara, Bursa ve Balıkesir belediye başkanları bir süredir basınç altında. Önce el altından mesajlar iletildi. İstifa kararı çıkmayınca Erdoğan son olarak Polonya dönüşü uçakta bu kişilerin istifasının beklendiğini isimleriyle birlikte ifade etti. Gazeteler “bedeli ağır olur” manşetiyle verdi. O arada Saray medyası bu kişilerle ilgili İçişleri Bakanlığı’nın elinde soruşturma dosyaları olduğunu yaymaya başladı; son olarak İçişleri Bakanı da bunu Meclis kürsüsünden dile getirdi.

İSTİFA VE YARGILANMAMA GARANTİSİ
Öyleyse şahsileşmiş parti ve devlet zemininde ilk saptama ve özet: karşımızda belirli suçları ya da suç dosyaları olduğu açıktan ilan edilen ve istifa etmezlerse bu dosyalarının işleme konmasıyla tehdit edilen “partili” isimler var. Yani “istifa et, yargılanmama güvencesi al” pazarlığı açık şekilde ilan ediliyor, medya üstünden yürütülüyor. Belli ki “direnen” başkanlar için şimdilik bu yetersiz; başka garantiler arandığı ortada.

Burada kritik nokta şudur: bir kişinin işlediği suçlar varsa bu yargının konusudur ve yargılanmalıdır, suçu yoksa da aklanmalıdır. İstifa, hukuki bir dokunulmazlık güvencesi olamaz.

Fakat başta ifade ettiğimiz “AKP yok Saray var, şahıslaşmış parti, şahsileşmiş devlet var” tezi çerçevesinde şunu söyleyebiliriz: artık kimin suçlarından dolayı yargılanabileceğine, kimin yargılanmama garantisi alacağına bir merkez karar veriyor. Buyrun size “bağımsız yargı”, buyrun size “hukukun üstünlüğü”.

Bugün ortada dönen tüm bu açık ifşa kampanyasına rağmen bir tek Cumhuriyet Savcısı bu belediye başkanları istifa ettikten sonra haklarında soruşturma başlatabilecek mi? Kriter budur. Yanıt da bellidir. Öyleyse sadece parti, devlet değil, hukuk da şahsileşmektedir. Adalet Sarayı değil, Saray adaleti düzeni kurumsallaşmaktadır. Artık kimin yargılanıp kimin yargılanmayacağına asıl olarak yargı karar vermemektedir. Yargı düzeni açısından da Saray Rejimi netleşmekte.

KAYYIM YAYILIYOR
Örneğin bugün Doğu ve Güneydoğu’da görevden alınan seçilmiş belediye başkanlarının yerine tam 93 il ve ilçede kayyım atanmışken ve bu belediye başkanları yargılanırken; AKP’li belediye başkanlarını suçları ya da haklarında suç isnatları varsa yargılanmaktan alıkoyabilecek bir istifa mekanizmasının yaratılması ne anlama gelmektedir? Bir kişinin görevinden istifa etmesi, onun yargı dokunulmazlığına kavuşmasının garantisi midir? Doğu’da görevden alma, kayyım ve tutuklama olarak işleyen süreç, AKP’li Batı belediyelerinde istifa, yerine AKP’li atama ve yargılanmama güvencesi olarak işliyorsa orada gerçek anlamda bir hukuk güvencesi kalmış mıdır?

Bu sorular yukarıdaki saptamalarımızı doğrulayan, yanıtları da içinde sorulardır. Kişiden kişiye, partiden partiye değişen bir hukuk sisteminin olduğu yerde kamusallık çökmüştür. Bu nedenle ısrarla “Türkiye’de kamu yok; özelleşmiş bir iktidar var” saptaması yapıyoruz. O özelleşmiş iktidar aygıtına yaklaşan maddi olarak da, hukuki olarak da kazanıyor; yaklaşamayan ya da uzaklaşan kaybediyor. Kamunun sonudur.

Gelinen nokta; AKP için de sonun başlangıcıdır. Parti içinde kendisini kurtarmak isteyenler ve kendisini yükseltmek isteyenler diye iki grup var artık. Bu gruplar birbirinin üstüne basarak yer edinmeye ya da kendini güvence altına almaya çalışıyor. Dava denilen şey, teşkilatların “davalardan muaf olma” kavgasına dönüşmüş durumda. Herkes birbirinin açığını arıyor; açığını ifşa etmek için zaman kolluyor. Taşlar yerinden oynatılıyor; hiç kimsenin güvencesinin olmadığı gösteriliyor. Süreç AKP teşkilatlarındaki “metal yorgunluğu”nu gidermek bir yana; arttıracak karakter taşıyor. Kazan düşündüğümüzden de fazla kaynıyor.

16 Nisan’da Başkanlık için Evet kampanyası yürüten belediye başkanları, il ve ilçe başkanları; Başkanlık’tan anlaşılanın kendi başkanlıkları olmadığını yaşayarak öğreniyor; öğrenecek. Verimli, yararlı, öğretici bir süreç. Unutmamak için not da alsınlar.

