• BIST 102.381
  • Altın 198,996
  • Dolar 4,7340
  • Euro 5,5428
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 24 °C

Jeopolitik Saflaşma İçinde Afrin ve Rusya

Deniz YILDIRIM

Afrin Operasyonu 10'uncu gününde. Bu süreçte operasyonun askeri ayağına ilişkin epey değerlendirme yapıldı, yapılıyor. Diğer yandan yine bu 10 günde dünya jeopolitiğinde aktörlerin stratejik pozisyonları ve çelişki eksenleri daha da görünürleşti; bakmakta yarar var.

Bu neden önemli? Emperyal/büyük devletler askeri hamle yapmadan fakat onun gücünü arkalarında hissettirerek, sahip oldukları diğer etki ve müdahale kapasiteleriyle belirleyici olmaya ve kendi stratejileriyle uyumlu bir oyun sahası yaratmaya çalışırlar. Buradan bakarsak, geride kalan süreçte, genel olarak Suriye ama özelde de Afrin’de aktif olan uluslararası aktörler açısından durum nedir?

Rusya üstünden gidelim. Görünen, Suriye denklemindeki en belirleyici aktör Rusya, kanıtlandı. Rusya’nın Afrin özelinde bir stratejisi mi var, yoksa Afrin’de genel Suriye ve dünya stratejisine uyumlu taktik bir hamle mi yapıyor? Yanıtımız açıkça ikincisidir. Rusya için taktik hamle Türkiye’nin güvenlik hassasiyeti çerçevesinde Afrin operasyonuna göz yummak oldu. Ana stratejiyle uyumlu bu taktik hamlenin amacı nedir?

Rusya bu taktik hamleyle ABD ile Türkiye, yani iki NATO üyesi ülke, hem de askeri açıdan NATO’nun en ileri seviyedeki iki ülkesi arasında halihazırda belirginleşen çelişkileri daha da keskinleştirdi. ABD ile Türkiye arasındaki mesafeyi derinleştirdi. Nitekim bu süreçte Beyaz Saray’dan yapılan bir resmi açıklamayla açıkça bir “Türk-Amerikan güçlerinin çatışması” olasılığından söz edildi. İki NATO üyesi ülkenin çatışması olasılığı daha önce hiç bu kadar açıktan seslendirilmedi. Trump-Erdoğan görüşmesi bu sertlikte sürdürülmüş, ABD tarafının ısrarlı açıklamaları bu yönde.

Diğer yandan Rusya bu taktik hamleyle ABD’nin uluslararası sahadaki stratejisizliğini görünürleştirdi. ABD’nin emperyalist bir devlet olarak stratejisizliği, genel olarak içinden geçtiği kriz aşamasına özgü. Bu kriz, aynı zamanda uluslararası çelişkileri ve çatlakları ABD emperyal devlet aygıtı içinden geçiriyor ve aygıt bütünselliğini yitirmiş şekilde akamete uğruyor.

ABD devlet yetkililerinin ortak bir Suriye ve Afrin politikası/söylemi geliştirememesi, bu bölünmüşlüğü daha da açığa vurdu. Pentagon’un yaptığı açıklamayı Dışişleri, Dışişleri’nin açıklamasını Beyaz Saray sözcüsü yalanlıyor. Ve hatta kamuoyu önünde “gidin onlara sorun” demeye başladılar. Rusya’nın ikinci stratejik kazanımı bu: ABD devlet aygıtı içindeki bölünmüşlüğü daha da görünürleştirmek. Ama aynı zamanda Trump ile birlikte ABD’de dış politikanın giderek Pentagon tekeline girdiğini ve Amerikan hariciyesinin de devre dışı bırakıldığını hatırlatmak gerekiyor. Bu niye önemli? Bir yandan dünyada uluslararası ilişkilerin daha da askerileşmesine, diğer yandan içeride Rusya destekli olmakla suçlanan Trump yönetiminin Rusya’ya karşı kendisini temize çıkaracak hamlelere yönelme ihtimaline işaret ediyor, bu yüzden.

