• BIST 117.466
  • Altın 161,670
  • Dolar 3,7901
  • Euro 4,6552
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 7 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 11 °C

İstiklal Caddesi’nin istikbaline ne oldu?

Sami Günal

Mümkün olsa her yazının girişine o yazının kısa hikâyesini de yazmak isterdim. Kimi yazarların böyle kısa anekdotlar koydukları da vakidir. Yine de bir not düşmek isterim ki “yazının hikâyesi” yazısı öyle her yazın türü için gitmez. Yavan kaçar. Hele de günlük bir eleştiri yazısı için. Hevesim var! İşte, bu yazıda böyle bir deneme yapmak istiyorum.

İstanbul İstiklal Caddesi üzerine bir şeyler karalama niyetim hâsıl olduğunda, aklıma birden bire yıllar yıllar öncesi Uğur Mumcu’nun, Ankara Kızılay semtine ait cadde, sokak ve bulvar isimlerinin tarihsel anlamları üzerine yazdığı yazısı düştü.

Zihnimde buğulanmış olsa da yazının ruhunu o günden bugüne dimağımda tutmuş durumdayım. Mademki bu vesileyle aklıma düştü, hem yeniden okumak hem de o felsefi anlatımların hazzına bir kez daha varmak istedim.

Cumhuriyet’in arşivine girdim, ne mümkün? Yıllar yılı arşivin sağlıklı çalıştırılması için Cumhuriyet’e yaptığım uyarılardan bıktım; arşiv ilgilileri ise bana karşı direnmekten bıkmadılar. Ne yapsam, nasıl bulsam? En iyisi, Uğur Mumcu’nun oğlu Özgür’e başvurmak! Fakat okyanusta iğne! Çocuğun hafızası mekanik değil ki şapadanak bulsun! Cevap verdi ki “um-ag” (Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı) yöneticilerinden Ali Murat İrat (Yazar-BirGün) bana yardımcı olabilecektir.

Gerçekten yazılarına da çok değer verdiğim Ali Murat, hızlı bir nezaket gösterisiyle kısa sürede yazıyı ulaştırdı. Nadir bir “yazma” bulmuş gibi sevindim. Yeniden edebi tatta bir nostaljiye kavuşacaktım. Heyecanla okudum ki enfes bir yazı. Hemen Özgür Mumcu ve Ali Murat’a duygularımı tekrar ilettim.

İstiklal Caddesi üzerine kafamdaki kurgulama tamamlanmıştı ama şimdi değişikliğe gitme hevesi içine girdim. Eğer ki becerebilip de İstiklal’i yazacaksam Mumcu’dan parçalar kullanma iştahım kabardı. Hatta mümkün olsa da yazıya kendimden bir ekleme yapmadan “konuk yazı” statüsünde tümden versem, dedim. İkisine de teşekkürler…

Karşı devrim hamlesiyle kimi isimlerin değiştirilmeye kalkışılmasını eleştirerek Kızılay’a döşenmiş, Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet tarihinin anılarını taşıyan cadde, sokak ve bulvar adlarının tarihsel anlamları ve kesiştiği değerler üzerinde teşbihler yapmaktadır yazı boyunca. Yazının günümüze de yansıyan yüzüyle “manifesto” niteliğindeki sonuç bölümünden iki paragrafı aktarmak isterim.

“Türkiye’de insanlar tuttukları yolları çok iyi bilmelidirler. Biz, Atatürk Bulvarlarında, Mithatpaşa Caddelerinde ve Selanik Caddesi ile Meşrutiyet Caddesi’nin kesiştiği yerlerdeyiz.

Bizler, Lozan Alanlarında, Abdi İpekçi Parklarında dolaşmaktayız. Yollarımız, hep ‘Atatürk Bulvarı’na açılmaktadır.”

İstiklal Caddesi tam bir yıldır felç durumda. Ne yürümek ne de gönül rahatlığıyla eğleşmek; ne mümkün ne de içten gelmektedir. Oysaki bir kentin marka değeri erozyona uğratılmaktadır. Stratejik noktaların inşaatlarında neden yoğunlaştırılmış istihdam programları uygulanmaz ki? Bir yılda değil zaten kurulu olan bir cadde, tümden bir şehir kurulurdu. Peki ne? Caddedeki iş makinalarının biçimsiz park halinin yarattığı yaya sıkışıklığı içindeki bir vatandaş yanındakine şöyle bir değerlendirme yapıyordu: “Bu kadar eziyet içinde insanların çağdaş yaşam alanlarını karartarak insanları sosyal hayattan soğutup çağdaş yaşamı hafızalardan silmek istiyorlar.” Caddenin yaşam alanı olmaktan çıkmasına mı yanarsın; toplumun her alanda kamplaştırılıp duygu parçalanması içinde olur olmaz düşüncelere kapılarak yaşamasına mı yanarsın?

