• BIST 106.239
  • Altın 161,483
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 15 °C

Kahve dükkanlarında çoğaltılan kapitalizm

Kahve dükkanlarında çoğaltılan kapitalizm
Kahve kolayca içip tüketebileceğiniz, insana zevk veren bir ürün. Kahve ideası var olduğu müddetçe ve insan prizmalar dünyasından bakmayı öğrenemedikçe kapitalizm ereklerinin ötesinde bir cennette yaşamaya devam edecektir.

Çağdaş Gökbel 

Issız ve belirsiz bir yönden,

Yalnızca kötü meleklerin bulunduğu,

Kara bir taht üzerinde hüküm süren,

GECE adlı hayaletin olduğu,       

Bu topraklara yeni vardım…(Edgar Poe)

Tekinsiz hayaletler sokağına benzetiyorum kapitalizmin girdiği her deliği. Edgar Poe’nun Düşsel Ülke adlı şiirindeki GECE adlı hayaletin us evreninde nasıl vücut bulduğunu ideoloji perdesinin ardından tüm çıplaklığıyla görüyorum. Unutma nerede insan çoksa orada çılgın tüketim tapınakları kurulmuştur. Hareketli bir prizmaya benzer, şu otomatik camlı kapılar. Kapı sizi algıladığında ardına dek açılır, girdiğiniz yer global ölçekli bir kahve dükkanıdır. Peki sadece global ölçekli bir kahve dükkanı mı girdiğiniz o yer?

Bu sorunun cevabı klasik iktisat disiplini ve ekonomik parametreler ölçeğinde kuru bir evettir. Ancak bunun basit bir kahve dükkanı olmadığını anlamanın tek yolu zihninize yerleştireceğiniz prizmadan geçmektedir. Bildiğiniz üzere prizma ışığın kırılmasını sağlayan küçük bir araçtır. İdeoloji; zihin dünyanıza yerleştirdiğiniz bu küçük araç sayesinde kırılmaya uğrayacak (çürüyecek ya da bozulacak) ve neticede görmeyi başaramadığınız salt gerçekliğe ulaşma imkanını size verecektir. Kapıdan girdiğinizde size gülümseyen genç kız, karşıda duran ışıklı şömine yalanı ve etrafınızdaki renkli Jungle yani bu dev orman hepsi kaybolmanız için tasarlanmıştır. Hareketli kapıdan girdiği anda birey dönüşüme uğrar ve kendini bu balta girmemiş ormanın tek sahibi olarak hisseder. İleri endüstri toplumunun basit kölesi artık sıradan bir kahvehanede içeceği kahvenin birkaç katı ücret ödeyerek kendine fantazmatik bir fanus satın alır. İşaretler ve göstergeler hepsi örselenmiş cinselliği çağrıştırır. Şirketlerin iletişim profesyonellerine özel olarak tasarımlattığı; logo, maskot ve diğer semboller kahve imparatorluğunun örtük panteonlarıdır. Kasada duran güzel kadın sanki sizin olacakmış hissini verir. Elbette üzerindeki özel üniforma ile şirketin size özel olarak sunduğu bir köledir. Self servis denen ve sistemi fazla elemandan kurtarmanın küçük kurnazlıkları da kölenin var olan durumunu değiştirmez. Mikro ölçekli bu amprik izlenimler şaşmaz postülalardır.

Unutmamak da fayda var bireyden genel ekonomik yapıya ulaşmak sağlıklı bir akıl yürütmenin önemli bir aktörüdür. Hegelci eytişim tikelden, evrensele ve evrenselden tikele yol alırken bizim yegane destekçimiz olmaya devam edecektir. Mutfağın arkasındaki dünyayı görebilmenin tek şartı prizmalar şeklindeki bilinç dünyamızdan geçmektedir. Kahveci de çalışan ve yabancılaşmanın sonsuz boyutundaki evreninden herhangi birini yaşayan zavallı çalışan artık bir proleter değildir. Kısacası; proleter dahi olabilecek kabiliyete sahip değildir. Kendini yücelttikçe yücelten ve mekanın sahibiymişçesine yaltaklanan basit bir canlı formu haline gelir.

Bu tip işletmelerde ya da tröstlerin mikro ölçekli şubelerinde bitmek bilmeyen bir hiyerarşi ağı vardır. Bu ağı fark edebilmek için prizmayı tezgahın hemen ardına doğrultmanız ve kendinizi spot ışıklarından sakınmanız gerekmektedir. Zizek bunu paralaks olarak ifade eder. Küçük bir kesit vardır her zaman gerçeği fark etmenizi sağlayan. Bu küçük kesitin adı kısa devredir. Bunu kültür endüstrisinin müzikli dünyasına çoktan hapis olmuş bir bireyin görmesi oldukça zordur. Bu yüzden tekil olarak devrimci bir proleterin içerideki meslektaşlarını örgütlemesi oldukça zordur. Çünkü tipik bir biçimde faşist hiyerarşik yapı hakimdir bu şirketlerin içerisinde.