Bunun Rusya’ya ne katkısı olur? Birincisi, çok yakın zamanda Rusya’da devlet başkanlığı seçimi var ve bütün bunlar iç siyasette Putin’in elini epeyce kuvvetlendirecektir. İkincisi, Atlantik bloğuna yakın aktörler arasında “güvenlik ve istikrar” merkezli kaygılarla Rusya-Çin-İran hattına doğru kopuşları ya da tarafsızlaşma girişimlerini hızlandırabilecektir. ABD’nin uluslararası hegemonya örgütlemekte zorlanması, etrafındaki ittifaklar üzerinde sorgulatıcı/dağıtıcı bir etkide bulunuyor. Dolayısıyla bütün bu gelişmeler Rusya ve etrafındaki yeni jeopolitik bloğun stratejisine katkı sunuyor. Ama bu yetmez. Rusya bloğunun aynı zamanda bir yeni “Pax”a, işleyen ve sınanmış bir “Rusya-Çin-İran Barışı” modeline ihtiyacı var ve bunun için en uygun yer Suriye.

RUSYA'NIN DEZAVANTAJLARI
Rusya’nın bu hedefe ulaşması açısından şimdilik üç dezavantajının olduğu görülüyor ve hepsi bir şekilde Afrin/Kürt Sorunu ile bağlantılı. Birincisi, İran’ın Suriye’de Esad yönetiminin politik çerçevesi içinden Afrin’i okuması ve açıklamalarını be temelde sertleştirmeye başlaması. Bu da Rusya’nın Suriye siyasetindeki en önemli müttefiklerinden olan İran ile ittifakında dışa dönük ilk çatlak görüntüsünü oluşturuyor. ABD bundan memnun.

İkincisi, Rusya Soçi Zirvesi ile birlikte Suriye’de siyasi çözüm sürecinin ana aktörü olmayı yeni uluslararası kuvvet dengesi açısından en önemli prestij/etki mücadelesi olarak okuyor. Dolayısıyla IŞİD’in yenildiği, Esad yönetiminin yeniden Suriye’nin çoğunluğunda hakimiyet tesis ettiği ortamda “savaşı bitiren”, “barışı getiren”, yani “düzen kuran” ülke pozisyonuna yerleşmek istiyor. Suriye öyle bir denklem haline geldi ki; Suriye’de “düzen kuran”, yeni dünyada da düzen kurma potansiyelini kanıtlayacak artık. Suriye’deki siyasi sürecin hangi kuvvet merkezi tarafından nasıl sonlandırılacağı bu nedenle sadece Suriye ile ilgili bir mesele değil. Bu bir açıdan kimin yeni düzende kendi “barış”ını modelleştireceğiyle de ilgili bir konu bu. Dolayısıyla bir tür “Pax Russia – Rusya Barışı” test edilecekse Suriye’deki askeri sürecin hangi siyasal hamlelerle/çözümlerle tamamlanacağı da kritik konu. Nitekim Türkiye’nin operasyonu hızlandırması, tam da yaklaşan bu çözüm süreci içinde kendi pozisyonuna göre kazanımlar elde etme arayışıyla da ilgili.

Tam da bu noktada Kürt sorunu gündeme geliyor. Kürtler Suriye’de uluslararası kuvvet dengelerindeki çatlaklardan yararlanarak önemli bir pozisyona ulaştı. ABD, Rusya ve İran etkisini kırmak için ve Türkiye üzerinde basıncı arttırmak amacıyla PYD’yi Suriye’deki en ayrıcalıklı müttefiki haline getirmeye çalışıyor. Yoğun silah ve mühimmat sevkiyatının Suriye’deki IŞİD tehdidi neredeyse sona ermişken sürmesi bunun kanıtı. Türkiye, Irak ve Suriye merkezi hükümeti karşısında “sınır güvenliği” sağlayacak ordu türü oluşumlara destek vereceklerini açıklamaları da tüm bölge aktörlerinin elini kuvvetlendirdi. Rusya “ABD Suriye’yi bölmek istiyor” tezini daha da güçlü seslendirmeye başladı.

Fakat Rusya, Suriye’de Kürtleri de kaybeden bir taktik çizgiye teslim olmak istemiyor. Soçi görüşmelerinin ve bir “Pax Russia”nın en önemli bileşenlerinden birisi, ABD’nin Körfez Savaşı sonrası Irak’ta getirdiği “Kürt çözümü”nün karşısına Suriye’de bir başka “Kürt çözümü” ile çıkmak olacak. Bu nedenle Rusya’nın Kürt meselesine stratejik yaklaşımıyla Türkiye’nin yaklaşımı arasında önemli ayrılıklar var. Ve yakın vadede Suriye’de bir siyasal çözüm masası kurulduğunda bu çelişkinin nasıl ve kim/kimler tarafından hangi araçlarla yönetileceği belirsiz. Dolayısıyla ikinci dezavantaj, Rusya’nın hem Suriye Kürtlerini hem de Türkiye’deki iktidar bloğunu aynı anda kendi stratejisi içinde nasıl uyumlulaştıracağı konusunda bir taktik plana henüz sahip olmaması. Ya da görünen bu.