İSTİKLAL CADDESİ NE Kİ?

Tıpkı Uğur Mumcu’nun anlattığı Kızılay caddeleri gibi İstiklal Caddesi’nin adının da tarihsel anlamı ve değeri vardır. Birinci Dünya Savaşı’nın işgal orduları, İstanbul’u işgal ederken çeşitli sevinç gösterileri altında eski adıyla “Cadde-i Kebir” olan şimdiki İstiklal Caddesi’nde karşılanıyordu 13 Kasım 1918’de. Cumhuriyet dönemine denk gelen 6 Ekim 1923’te işgal sonlandırılır. İşte bunun nişanesi olarak Cumhuriyet’in ilanından sonra Milli Mücadele’nin ve Milli Marş’ın adını taşır bu cadde. Yaklaşık bir buçuk kilometrelik uzunluğuyla İstanbul’un önemli ve adıyla değerli bir kent mobilyasıdır. Tam denk gelmişken eski bir kent mobilyası üzerine yazdığımız yazıdan bir bölüm alalım.

NEDİR KENT MOBİLYALARI?

Âdemin olduğu her yerde estetik arayışlar devreye girer. Bu estetik arayışlardır ki kent yaşamı içindeki “kent mobilyaları” kavramını doğurmuştur.

Şehrin içine bakıldığında zihne çarpan ilk nesneler, ufak tefek kent müştemilatları gibi görülse de şehir kimliğinin vazgeçilemez unsurları olan büyük parkları, binaları ve eş benzer kompleksleri de kent mobilyaları kapsamında görmek gerekir.

Kent mobilyaları bir şehrin kimliğidir. Uzun erimli yaşaması gereken unsurlar olarak tarihsel ve toplumsal hafıza yansımalarını her daim bize hatırlatırlar.

Bir kentin içerisinde o kentin ismiyle anılacak olan bir mobilyası yoksa o kent kent değildir. Tahıl ambarı gibi bir ruh arz eyleyen estetik duygulardan uzak, ruhların ince zevklerle inceltilememiş olduğu kalabalıklar diyarıdır orası.

Zenginleşmeyi sadece maddi değerlerle karıştırmayan gelişkin toplumlar, olanca maddi zenginleşmelerinin yanında kent mobilyaları dediğimiz klasik varlıklarını da koruyarak günümüze gelmişlerdir.

Kent mobilyalarından biri olan İstiklal Caddesi, İstanbul’un kalbidir. Ankara için Kızılay ne ise İstiklal Caddesi de İstanbul için odur. Caddeyi benimle olan ilişkisi çerçevesinde anlatmak istiyorum. Mekânları sınırlı tutacağım. Benim için önem taşıyan yine caddenin iç mobilyaları olan, bana sosyal yaşam yataklığı yapan birkaç mekânı betimlemekle yetineceğim. Sevdiğim lokantalarından, kafe, pastane, tarihi konsolosluk binalarından, “Mısır Apartmanı” gibi tarihi binalarından, inanç mabetlerinden, sokak sanatçılarından, ucuz ve renkli giysi pasajlarından, kitapçılarından, galerilerinden söz etmeyeceğim. Hele 24 saatlik aktif yaşam faaliyetlerinden hiç söz etmeyeceğim. Amacım kent mobilyası olması değeriyle anlattığım bu caddeme ne olduğunu sormak.

Taksim Meydanı’ndan başlayan İstiklal Caddesi, Tünel’e doğru inerken düz gibi algılansa da çıplak gözle pek de algılanamayan meyilli bir yapıya sahiptir. Bu nedenle Taksim girişinde bakıldığında İstiklal Caddesi “kuş bakışı” bir görüntü verir. Cadde boyunca akıp giden insan selini yüksek bir yapı üzerinde seyrediyormuşsunuz gibi kalabalığı hep kafa üstünde seyredersiniz. Tıklım tıklımdır. “İğne atsan yere düşmez.” teşbihinin tam da vücut bulduğu yerdir.

