• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 32 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 28 °C

İvan İvanoviç’ler aramızda

İvan İvanoviç’ler aramızda
Nazım Hikmet’in 1955 yılında Moskova’da yazdığı "İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu" adlı oyunu 1990’lı yıllarda Türkçeye çevrildi ve ilk kez Kenan Işık yönetmenliğinde sahnelendi. şairliğinin aksine Nazım Hikmet'in oyun yazarlığı hep tartışılmıştır.

Metin BORAN

Nazım Hikmet’in 1955 yılında Moskova’dayken yazdığı ‘İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu’ adlı oyunu, aynı tarihlerde bir tiyatro tarafından sahnelenir, gösterimde kaldığı sürece yoğun tartışmalara sebep olur ve hemen gösterimden kaldırılır. Oyun, bürokratik-kastlaşmış devlet yapısına eleştirel bir yaklaşım içermektedir.  Türkiye’de basımı uzun yıllar geciktirilen oyun, Fransa’da bir dergide ve Sofya’da kitap olarak basılır.

‘İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu’, 90’lı yılların başında Türkçeye çevrilir ve ilk defa Kenan Işık yönetmenliğinde Bakırköy Belediye Tiyatroları tarafından 1990 yılında sahnelenir. Nazım Hikmet’in bir şair olarak oyun yazarlığı hep tartışma konusu edilmiş ve oyunlarının dramatik yapısı, kişilerin özellikleri, dil bütünlüğü ve olay kurgusu zayıf bulunmuş, şairin oyun yazarlığına ilişkin haklı haksız eleştiri yazıları kaleme alınmıştır. Nazım’ın adı geçen eseri de bu anlamda gerek içerik, gerekse biçimsel olarak tartışılmış, ancak bu tartışmalar, oyuna, yönetmenlerin ilgisini çekememiştir. Tartışmalar sonucu Türkiye tiyatro ortamı oyuna karşı ilgisiz kalmış ve bir anlamda eser ihmal edilmiştir.

Oysa ‘İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu’ sahnelediğinde güncel, evrensel içeriği, biçimsel kurgusu ve anlatım tarzıyla sahneleme ve reji olanağına fazlasıyla sahip olduğu görülecektir. Tıpkı bu sezon Tiyatroadam’ın sahnelediği gibi… 

Tiyatroadam, bu sezon onuncu yılını kutluyor. Kuruluşundan bu yana yerli ve yabancı yazarların, toplumsal içerikli, kurgusu sağlam, çağdaş oyunlarını seyirci ile buluşturan topluluk, bu sezon Nazım Hikmet’in İvan İvanoviç’ini, uzun bir aradan sonra, deneyimli oyuncu Emrah Eren’in yönetmenlik yorumuyla sahneleyerek otoriter eğilimlere yönelen güç ve iktidar odaklarına bir tepki olarak karşımıza çıkarıyor.              

Oyun bir taşra kasabasında iyi niyetli, çalışkan, insanlara yardımcı olmayı seven, kibirsiz, işini severek yapan bir devlet memuru olan Sergey Konstantinoviç  Petrof’un, otoriter İvan İvanoviç tarafından baskı ve şiddetle nasıl işini yapamaz hale getirildiği ve hiçlendiği üzerine kurgulanmış…             

İvan İvanoviç, beraberindeki  soytarı ‘Hasırşapkalı’ dan da  güç alarak, dairesinde farklı bir yönetim anlayışı hedefleyen Petrof’a sürekli öğütlerde bulunur, baskıcı olmasını, hiyerarşisini belli edecek bir aura yaratmasını, yardımsever olmanın faydasızlığını, idare anlayışında iyiliğin lüzumsuzluğunu vs.. .  Bu düşmanca öğütler karşısında ikilem içinde kalan ve kendi içinde bir değerler çatışması yaşayan Petrof çıldırma aşamasına geçer ve önce değerlerini sonra kendini kaybeder…  Ve yaslandığı halkı temsil eden ‘Kasketli’ bile o‘nu kurtaramaz.             

Bu üç perdelik oyunu, yönetmen Emrah Eren (anlatımı yoğunlaştırmak için olacak) kısaltarak, metnin düşünsel yorumundan derlediği tematik özünü etkin bir biçimde ortaya koymayı hedeflemiş. Ancak, Barış Dinçel’in, mekaniklik ve ruhsuzluğu vurgulayan, metalik renkte ve demonte dekor tarzı, Yüksel Aymaz’ın hızlı lokal geçişleri imleyen, esnek ışık yorumu ve Esra Yurttut’un hareket düzeni ile kurguladığı anlatımı görsel olarak desteklemeye çalışan Eren’in, bu amacını gerçekleştirirken belirgin bir ikilem yaşadığı izleniyor. Anlatım tarzı mı, içeriğin öne çıkartılması mı? 

Öncelikle teknik unsurların bu türden kullanımı oyunun epik anlatım tarzına uygun sahici bir tercih içerse de bu haliyle oyunun özüne ve içeriğine yeterince vurgu yapılamadığı ortaya çıkıyor oyunda. Oysa, oyuncuların abartısız, itinalı ve ölçülü performansları, tercih edilen teknik görselden bağımsız olarak içeriğe vurgu yapan bir anlayışın dışavurumu olarak karşımıza çıkıyor.         

Bu anlatım tekniği ve içerik çatışmasının dışında İvan İvanoviç’te Emrah Eren’in yorumu ile ortaya çıkan başka bir yanılgı var; o da erdem, ahlak ve sınıfsallık sorunsalı. Eren, yorumunu ahlak, erdem ve insandaki zaaflar üzerine kuruyor, oysa oyunda zımni ya da sarih bir sınıfsallık söz konusu. Eren sanırım içinde yaşadığımız günlerin politik atmosferini ve yaşanılan sosyal mağduriyetleri dikkate alarak, son yıllarda gündem de olan ve epeyce yozlaşmış ve dejere olmuş ahlaki kodlara dikkat çekmek için bu gerçekliğe vurgu yapmayı tercih ettiği düşünülebilir. Fakat bunu öne çıkarırken diğer yandan bu ahlaksızlığın ve pespayeliğin sınıfsal arka planını örtüyor ya da yok sayıyor. Bu tutum da liberal egemen söyleme içkin bir reji yorumu olması bakımından başka bir güncel gerçeklik içeriyor… Bunu da ayrıca belirtelim.            

Haksızlık olmasın, Emrah Eren’in yönetmenliğinde iyi analiz edilmiş, ayrıntılı düşünülmüş, emek verilmiş yorumlanmış, özenle sahnelenmiş bir oyun olarak İvan İvanoviç, Tiyatroadam’ın gösterim üslubuna ve tiyatral tavrına uygun bir konseptle sahneye taşınıyor. Eksiğini, fazlasını, doğrusunu yanlışını görmek ve farklı bir seyirlik tadı almak için görülmesi gereken bir yapım.           

Özellikle oyunda sorumluluk üstlenerek görev alan ve sahici bir takım oyunculuğu ile sahneye çıkan  Aşkın Şenol, Baransel Gürsoy, Berk Yaygın, Deniz Özmen Fatih Koyunoğlu, Gökhan Azlağ ve Pınar Tuncegil özenli ve samimi  iyi düşünülmüş oyunculukları ile ortaya çıkan canlı, yaşayan, yaşamayan şahsiyetleri görmek ve ‘İvan İvanoniç  Var mıydı Yok muydu’ diye sormak için… 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)