RUSYA VE KÜRTLER
Rusya Kürtleri kaybetmek istemiyor. Fakat Afrin operasyonuna izin vermesi, ardından da Türkiye’nin Soçi katılımcılarıyla ilgili ambargo uygulama tutumuna onayı karşısında Kürt kanadının Suriye’de Rusya’nın pozisyonundan daha da uzaklaşıp ABD pozisyonuna daha da bağlanma ihtimali var. Kürt temsilcilerin Soçi’ye katılmama kararı da bunu tamamlıyor. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde Rusya’nın Suriye stratejisi içinde karşılaşacağı en temel sorunlardan birisi, Kürt sorununun Suriye’de nasıl siyasi çözüme kavuşturulacağı konusu olacak. ABD’nin bugün Suriye’ye iç müdahalesinin sahadaki en etkin aracı olarak sadece PYD kaldı; Rusya bu kartı mutlaka ABD’nin elinden almak zorunda olduğunu hesaplıyor.

Üçüncü çelişki ise, Türkiye’nin askeri operasyonunun en önemli bileşenlerinden birinin CIA desteğiyle kurulan, Suriye İç Savaşı’nda büyük suçlar işlemiş çetelerden oluşan ve Suriye’nin birliğine çomak sokmuş Özgür Suriye Ordusu olması. Bunun devamında da Türkiye’de özellikle Erdoğan yönetiminin Esad’a karşı savaşın başındaki tezlerle ilerlemeyi sürdürmesi. Bunlar Suriye’de “Rusya Barışı” dediğimiz sürecin yakınken uzaklaşması ihtimalini doğuruyor. Dolayısıyla Rusya için en makul hamle, Türkiye’nin denetimine sokulmuş bir ÖSO karşılığında Türkiye’nin yeniden Esad yönetimiyle masaya oturması ve görüşmesi olacak. Erdoğan yönetimi buna direniyor. Buna karşın Erdoğan etrafında içeride oluşan Milliyetçi Cephe’nin asker kanadında, Ulusalcı siyasal çevrelerde bu fikir baskın bir şekilde ifade ediliyor. Rusya’nın kendi etrafında yeni dünya düzenine armağan etmek istediği bir “Rusya Barışı”nı Suriye’de Erdoğan yönetiminin tercihleri yüzünden riske atmak istemeyeceği, böyle bir aşamaya gelindiğinde Milliyetçi Cephe içindeki bu çelişkilere oynayacağı ve tercihini bu çerçevede yapacağı. aşikar. Erdoğan yönetiminin ABD ile bağları koparamamasının, Rusya’ya doğrudan güvenememesinin altında yatan, ABD’ye mesajlar gönderen pozisyonunun arkasında biraz da bu okuma var.

Özetle hem ABD hem de Rusya bir yandan Türkiye’yi kaybetmemek, diğer yandan da Suriye denkleminde Kürtleri kendi tarafına/çözümüne çekmek gibi iki çelişkili gibi görünen pozisyona çare üretmek zorunda. Yakın geleceği, bu ana aktörlerin her iki konuda birbiriyle uyumlu ve elbette kendi büyük stratejileriyle de çelişmeyen bir taktik hamle geliştirip geliştirememesi belirleyecek. Ya da bunu hangisinin geliştireceği.

Bu noktada ihtimaller var, yine yazarız. Fakat bu tabloda Türkiye’nin stratejisi nedir?

Görünen, az önce belirttiğimiz ana aktörler arasındaki ve ana aktörlerin Türkiye ile Suriye Kürtlerini aynı anda tatmin edecek bir çözümü geliştirememesi faktörleri arasındaki çelişkilerden yararlanarak güvenlik koridorunu genişletmek. Diplomatik çelişkilerle askeri kazanıma yönelmek…

Ana aktörlerin yaptığıyla tamamen farklı.

Ne yapılmalı?

Yapılacak olan belli. Türkiye, kendi güvenliğini sağlamak için komşu ülke Suriye’ye sınırı olmayan devletlerin ana stratejileri içinde çatlaklar aramak ve komşu ülke aleyhine oluşmuş yapılardan yararlanmak yerine, Suriye yönetimiyle görüşmeli ve Kürt kartını emperyal devletlerin elinden alacak stratejik çıkışlar geliştirmeli. Türkiye’nin ve Suriye’nin birliği, barışı, huzuru ve güvenliği için başka bir yol görünmüyor. 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)