Küçücük bir kahve dükkanından nerelere geldiğimizin hayretini yaşadığınızı biliyorum. Unutmamak gerekir küçük ve basit görünen her şeyin içerisinde basit yaşamlarımızı etkileyecek boyutta devasa büyüklükteki bir çarkın mekanizması yatmaktadır. Bu mekanlarda çalışan insanları kaçınılmaz bir konformizm beklemektedir. Bu felsefi incelemenin sonu da kaçınılmaz bir biçimde Platon’un idealar dünyasına doğru evirilmektedir. Faşist praksis bu mekanların iliklerine kadar işlemiştir. Bireyin özgür aklını reddeder. Kaba bir standartlaşmayı hem çalışana hem de tüketene dayatır. Yazdıklarıma itiraz edip histerik krizlerle tepki vererek, bunun liberal bir özgürlük patlaması olduğunu iddia edebilirsiniz. Liberalizmin makyajlanmış faşizm olduğunu bilmeyenler pek ala bu türden yanılgılara kapılmakta özgürdürler.

***

İçerideki hiyerarşi yabancı nosyonlarla allanıp pullanır. Sıradan kahvecinin adı artık baristadır. Bunun hemen ardından süpervisor ve türevleri gelir. Çok kültürlü, çok şenlikli dev bir sirkin içindesiniz artık. Yükselmenizin tek şartı koşulsuz itaattir. Sadece itaat yetmez kendini Türkçe olmayan bir kalıbın arkasına saklayan narsist müdürünüzle yatmanız dahi gerekebilir. Karşınıza çıkan bu yapının klasik faşizm olduğu tartışmasız bir gerçektir. Üzerinize takılan yıldızlar ya da o söylemeyi bile başaramadığınız unvanlar sizi şirketin başarılı bir komiseri yapar. Tüm bunlar elbette ki kendi antagonizmasını mevcut bu konformist yapıya rağmen yaratır. Antagonizmayı hafifletmek için ise kapital kendi faşist hiyerarşisini kurmuştur. Zaten neo liberal dönemin, de regülasyon politikaları bunun için işlemiştir. Kurallar vardır ancak sadece kapitalin lehine olmak kaydıyla.

***

Çalışanların mikro boyutlardaki makro sorunlarına eğilirken içeriye giren adamı bir süreliğine unutmuştuk. Hareketli ve camlı kapının ardında, geçmişten gelen bir hikayeyi anımsarsınız. ‘Açıl susam açıl’ ucu bucağı görünmeyen bir hazinenin içinde insan kendini kaybeder. Artık kahve olmayan değişik tatlardaki bol şekerli hazineyle kavuşmanın vakti çoktan gelmiştir. İleri endüstri toplumun yeni mitosları bu mağaranın içerisindedir. Satın alma işlevi sıradan bir ritüel haline gelir. Bu arada siz çoktan statü sahibi yakışıklı bir delikanlı ya da alımlı bir kadın durumuna gelirsiniz. İçme ediminin kendisi seksüel bir edimi çağrıştırır. Buz gibi ve çok tatlı akışkan bir sıvıyı dudaklarınızda hissedersiniz. Daire biçimindeki plastik aracın içerisinden geçen pipetin muazzam bir icat olduğuna artık hemfikiriz. Neticede mağaraya girdiğiniz anda içinizde saklı olan agalmaya çoktan ulaşırsınız. Mağarada gördüğünüz her gölge kapitalizmin dev işleyişinin idealar dünyasındaki basit birer yansımasıdır. Kahve kolayca içip tüketebileceğiniz, insana zevk veren bir ürün. Kahve ideası var olduğu müddetçe ve insan prizmalar dünyasından bakmayı öğrenemedikçe kapitalizm ereklerinin ötesinde bir cennette yaşamaya devam edecektir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
    • Erdebil’de Muharrem Belgeseli Üzerine (1)16 Ekim 2017 Pazartesi 12:32
    • Türkiye solunun kısa tarihi bu kitap içinde13 Ekim 2017 Cuma 22:40
    • Ben Hıristiyan değilim ama ilahi olan herşeye ibadet ediyorum07 Ekim 2017 Cumartesi 13:52
    • TEOG bahane, oyun şahane (2)07 Ekim 2017 Cumartesi 13:03
    • Dindarlık mı cehalet mi?04 Ekim 2017 Çarşamba 12:40
    • O tartışmayı bir de böyle okuyun: Semih mi, Meltem mi?04 Ekim 2017 Çarşamba 12:29
    • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
    • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
    • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
    • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
    • 123456
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)