Ne zaman İstiklal’e varsam, o zaman İstanbul’da olduğumu duyumsarım. İçimi, tarihi bir kent içinde gezen turist heyecanı kaplar her daim. Bir zamanlar, caddenin en müstesna noktasında cadde cepheli, özel tahsisli emanet bir ofisim de oldu. İşin niteliği bir yana caddenin aşkıyla benden beklenmeyen bir şevkle işe gitmekten keyif de alır olmuştum. Caddenin en sevdiğim anları; yaz-bahar aylarının sabah güneşi altında ılgın rüzgârlar eşliğinde ve akşam güneşinin şefkatli ılığında yürümektir.

Zaman içinde aşinalaştığım, tanıştığım, gerektiğinde emanet eşyamı bırakabilecek düzeyde dostluklar kurduğum esnaf kitlesi de oluştu. Gel de benim caddem demeyiver!

Bir süre sonra oğlumu da cadde yaşantısı içine kattım. Tüm kültürel faaliyetlerimizin ana merkezi oldu İstiklal. Eğer ki şehrin başka bir yerinde takip etmemiz gereken bir aktivite yoksa -ki sinema yerimiz illa ki İstiklal’dir- hafta sonlarımız caddemizde geçer.

Oğlum, mümtaz müdavimlik kontenjanından(!) çocukluk sevecenliğinin avantajıyla zaman içinde İstiklal’in tanınan simalarından birisi oluverdi. Dönercisi tanır, profiterolcüsü tanır, dondurmacısı tanır, bowlingcisi tanır, tramvayın vatmanı tanır, resim galericileri tanır, tiyatrocusu tanır, piyangocuları tanır... Tanır oğlu tanırlar; en çok da sinemacıları tanır. Sinemaların içinden de en iyi Atlas Sineması tanır.

Bir sanatsever ve sinema düşkünü olması nedeniyle her hafta sonu kar kış demeden gelen küçücük bir çocuk, Atlas Sineması sahibinin dikkatini çeker ve kalabalığın içinde ezilmesin diye, onun bu düşkünlüğünü ödüllendirmek için kendisine bir loca tahsis edilir. Bu nedenle Atlas Sineması’yla aramızda bir duygusal bağ vardır. Gideceğimiz bir film Atlas’ta oynatılıyorsa burnumuzun dibindeki sinemaları tepeler de Atlas’a varırız.

Aslında Atlas ve acımasızca yıkılan Emek Sineması, çocukluğumun geçtiği Anadolu kentinin mobilyası niteliğindeki sinemalarıdır. Atlas, Burç Sineması’nın; Emek’se, Arı Sineması’nın mekân olarak zihnimdeki o şehir sinemalarının kopyasıdır. Duygusalım! Tarihin klasik ürünleri olan bu salonlar, kokusuyla, genel atmosferiyle tılsımlıdır. Bu tılsımların büyülü etkisinden kurtulabilmek zor!

Yine, caddenin mobilyalarından birisi olan tarihi Hazzopulo Pasajı’ndan söz etmeliyim. Pasaj denince öyle çok katlı bir yapı anlaşılmasın. Tek katlı, içi çepeçevre dükkânlarla sarılı, ateş körüğüne benzeyen girişi darboğaz olan, ortası açık bir meydandır. Burası da zihnimde çocukluğumun yine başka bir Anadolu kentindeki enfes fırın tavalarının yenildiği tarihi Kasaplar Çarşısı’nı temsil eden bir yapıdır. Her nedense önsel olarak başka bir mekân canlanmaz da Hazzopulo Pasajı denilince içindeki mekânlardan biri olan tarihi “Şapkacı Katia” canlanır gözümde.

Hazzopulo çift kapılıdır. İçindeki meydan L uzantılı bir geçit şeklindedir. Meydanında kısa boy tahta masa taburelerine oturup çayınızı, kahvenizi sohbet eşliğinde yudumlayabileceğiniz bir dinlenme yeridir burası. Düşkünlüğünüz ya da hediye alma niyetiniz varsa kalkıp gümüşçüleri, aksesuarcıları dolaşabilirsiniz... İstiklal Caddesi kapısından girdiğinizde meydanın arka kapısından Meşrutiyet Caddesine çıkarsınız.

Uzatmak mümkün ancak yerimiz dar. Biran önce caddemi istiyorum. Aksi takdirde kalabalıklar içindeki o vatandaşın öfkeli yorumu zihnimde asılı kalacak.


 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)