DOĞRU SİYASET HATTI
Peki bu ortamda ne yapılmalı?

Hep söylediğimiz üzere; bu ana muhalefet Erdoğan için Allah’ın bir lütfu. Savruk ve yenilmiş bir liderliğin etrafında toplanmış bir klik, Saray ne derse oraya onun minderinden yanıt vermeye çalışıyor; çalıştıkça da batıyor. “Sırbistan’dan gelen etler besmelesiz” çıkışı bunun son örneği.

Belediye başkanlarıyla ilgili süreçteki tutum da aynı. Ya Gökçek gerçekten seçilmiş ya da demokratik yollarla oraya gelip tutunmuş gibi bir “milli irade” vurgusu, ya da sosyal medyada trolleri aratmayan alaysı kampanyalar. Net apolitizm; net siyasetsizlik.

Bu konuda Halkçı tutum ne olmalı öyleyse?

Birincisi; bu kişiler, artık açıktan ilan edildiğine göre, haklarında suç isnatları ya da soruşturma dosyaları olan, yani direnirlerse yargılanabilecek, “ağır bedel” ödeyebilecek kişilerdir. Demek ki suça batmışlardır. Ve istifa karşılığı yargılanmama/dokunulmazlık teklif edilmektedir. Bütün siyasal kampanya buraya odaklanmalı; ülkenin en büyük 2 şehrinde bu partinin içine düştüğü büyük krizi derinleştiren bir siyaset geliştirilmeli. İktidar kendi başkanlarının suçlarını ifşa edecek haldeyse, bu suçlar görünürleştirilmeli ve yargılanmaları talep edilmelidir. Kampanyanın ana merkezinde istifa ettirilen belediye başkanlarının yargılanmaları talebi bulunmalı. Suçsuzlarsa yargıda aklansınlar; mahkeme sürecinde suç isnatlarını da belgeleri de kamuoyu öğrensin.

İkincisi; Saray medyasının açık açık yazdığı üzere bu başkanlar “soğan cücüğü yemek için” de görevi bırakmamaktadır. Bu başkanlar neler yemiş, neler yedirmiştir? Ne biliyorsanız çıkın, anlatın. “Parsel parsel” kamu arazileri kimlere tahsis edilmiş; hangi rant projeleri açığa çıkmış? Bütün bunları merkeze yerleştiren bir kampanya geliştirilmeli. Halktan hangi kamusal hizmetin esirgenmesiyle sonuçlanmıştır bu “soğan cücüğü siyaseti”? Halkçı bir kampanyayla anlatılmalıdır. Deprem toplanma alanları kimlere tahsis edilmiştir? Bunlar zorlanmalı; AKP’nin iç krizi, halkın asıl sorun alanlarıyla irtibatlandırılarak derinleştirilmelidir. Bu aynı zamanda, halkçı bir yerel yönetim alternatifinin görünür kılınması için de vesiledir.

Ve üçüncüsü; ülkede toplamda 100’ü aşkın belediyeye kayyım atanmışken ve yine ülkenin en büyük şehirlerinin belediye başkanları istifa ettirilirken yapılacak şey, derhal erken yerel seçim kararı alınmasını zorlamaktır. Madem bir temsil krizi var; buyrun sorunu “İrade-i Külliye” değil, “İrade-i Milliye” çözsün demek için ideal ortam var; Halktan, halkın iradesinden kaçacaklardır; buyrun yeni bir siyaset zemini. Çıkıp “milletin iradesinden neden kaçılıyor?” der, Saray Rejimi’ni elinde kalan son kozla, “çoğunlukçuluk” kozuyla mindere çeker ve bu kozu da kaybetmek üzere olduğunu gösterirsin.

Yapılacak olanlar belli; suçluların yargılanması talebi; hukukun kişiden kişiye değişmesini önleyen, yargı bağımsızlığını öne çıkaran bir adalet vurgusu; halkın zararına yürütülmüş projelerin halkçı bir kampanya ve yerel yönetim anlayışını gösterecek temelde ifşası ve son olarak erken yerel seçim minderine çekerek “milli irade”den kaçan, “çoğunlukçu” kozu kaybetmek üzere olan Saray Rejimi’nin zemininin daha da sarsılması. Hukuku, halkı ve cumhuriyeti savunan çizgi buradan kurulur. Bunu yapan Saray Rejimi’ne; bunu yapmayan Saray Rejimi’nde muhalefet eder. Referandum’da İstanbul ve Ankara’da Hayır çıktığını bilen, 90’larda bu iki şehrin belediyesini alarak gelen ve kendisini oradan modelleştiren bir iktidarın bugün o belediyelerle çözülme sürecinin başladığını gören kararlılık, kuvveti toplar, muhalefeti ve partileri buna uygun bir kadro, program ve stratejiyle yeniden yapılandırır. Zemin müsait, takım maça çıkmak isterse.


 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)